ERİKSONUN PSİKOSOSYAL GELİŞİM KURAMI. Erikson önceleri psikoseksüel kuramı benimsemiş fakat zamanla bu kuramın eksik yanlarını fark edip kendi kuramın ortaya koymuştur. Kuramın temelin Freud’un görüşlerinden faydalanarak oluşturmuştur. Erikson, epigenetik bir yaklaşımla kişilik ve benlik gelişimin açıklamıştır.
Eriksonun psikososyal gelişim dönemleri ölçeğinin dil eşdeğerliğini. sağlamak üzere yapılan, Türkçe ve İngilizce uygulamaları arasındaki pearson. momentler çarpım korelasyonu katsayıları, Güven alt ölçeği için r =. 84, Özerklik alt ölçeği için r = .86, Girişimcilik alt ölçeği için r = . 83, Çalışkanlık
Erikson 1902-1994 yılları arasında yaşamış bir psikolog ve psikanalist. 8 Aşamalı Psikososyal Gelişim Kuramı’nı geliştirmiş, Pulitzer ödülü almış ve 20. Yüzyılın en seçkin 100 psikoloğu listesinde 12. Sırada gösterilmiştir. (4) Erikson’un 8 Aşamalı Psikososyal Gelişim Kuramı (5)
Erik Erikson (1902-1994 ), ego psikolojisinin en önde gelen kişileri arasında yer almaktadır.Erikson,Freud’un psikoseksüel gelişim olarak tanımladığı ve cinsel gelişmeyi temel alarak hazırladığı gelişimi,psikososyal kuram adı altında yeniden incelemiş,bu gelişimi “İNSANIN 8 EVRESİ” adı altında 8 evre halinde ele
Psikososyal Gelişim Kuramı ve Evreleri. Bu kurama göre bireyin temel kişilik özellikleri sadece yaşamın ilk yıllarına bağlı değildir. Bireysel gelişim bütün yaşam boyunca devam eder. Bireyin gelişiminde hem sosyal çevrenin hem de biyolojik temelli, doğuştan getirilen, bazı özelliklerin rolü vardır. Bu kuramın temsilcisi
ERİC ERİKSON VE PSİKO SOSYAL GELİŞİM DÖNEMLERİ AÇISINDAN ÇOCUK VE DİN Erikson’a göre çocuğun motor ve dil gelişimi, onun fiziksel ve sosyal çevresini daha fazla araştırmasına katkı sağlar. Çocukta girişkenliğin artmasıyla, problem olan davranışları da artar. Çocuk ailenin ve toplumun geleceğidir. Aile, ebeveyn ve çocuklar dan oluştururken. Aileler de toplumu
hAwmP6. Oluşturulma Tarihi Şubat 17, 2022 1710Erik Erikson, incelediğiniz ebeveynlik dergilerinde tekrar tekrar geçtiğini fark edebileceğiniz bir isimdir. Erikson, çocuk psikanalizinde uzmanlaşmış ve en çok psikososyal gelişim teorisi ile tanınan bir gelişim psikoloğuydu ve bir teorisi vardı. Erikson psikososyal gelişim kuramı nedir tüm detayları ile birlikte Erikson 1902–1994, Freud'un tartışmalı psikoseksüel teorisini alan ve onu sekiz aşamalı bir psikososyal gelişim teorisine dönüştüren bir sahne teorisyeniydi. Erikson Psikososyal Gelişim Kuramı Nedir ve Dönemleri Nelerdir? Erik Erikson'ın 1958, 1963 psikososyal gelişim teorisi, kişiliğimizin bebeklikten yaşlılığa kadar sekiz aşamada geliştiğini öne sürer. Sosyal deneyimin yaşam boyunca değerli olduğunu ve her aşamada psikolojik ihtiyaçlarımız ve çevredeki sosyal çevre arasında karşılaştığımız belirli çatışma ile tanınabileceğini savundu. Bu aşamalar; Psikososyal Gelişimin Aşamaları Erikson'un psikososyal gelişim aşamaları, Freud'un psikoseksüel teorisine dayanır ve genişler. Erikson, hayatımızın belirli alanlarında yetkinliğe ulaşma ihtiyacıyla motive olduğumuzu öne sürdü. Psikososyal teoriye göre, bebeklikten geç yetişkinliğe kadar yaşamımız boyunca sekiz gelişim aşaması yaşıyoruz. Her aşamada çözmemiz gereken bir kriz veya görev vardır. Her gelişimsel görevin başarıyla tamamlanması, bir yeterlilik duygusu ve sağlıklı bir kişilik ile sonuçlanır. Bu görevlerde ustalaşmamak, yetersizlik duygularına yol açar. Erikson ayrıca gelişimin kültürel etkilerini tartışarak Freud'un evrelerine ekledi; bazı kültürlerin, kültürel ve hayatta kalma gereksinimlerine bağlı olarak aşamaları farklı şekillerde çözmesi gerekebilir. Psikososyal Gelişim Kuramı Örnekleri ve Temel Kavramlar Güven ve Güvensizlik Doğumdan 12 aya kadar, bebekler yetişkinlere güvenilebileceğini öğrenmelidir. Bu, yetişkinler bir çocuğun hayatta kalmak için temel ihtiyaçlarını karşıladığında ortaya çıkar. Bebekler bakıcılarına bağımlıdır, bu nedenle bebeklerinin ihtiyaçlarına duyarlı ve duyarlı olan bakıcılar, bebeklerinin bir güven duygusu geliştirmesine yardımcı olur. Bebeklerinin ihtiyaçlarını karşılamayan tepkisiz bakıcılar endişe, korku ve güvensizlik duygularına neden olabilir. Bebeklere zalimce davranılırsa veya ihtiyaçları uygun şekilde karşılanmazsa, muhtemelen dünyadaki insanlara karşı bir güvensizlik duygusuyla büyüyeceklerdir. Özerkliğe Karşı Utanç/Şüphe Yeni yürümeye başlayan çocuklar 1-3 yaş arası dünyalarını keşfetmeye başladığında, sonuç almak için eylemlerini kontrol edebileceklerini ve çevrelerine göre hareket edebileceklerini öğrenirler. Yiyecek, oyuncak ve giysi gibi çevrenin belirli unsurları için net tercihler göstermeye başlarlar. Yeni yürümeye başlayan bir çocuğun ana görevi, bağımsızlık sağlamaya çalışarak özerklik ve utanç ve şüphe sorununu çözmektir. Bu “ben yaparım” aşamasıdır. Girişim ve Suçluluk Çocuklar okul öncesi aşamaya ulaştıklarında 3-6 yaş, sosyal etkileşimler ve oyun yoluyla etkinlikleri başlatabilir ve dünyaları üzerinde kontrol iddiasında bulunabilirler. Erikson'a göre, okul öncesi çocuklar inisiyatif ve suçluluk görevini çözmelidir. Başkalarıyla etkileşim kurarken plan yapmayı ve hedeflere ulaşmayı öğrenen okul öncesi çocuklar bu görevde ustalaşabilirler. Girişim, bir hırs ve sorumluluk duygusu, ebeveynler bir çocuğun sınırları dahilinde keşfetmesine izin verdiğinde ve ardından çocuğun seçimini desteklediğinde ortaya çıkar. Bu çocuklar özgüven geliştirecek ve bir amaç duygusu hissedeceklerdir. Karşılaştırma ve Aşağılık İlkokul aşamasında 6-12 yaş arası, çocuklar endüstriye karşı aşağılık göreviyle karşı karşıya kalırlar. Çocuklar, kendilerini nasıl ölçtüklerini görmek için akranlarıyla karşılaştırmaya başlarlar. Ya okul çalışmalarında, sporlarında, sosyal aktivitelerinde ve aile yaşamlarında gurur ve başarı duygusu geliştirirler ya da yeterli olmadıklarını düşündükleri için kendilerini aşağı ve yetersiz hissederler. Çocuklar başkalarıyla iyi geçinmeyi öğrenmezlerse veya evde ya da akranlarıyla olumsuz deneyimler yaşarlarsa, ergenlik ve yetişkinlik döneminde bir aşağılık kompleksi gelişebilir. Kimlik ve Rol Karışıklığı Ergenlikte 12-18 yaş, çocuklar kimlik ve rol karmaşası göreviyle karşı karşıya kalırlar. Erikson'a göre, bir ergenin ana görevi bir benlik duygusu geliştirmektir. Ergenler “Ben kimim?” gibi sorularla boğuşurlar. “Hayatımla ne yapmak istiyorum?” Yol boyunca, çoğu ergen, hangisinin uygun olduğunu görmek için birçok farklı benlik üzerinde çalışır. Bu aşamada başarılı olan ergenler, güçlü bir kimlik duygusuna sahiptir ve sorunlar karşısında inanç ve değerlerine sadık kalabilmektedir. Ergenler kayıtsız olduklarında, bilinçli bir kimlik arayışına girmediklerinde veya ebeveynlerinin gelecekle ilgili fikirlerine uymaya zorlandıklarında, zayıf bir benlik duygusu geliştirebilir ve rol karmaşası yaşayabilirler. Yakınlık ve İzolasyon Erken yetişkinlikteki insanlar 20'lerden 40'ların başlarına kadar, yakınlığa karşı izolasyonla ilgilenirler . Ergenlikte bir benlik duygusu geliştirdikten sonra, hayatımızı başkalarıyla paylaşmaya hazırız. Bununla birlikte, diğer aşamalar başarılı bir şekilde çözülmezse, genç yetişkinler başkalarıyla başarılı ilişkiler geliştirmekte ve sürdürmekte sorun yaşayabilir. Erikson, başarılı samimi ilişkiler geliştirmeden önce güçlü bir benlik duygusuna sahip olmamız gerektiğini söyledi. Ergenlik döneminde olumlu bir benlik kavramı geliştirmeyen yetişkinler, yalnızlık ve duygusal izolasyon duyguları yaşayabilirler. Üretkenlik ve Durgunluk İnsanlar 40'lı yaşlarına geldiklerinde orta yetişkinlik olarak bilinen ve 60'ların ortalarına kadar uzanan döneme girerler. Orta yetişkinliğin sosyal görevi, üretkenliğe karşı durgunluktur. Üretkenlik, hayatınızın işini bulmayı ve gönüllülük, mentorluk ve çocuk yetiştirme gibi faaliyetler yoluyla başkalarının gelişimine katkıda bulunmayı içerir. Bu aşamada, orta yaşlı yetişkinler, genellikle doğum ve başkalarına bakma yoluyla bir sonraki nesle katkıda bulunmaya başlar. Bu görevde ustalaşamayanlar, durgunluk yaşayabilir ve dünyada anlamlı bir iz bırakmadıklarını hissedebilirler; başkalarıyla çok az bağlantıları olabilir ve üretkenlik ve kendini geliştirmeye çok az ilgi gösterebilirler. Dürüstlük ve Umutsuzluk 60'lı yılların ortalarından yaşamın sonuna kadar, geç yetişkinlik olarak bilinen gelişim dönemindeyiz. Erikson'ın bu aşamadaki görevi, bütünlüğe karşı umutsuzluk olarak adlandırılır. Geç yetişkinlikteki insanların yaşamları üzerine düşündüklerini ve ya bir tatmin duygusu ya da bir başarısızlık duygusu hissettiklerini söyledi. Başarılarından gurur duyan insanlar bir bütünlük duygusu hissederler ve hayatlarına çok az pişmanlık duyarak bakabilirler. Ancak bu aşamada başarılı olamayan kişiler, hayatlarını boşa gitmiş gibi hissedebilirler.
Kişilik kapsamlı bir sözcük olmasından dolayı birçok tanımı vardır. Bu konuda kesin bir tanım yoktur. Ancak eğer bir tanım gerekirse; kişilik, insanın tutumu, olaylara karşı verdiği tepkileri, hareketleri, hisleri, düşünceleri genel olarak kişiyi başkalarından ayıran özelliklerdir ve toplumda çok çeşitlidir. İnsanın gelişiminin sonucunun büyük bir Psikanalitik Gelişim KuramıKişilik gelişiminde rol oynayan birçok faktör vardır. Bunlar genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Freud ise psikanalitik gelişim kuramında kişiliğin oluşmasında, bireylerin bütün davranışlarını zihinsel süreçlerle açıklar. Bu kurama göre dış dünyadaki edimler, zihinsel süreçleri belirlemez. Tam tersi zihinsel süreçler dış dünyaya tepkileri, eylemleri belirler. Kontrol aslında benliktedir. Benliğin kazanımlarıyla, geçmiş deneyimleri birleştiririz ve dış dünyaya aktarırız. Ve bu aktarımlar diğer insanlar hakkındaki fikirlerimizi oluşturur. Diğer insanların da bizimle ilgili görüşleri, bu süreçlerin zihinlerinde yer edinmesiyle bireylerin davranışlarını benlik özelliklerine, düşüncelere indirgese de; bilincin gücünün tüm sosyal evreleri, gelişim evrelerinin temelini açıklayabileceğini düşünmüştür. Freud aslında davranışların öznel yönlerine odaklanmıştır. Ona göre bir nedensellik birden fazla sonuca sebep olmaktadır. Freud için gelişim süreçlerini sadece davranışlarla açıklamak, aynı tutum karşısında aynı sonucu almak demek olabilir. Freud bu katkılarıyla, davranışların sebeplerine açıklık getirmiştir. Çünkü bilinç çok boyutludur, gerçek olanla gerçek dışı arasında farklı boyutlar içerir. Anlam dünyasında farklı sorgulamalara sebep olur. Yaşam boyu bu sorgulamalar devam eder. Birey dönemsel olarak ne yapması, ne düşünmesi gerektiğine hayat boyu bu kazanımları sayesinde karar verir. Freud’un psikoseksüel gelişim evreleri oral, anal, fallik, gizil ve genital dönemlerden göre id, süperego, ego kavramları bu kuramın açıklanmasında etkilidir. İd doğuştan gelen istekler ve ilham veren arzulardır. Beynimiz bize bu konuda ilham verir. Süperegoysa beynimizi dinlemememiz gerektiğini söyler. Freud’a göre süper ego ahlaki tutumlarla birleştirilir. Ve bu tutumlarla davranışa yön verir. Süperego çocuklukta gelişmektedir. Freud’a göre ileri yetişkinlik, yetişkinlik evrelerinde gelişim süreçlerini tamamlamaya başlarız, yani çoğu konuda yetkinlik kazanabiliriz. Egomuzu dinleriz, ona uyum sağlar ya da tam tersi egoyu kendi zararımıza kullanırız. Erikson’un Psikososyal Gelişim KuramıErikson gelişim kuramını ise belirli süreçlerle açıklamıştır. Bunlar doğumla başlar. Erikson’un psiko-sosyal gelişim evreleri temel güvene karşı güvensizlik, özerkliğe karşı kuşku ve utanç, girişimciliğe karşı suçluluk, çalışma ve başarmaya karşı aşağılık duygusu, kimliğe karşı rol karmaşası, yakınlığa karşı yalıtılmışlık, üretkenliğe karşı durağanlık, ego bütünlüğüne karşı umutsuzluk evrelerinden oluşmaktadır. İlk evrelerde birey kendisini ya kaygı duyarak geliştirir ya da suçluluk duymaz. Bebeklik döneminde ilgi ihtiyacı karşılanırsa kişi diğer aşamaları da daha rahat atlatır. Kişi yaşadığı çevrede sevgi ve değer duygularında doyuma ulaşırsa da bunu üretkenliğine döneminde yakın ilişkiler ön plana çıkar. Erikson yakın ilişkileri başka bir kişiye tamamen adanabilme kapasitesi olarak tanımlar. Birey bu ilişkiler sayesinde hayata farklı perspektiflerden bakmayı öğrenebilir. Varoluşla ilgili problemlerini daha kolay kategorisinde bulunan diğer makaleleri de okumanızı tavsiye ederiz!
Erikson’a göre kişi, çevreyle etkileşim içerisinde, yaşam boyunca büyür. Bunun için Erikson’un kuramı “psiko-sosyal gelişim” olarak da adlandırılmıştır. Benlik, gücünü yavaş yavaş ve yaşam boyunca elde eder. Erikson bu gelişimin sekiz evrede oluştuğunu öne sürer. Bu sekiz dönemden her birinin kendisine özgü gereksinimleri, yerine getirilecek görevleri, çözülecek sorunları, duyarlı yönleri, dönüm noktaları, ve özgül bunalımları kriz vardır. Normal kişilik gelişmesi, bu gereksinimlerin karşılanması, sorunların çözülmesi, görevlerin uygun zamanda yerine getirilmesi, bunalımların atlatılması ile gerçekleşir. Böylelikle, çatışma denilen şey aslında sürekli, ve durmak bilmeyen bir süreçtir. Ve yine Erikson’a göre “bu çatışmaların çözümleri kültürden kültüre değişmektedir” Kulaksızoğlu, 1999 s. 31. Birbirinden kesin sınırlarla ayrılmamakla birlikte her dönemin kendine özgü özellikleri, çatışmaları ve krizleri vardır. Kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte tüm insan yaşamının kendine özgü bir seyri vardır Şener, Şenol, Aşamalı-türeyim ilkesi gereğince, her çağ, o döneme özgü temel bir çekirdek çatışmanın çözümünü içerir. Bu çekirdek çatışma, benliğin ruhsal-toplumsal gelişme süreci içerisinde aşması gereken bir dönüm noktası, bunalım, kriz olarak yer alır. Her çatışmanın biri olumlu, biri olumsuz iki karşıt kutbu vardır ve bu çatışma hiçbir zaman bütünüyle kesin bir çözüme kavuşmaz. Önemli olan, olumlu kutbun olumsuza göre üstünlük oranıdır, yine de karşıt olumsuz öğe çekirdek olarak bulunur. YAŞAMI Erik Homburger Erikson, Almanya’nın Frankfurt kentinde, Danimarkalı bir ana babanın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Daha doğmadan, babası annesini terketmiş ve Erikson Baden Eyaletinin Karlsruhe kentinde, annesi ve üvey babasının yanında büyümüştür. Üvey babası Theodor Homburger, Alman Yahudisi olan bir çocuk hekimidir. Biyolojik babası ile ilgili bu sır Erikson’dan saklanır ve yıllarca Erick Homburger olarak bilinir. Yahudi bir babanın sarışın, mavi gözlü, İskandinav tipli oğlu olarak hem Yahudi arkadaşlarınca hem de diğerlerince hep dışlanır. “Kimlik bunalımı” kavramını psikiyatri literatürüne kazandıran kişi böylelikle kendisi de kimliğiyle ilgili sorunlar yaşar. Sonraları kimlik, kimlik bunalımı ve kimlik kargaşası kavramları Erikson’un düşüncesinde çok önemli bir yer tutmuştur. Genç erikson, Karlsruhe’deki lise eğitimi sırasında sanat konusundaki yeteneğini belli eder. Liseden sonra bir yılını Karaormanlarda, İtalya’da ve Alplerde gezerek geçirir. Yaşam üzerine düşünür, resim yapar, notlar alır. Bu gezginlik yılından sonra önce Karlsruhe’de, daha sonra Münih ve Floransa’da sanat eğitimi yapar. 1927 yılında, yüksek okuldan arkadaşı olan Peter Blos, Erikson’u Viyana’ya davet eder. Psikanaliz eğitimine devam etmekte olan Blos, o sıralar yine Viyana’ya psikanaliz olmaya gelen New York’lu Dorothy’nin dört çocuğunun eğitimini de kendi sorumluluğuna almıştır. İngiliz ve Amerikalı hastaların ve öğrencilerin çocukları için kurduğu yeni okulda çalışacak bir arkadaş aranmaktadır. Erikson bu teklifi kabul eder. Blos ve Erikson okullarını değişik bir biçimde örgütlerler. Çocuklar ders planının yapılmasında katkıda bulunmakta ve kendilerini serbestçe ifade etmektedirler. Erikson bu dönemde Mrs. Burlingham aracılığıyla Freud ailesiyle tanışır. Anna Freud tarafından analiz edilmeye başlanır. Aynı zamanda bir ilkokul öğretmeni olan Anna Freud özellikle çocuk psikiyatrisi üzerinde çalışmaktadır. Anna Freud’un etkisiyle, Erikson da dikkatini çocukluğa çevirir. O yıllarda psikanaliz, sonraları geliştirilen katı kurallara sahip olmadığından, Anna Freud’la analiz dışında da görüşürler. Erikson böylelikle hem öğretmenliğini sürdürür, hem de Viyana Psikanaliz Enstitüsüne devam eder. 1929 yılında, Kanada doğumlu bir Amerikalı olan Joan Mowast Serson ile evlenir. 1933 yılında Viyana’yı terkederler. O sıralar tanıştığı, Imago Dergisinin kurucularından olan Viyanalı Hans Sachs, Erikson’u kendisinin çalışmakta olduğu Harvard Tıp Fakültesine, Boston’a davet eder. Erikson kısa bir süre Danimarka’da kaldıktan sonra, kentin tek çocuklu analisti olarak Bostan’a yerleşir ve Massachusets General Hospital ve Harvard Tıp Fakültesinde çalışmaya başlar. Erikson, Cambridge’deki genç toplumbilimcilerden çok etkilenir. Özellikle Margareth Mead ve Ruth Benedict’in görüşleri Erikson’un, insan gelişimindeki kültürel farklılıklara odaklanan yaklaşımında etkili olurlar. Yalnızca üç yıl kaldığı Boston’da klinisyen ve araştırmacı olarak iyi bir ün yapan Erikson bundan sonra Yale Üniversitesi İnsan İlişkileri Enstitüsüne geçer. 1938 yılında Güney Dakota’ya giderek Pine Ridge Yerleşim Bölgesinde yaşayan Sioux Kızılderili Kabilesinin çocuklarını inceler. Bu çalışmalar sırasında, toplumsal ve tarihsel güçlerin çocuk yetiştirme biçimlerini etkileyişi konusunda edindiği gözlemler, ruhbilime ve toplumbilime önemli bir katkı olmuştur. Erikson, 1939 yılında Berkeley’e gider ve bu kez orada bir balıkçı kabilesi olan Yurok Kızılderililerini inceler. Berkeley’den 1950 yılında ayrılır ve Masschusets’de Stocckbridge’e yerleşerek gençlerle çalışmaya başlar. 1960 yılında Harvard’a profesörlüğe çağrılır. Orada, yaşam süreci konusundaki kuramını, özellikle “kimlik bunalımı” kuramını anlatma olanağı bulunur. 1972 yılında San Fransisco’da Mount Zion Hospital’de psikiyatri konsültanı olarak çalışmaya başlar. Sonraki yıllarda da eski ilgi odaklarını koruyarak çalışma ve yazılarına devam etmiştir Erikson, 1984 s. 53. KİŞİLİK KURAMI Erikson’un kişilik gelişimi kuramı, insan yaşamının sekiz zaman dilimine bölünmesiyle oluşan birbirinden farklı çağlardan oluşmaktadır. Bu zaman dilimlerinin ortak bir özelliği, olumlu ve olumsuz iki kutbunun oluşudur. Yani güven kazanımı olumlu bir kutup iken; onun karşıtı, güven kaybı ise olumsuz bir kutuptur. İnsanın, her çağda kazanması gereken nitelikler, yaşaması gereken tecrübeler, çözmesi gereken problemleri vardır. Olumlu ve olumsuz kutuplar arası yaşanan üstünlük çabası, çatışma olarak ifade edilir. Her devrede yaşanan çatışmaların sonucunda, kazanılanlar ve kazanılamayanlar sonraki aşamaları etkilemektedir. Bu da her devrin diğerleriyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Eğer birey bu devrelerdeki çatışmaları çözüme kavuşturamazsa gelişimi beklenen düzeyde olmaz. “Başka bir anlatımıyla birey, bir evrenin spesifik karmaşasını çözüme kavuşturamazsa, kişilik gelişimi bu evreye takılacağı için, tam olarak gelişemez” Aydın, 2000 s. 85. Eğer birey bir devrenin gelişim düzeylerini tamamlayamamışsa diğer devrelere bu çözümsüzlükler taşınır ve sonraki dönemlerde çözümlenmesi ise ihtimal dahilindedir. SEKİZ EVREYE GENEL BİR BAKIŞ TEMEL GÜVENE karşı TEMEL GÜVENSİZLİK EVRESİ 0-1 yaş Bebekler hayatlarının ilk zamanlarında çevrelerine ve dünyaya güvenip güvenmeyeceklerine dair bir kanaat edinmektedirler. Bebeğin ilk psiko-sosyal görevi güvenmeyi öğrenmektir. Bu devrede bebeğin, annesiyle tensel teması son derece yüksek frekansa sahiptir. Annesiyle olan duygusal bağlılığı çok önemlidir. Eğer bebeklerin fizyolojik beslenme, temizlenme, dinlenme, uyku ihtiyaçları giderilirse; bebeklerle sevecen, tutarlı, düzenli bir ilişki geliştirilirse, bebek kendisinin sevildiğinden emin olursa, kendisini güvende hissedecek ve hayatının devam etmesi için her hangi bir engel hissetmeyecektir. Böylelikle mutlu ve iyimserlik duygularına sahip bir birey olabilmektedir. Bu güven kazanımı sadece anneye yönelik değildir. Anne birincil güven vericidir. Fakat babanın ve çevrenin vereceği güvene de bebeğin ihtiyacı vardır. “Buna göre, güven duygusu, özellikle annelerin, bebeklerinin beklenti ve gereksinimlerini düzenli olarak giderdikleri takdirde oluşur” Aydın, 2000 s. 85. Eğer bebek kendisini güvende hissetmezse, ileriki yaşlarında davranış anormallikleri, kişilik bozuklukları ve uyumsuzlukları gösterebilir. Duygusal olarak reddedilen, gereksinimleri giderilmeyen bebekler, çevrelerine güvenemezler, kendilerini değersiz hissederler. Değersizlik, karamsarlık, kararsızlık ve yetersizlik kaygıları artar. Peki bu güvensizlik ileriki yaşlarda daha olumlu yaşantılar haline çevrilebilir mi? Evet çevrilir. Çünkü Erikson, Freud'un aksine; bir devrede takılan bireylerin, diğer devrelere, çözülmemiş problemleriyle geçebildiklerini, sonraki devrelerde ise bu sorunlarını çözümlemeye çabalamakta olduğuna değinmiştir. Kendini güvende hissetmeyen bebekler annesi yanında olmadığı zaman ağlarken, kendini güvende hisseden bebeler anneleri yanlarından ayrıldığında da ağlamazlar. UTANÇ VE KUŞKUYA karşı ÖZERKLİK EVRESİ 1-3 yaş Çocuklar bu yıllarda sürekli yeni şeyler öğrenme çabası içindedirler, bu sebeple, kendilerini ve çevrelerini tanımaya başlarlar. Sürekli keşfetme çabası hakimdir. Bu dönemde çocuklar bağımsızlık ihtiyacı hissederler, bununda giderilmesi içinde özerklik isterler. Çocukların yeni ilgilerine karşı ebeveynlerin tutumları, çocukların bu devrede bağımsızlığa karşı utanma ve kuşkuculuk duygularını yaşamasına sebep olur. Eğer ebeveyn çocuğunun ilgilerini sınırlandırmaz, sorularını yanıtlarsa; çocuk, ebeveyn desteğini ve güvenini bir çok aktivitesinde alabilirse, hem kendi özerkliğini sağlamış olacak, hem de “ben kendimim”, “başkalarının malı değilim” diyebilecektir. Yapılabilecek rehberlik çalışmalarıyla çocukların yetenekleri ilgileri keşfedilecek, kendine güvenme, saygı ve kabul edilme duygularını yaşaması sağlanacaktır. ERİKSON ve İNSANIN SEKİZ ÇAĞI[2] EVRE KARMAŞA ÇATIŞMA ANLAMLI İLİŞKİLER OLASI SONUÇLAR Olumlu Sonuç - Olumsuz Sonuç Olumlu Kutup Olumsuz Kutup 1. 0-1 yaş Güven Güvensizlik Anne Anneye güvenli - güvensiz bağlanma; Umut, inanç - duyusal çarpıtma, uzaklaşma 2. 2-3 yaş Özerklik Utanç ve Kuşku Ebeveynler Özerkleşme ve bağımsızlaşma girişimlerinde başarı – başarısızlık; İrade, kararlılık - dürtüsellik, zorlanım 3. 3-5 yaş Girişkenlik Suçluluk Aile Toplum tarafından onaylanma, istenilen hedeflere bilinçli - bilinçsiz yönelim; Amaç, cesaret – acımasızlık, engelleme 4. 6-11 yaş Çalışkanlık ve Başarı Aşağılık Duygusu Komşular, Okul Bireysel ve sosyal bilinç yeterliliği kazanma – kazanamama; Beceriklilik – beceriksizlik, atalet 5. Erinlik Kimlik Kazanma Rol Karmaşası Akranlar, Rol modelleri Olumlu - olumsuz benlik algılaması kazanma; Bağlılık, sadakat – fanatizm, reddiye 6. Ergenlik Yakınlık Yalıtılmışlık Arkadaşlar, Partnerler Başkalarıyla olumlu - olumsuz sosyal ilişkiler kurma; Sevgi – ayrımcılık, dışlayıcılık 7. Orta yaş Üretkenlik Durgunluk Ev ve İş arkadaşlar Aile, toplum ve insanlığın gelişimi için, olumlu - olumsuz değerler kazanma; Özen, bakım – inkarcılık, uzatma 8. Yetişkinlik Benlik Bütünlüğü Umutsuzluk Tüm insanlık Yaşamdaki sevinç ve üzüntüler ile, ölüme karşı benlik bütünlüğünü koruyarak geliştirmede, başarı – başarısızlık; Bilgelik – umutsuzluk, kibir Çocuğun her merakına müdahale eden, yeni şeyler tanımasına, kendisini ifadesine fırsat vermeyen, çocuğunu sürekli olarak sınırlandıran ve ona seçme hakkı vermeyen ebeveynler, utanç içinde kıvranan her şeyden gereksiz yere kuşkulanan bireyler yetiştirmektedirler. Bu çocuklar kendilerinden düşüncelerinden bedenlerinden çevrelerinden utanır ve kuşkuya düşerler. Özsaygılarını yitirirler. Ellerinden gelse dünyanın gözlerini kör edeceklerdir. Fakat bunun yerine kendilerinin görünmez olmasını istemek zorundadırlar. Ebeveynlerin tutumları destek ve güvenleri, pekiştireçleri, sağlıklı yönlendirmeleri, çocuğun bu karmaşayı nasıl yaşayacağını belirleyen en önemli unsurlardır. Çocuklar herhangi bir şeyde başarısız olduklarında suçlanmamalı eleştirilmemelidir. SUÇLULUK DUYGUSUNA karşı GİRİŞGENLİK EVRESİ 3-6 yaş Çocukların büyümesi için salgılanan hormonlar, onların çok enerjik bir fizyolojisinin olmasını sağlar. Çocuklar bu sebeple aşırı hareketlidirler. Bu fazla enerji, çocuğun bir takım yeni aktivitelere yönlenmesine sebep olur. Yaptığı her davranış ebeveyninin hoşuna gitmeyebilir. Çocuklar akletmeden bir çok aksiyon içindedirler. Çocuğa ne yapıp-yapmaması gerektiğinin anlatılması, çocuğun kendisini ifade etmesine alternatif yollar sunulması, fizyolojik enerjisini boşaltabileceği eğitsel ve oyunsal yaşantıların oluşturulması, çocuğun girişken bir yapıya sahip olmasına, istediğini elde etmek için meşru tüm alternatifleri göz önünde bulundurarak yeni yöntemler geliştirebilmesine sebep olabilmektedir. “Kişiliğinin farkında olan çocuklar bu evrede kendilerini başkalarıyla karşılaştırır, cinsiyet ayrımının fark edebilirler. Keşfedicidirler, yeni deneyimlerden hoşlanırlar, kendi bakımlarını üstlenebilirler” Pullukçu, 1994 s. 15. Bir takım ebeveynler, çocuklarına doğruları ve yanlışları anlatmayı denerken bir kısmı ise çocukları engellemektedir. “Ana babalar yalnız yasaklama ve yönlendirme yollarını kullanmakla kalmamalı; çocuğa, ne yapıyorlarsa bir anlamı olduğuna ilişkin derin, neredeyse bedensel bir inanma sağlayabilmelidirler. Son kertede, çocuklar engellemelerden değil, bu engellemelerin toplumsal anlamlarının yokluğu ya da yitiminden ötürü nevrotik olurlar” Erikson, 1984 s. 7. Aksine çocuğu cezalandırarak sınırlandırarak, tutarsız kararlar alarak engelleyen ebeveynler, kendine güvenemeyen ve girişken olmayan, çekinik kişilik sahibi çocukların yetişmesine neden olmaktadırlar. Çocuklar bu devrede okul yaşamına hazırlanırlarsa enerjilerinin büyük bir çoğunluğu etkili eğitim yaşantıları haline dönüşerek sağlıklı ve akılcı bir yönlendirmeye tabi tutulmuş olurlar. Bu dönemde çocukların kendi istekleriyle bir şeyler yapmaları cesaretlendirilmeli çocuğun başarılı olması için uygun ortamlar hazırlanmalı çocuğa önce kolay işler daha sonra zor işler verilmeli çocuğun yaptığı hataya anlayış göstermeli, kendi hatasını bulmasını sağlanmalı çocuğun yaptığı işler önce sık sonra rasgele zamanlarda olumlu pekiştireçlerle ödüllendirilmelidir İlgar, 1995 s. 63. “Çocuk sorumluluk duygusu geliştirdikçe, kendi sorumluluk alışına izin veren roller, işlevler ve kurumlar üzerine biraz içgörü kazandıkça, alet ve silahları kullanmakta, anlamlı oyuncakları işletmekte ve daha küçüklerin bakımlarını üstlenmekte haz verici bir başarı duygusu bulacaktır” Erikson, 1984 s. 18. AŞAĞILIK DUYGUSUNA karşı İŞYAPICILIK EVRESİ BAŞARI 6-12 yaş Çocuklar, artık okullu olmuşlardır ve yepyeni bir çevre, yepyeni ilişkiler ve dünya öğrenmişlerdir. Öğretmenler, arkadaş ve akran grupları, klikler çocuğun önem verdiği şeyler arasındadır. Ebeveynler, öğretmenler, bu devrede çocuklarla olan ilişki biçimlerine göre çocukların başarı veya aşağılık duygularını yaşamalarına sebep olabilmektedirler. Okulda başarılı olan çocuklar evde ve okulda aldıkları geribildirimlerle başarı duygusunu yaşamakta ve olumlu bir akademik benlik geliştirmektedirler. Başarısız çocuklar desteklendikleri ve hiçbir başarı kaydedemedikleri sürece olumsuz bir akademik benlik algısı geliştirir, derse okula öğretmene başarıya karşı olumsuz bir tutum sergiler. Kısacası reddederler. Eğitimde bireyselleştirmelere giderek, insanların kendi öğrenme hızlarına göre eğitim verilmesi başarılı öğrencilerin başarısızlar nedeniyle geri kalmalarına engel olabileceği gibi başarısız öğrencilerin aşağılık duygusunu çok daha az yaşamasına neden olabilecektir. Bunun için mümkün olduğunca eğitim bireyselleştirilmeli, sosyalleşmeyi sağlayacak ara derslerle akran grupları bir araya getirilmelidir. Çocukların zeka düzeylerine göre verilecek sorululuklar, onların başarmasını sağlayacak ve daha büyük başarı duygularını yaşamaları için onları motive edecektir. ROL KARGAŞASINA karşı KİMLİK EVRESİ 12-18 yaş Bu evre ergenliğin içinde bulunduğu dönemdir. Ergenler başta kendilerinin kim olduğundan, yaşamın amacından, hayatın sonundan, geleceğini nasıl yönlendireceğinden tutunda dünya görüşlerine, yaşam biçimlerine kadar bir çok kimlik problemini çözümlemekle uğraşırlar. Bütün problemlerine bireysel çözümlerini aramaktadırlar. Tıpkı bir tünele girmişlerdir. Adı kimlik olan bu tünelde kendilerine en uygun kimlik yapısını seçip o tünelden çıkmaya uğraşırlar. Bir kimlik kazanma çabası sürer gider. En doğrusuna karar vermek için kimliklerin çoğu elbise gibi giyilip çıkarılır. Bu yaşanan karmaşayı “kimlik bunalımı” olarak isimlendirebiliriz. Kimi ergenler tünelden çıkamaz. Başarısız olurlar ve bir kimlik geliştiremezler. Kimi ise kendisinin değerlerini kimsenin kabul etmediğini görerek, toplumsal olmayan değerlere sahip gruplarla birlikte olarak “ters kimlik” geliştirirler. “Ergenler temel iki sorunla ilgilenirler kendilerini ne olarak hissettikleriyle karşılaştırmalı olarak başkalarının kendisini nasıl hissettikleri” Erikson, 1984 Ergenler, bu dönemde geleceklerini planlamak zorunda oldukları için, onlara mesleki rehberlik çalışmaları yapılarak ileride bir statü kazanması sağlanmalı, toplumsal rolüne hazırlanmalıdır. Bu dönemde akran gruplarının, ergeni kabulü gene çok önemlidir. Diğer ergenlerce onaylanmak isteyen ergenler, eğer ebeveyn ve büyüklerince ve akran gruplarınca kabul görürse kimlik gelişiminde başarılı olurlar. Ayrıca “akran gruplarının onayına duyulan gereksinim, ergenin tüm kişiliğini kuşatabilir. Böyle durumlarda ergen, grup kurallarını yücelterek varlığını belirlenmiş bir amaç için adayabilir” Aydın, 2000, Ahlaki normların, tartışıldığı, derin düşünsel bir yapının hakim olduğu bu devrede ergenler kendilerinin örnek alacağı insanlara muhtaçtır. Bunun için etkin özdeşlim modelleri sunulmalıdır. YALNIZ KALMAYA karşı YAKINLIK KURMA EVRESİ 18-26 yaş Kimlik bunalımını sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşurmuş genç yetişkinler, yeni dostluklar ve daimi olacak arkadaşlıklar edinmek isteyecektir. Kendi kimliğini başkalarınınkiyle kaynaştırmaya istekli ve gönüllüdür. Bunlardan en önemlisi ise evlilik yapacağı insanla yaşayacağı iletişimdir. Sosyal bir çevre ve yeni sosyal ilişkiler kuracaktır. Diğer insalarca kabul görme, onay alma sıkı ve kalıcı dostluklar kurma bu devrede kazanılması gereken niteliklerdir. Bu süreçte başarılı olan genç yetişkinler diğer insanlarla olan birlikteliklerinde yakınlık duygusu yaşarken, başarısız olanlar yalıtılmışlık, uzaklaşma duygularını ve bunun ezikliğini yaşayacaklardır. DURAKLAMAYA karşı ÜRETKENLİK EVRESİ 26-50 yaş Birey, bu devrede hayatından birinci dereceden sorumlu alan tek kişidir. Orta yetişkinlik diye ifade edilen bu zaman diliminde, eski birikimlerinden faydalanarak yeni şeyler üretme aşamasındadırlar. Gelecek kuşakları oluşturma ve onlara yön verme çabası hakimdir. “Etkin bir hayat, etkin bir üretimle mümkün olur” bu devreyi anlatmak için en önemli sözcük bütünüdür. Toplumsal faydalar gözetilerek alınan sorumluluklar yerine getirilir. İnsanlar adına bir şeyler yapma çabası gayet açık görülebilir. Bu devrede problemli kimlik sahibi bireyler, kendilerinin de bir parçası olduğu toplumun faydalarını gözetmenin önemini umursamayarak, bu günlerde sıkça örneğini gördüğümüz sorumsuz çıkarcılıklarla meşgul olmayı daha faydalı bulmaktadırlar. Kendi başlarına kendi dünyalarını oluşturma ve “başımın dışındakinden bana ne” anlayışıyla bankaların, kamu faydasına kurulmuş kurumların gelirlerini çalarak daha müreffeh bir hayat sürme çabalarının, bu evredeki aksaklıklardan meydana gelmiş olabileceğini düşünüyoruz. UMUTSUZLUĞA karşı BENLİK BÜTÜNLÜĞÜ EVRESİ 0-... Son yetişkinlik olarak adlandırılan bu evrede, kişi o yaşına kadar yapıp ettiklerinin, “yapması gerekirken yapamadıklarının”, “yapmaması gerekirken yaptıklarının” hesabını, bir iç muhasebesini yapmaktadır. Kendi hayatını kendi gözüyle değerlendirmektedir. Nelerin eksik olduğunu, nelerin tam olduğunu gözlemlemektedir. Adeta kendi imtihanının sonuçlarını kavramaya çalışmaktadır. Çünkü ölüm gelmiştir ve kapıdadır. Belirlediği amaçları gerçekleştirebildiğini gören bireyler, mutluluklarını devam ettirebilmekte, buna karşılık amaçlarını gerçekleştiremeyen bireyler bir hayal kırıklığı yaşamaktadırlar. “Bu dönemin en güzel ürünü, anlamlı yaşantılarla dolu dolu geçirilmiş bir ömrün armağanı halinde gelen “damıtılmış kimlik” örüntüsüdür” Aydın, 2000 s. 91. Bunun aksine diğer bireyler, boş bir yaşam geçirmekten hayıflanmakta, ölümü korku ve kuşkuyla beklemenin acısını duymaktadırlar. Çevresiyle iletişimi kopmuş, hırçın, anlamayan ve anlaşılmayan kişilikleri vardır. Duyarlı ve sınırlı bir anlayış onlarla kurulabilecek en doğru iletişimdir. [1] “The Restoration of the Self kitabında bir listedeki 10 teorisyen içerisinde yer alan Erikson’un fikirlerini atladılar ve etkili fikir akımlarından bahsederken onun adını bile anmadılar…”, “Erikson’a karşı yaptığımız ihmalin sebeplerini bulmanın ve evrimsel psikanaliz bünyesinde onun sahip olması gereken yeri açığa çıkarmak için onun fikirlerini tekrar gözden geçirerek hataların düzeltmenin zamanı çoktan geldi…”, “Kesin olan şu ki Erikson’un katalizör görevi görmesine; bugünki psikanalizin kavramsal gelişmesi içerisinde saygı gösterilmemektedir…”, “Özellikle psikanaliz alanındaki Erikson’un hak ettiği yer için uzun süredir devam eden ihmal, bunca kanıta rağmen sadece bize açtığı psikanalitik teori içindeki genişletilmiş ufuklar değil aynı zamanda onun teklif ettiği direk teknik ve klinik bilgiler içinde geçerlidir…” Wallerstein, 2002, s. 52. [2] Budak, Selçuk. Psikoloji Sözlüğü. Bilim Sanat, Ankara, 2000; Akgül, Ömer. Erikson ve İnsanın 8 Çağı. Genç Eğitimciler Dergisi. İstanbul, sayı 4, 2002,
Kişiliğin gelişimi ile ilgili olarak hazırlanan çalışmalar incelendiğinde karşımıza çıkan en önemli kuramlardan birinin Erikson tarafından geliştirilen Psikososyal Gelişim Kuramı olduğu görülmektedir. Erikson, ergenlik döneminde bireyin gerçekleştirmesi gereken en önemli görevin ego kimliğini oluşturmak olduğunu belirtmektedir. Yazara göre ergenliğin en önemli görevi kimliğin biçimlenmesidir ve bu durum yetişkinliğe geçiş noktasında önemli bir gerekliliktir. Yazara göre ergenlik dönemindeki bireyler kimliğin oluşturulması noktasında çok ciddi bir çaba göstermektedirler. Bu durumda biri olumlu diğer olumsuz olmak üzere iki tane kutup bulunmaktadır. Olumlu kutupta, bireyin olumlu ve tutarlı bir kimlik oluşturması söz konusudur. Burada zaman faktörü önemli olmaktadır. Olumsuz kutupta ise bireyin bir rol karmaşası yaşaması 61 MEB, Kişiliğin Dönemleri ve Kişilik Bozuklukları, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara, 2012, s. 12. 62 Civelek, s. 24. 63 Ümit Morsünbül ve Hasan Atak, “Ego Kimlik Süreci Ölçeği Türkçe Versiyonunun Geçerlilik ve Güvenirlik Çalışması”, Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri, 2013, Cilt 13, Sayı 4, ss. 2043- 2058, s. 2043. 32 Özgüngör ve Kapıkıran 2011`in aktardığına göre bilişsel, biyolojik ve genetik etkiler sonucu ortaya çıkan ve yaşam boyu süren bir süreç olan kişilik gelişimi geçmiş ve gelecek başarıların ışığında hiyerarşik ve sırası değişmeyecek bir biçimde sekiz farklı evreden oluşur. Söz konusu evreler sırasıyla; güvene karşılık güvensizlik, özerkliğe karşı utanç, girişimciliğe karşı suçluluk, başarıya karşı aşağılık duygusu, kimliğe karşı rol karmaşası, yakınlığa karşı yalıtılmışlık, üretkenliğe karşı durağanlık ve benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluğun yer aldığı sekiz Söz konusu evreler ve genel özellikleri Şekil 4`de özetlenmektedir. 64 Sevgi Özgüngör ve Necla Acun Kapıkıran, “Erikson’un Psikososyal Gelişim Dönemleri Ölçeklerinin Türk Kültürüne Uygunluğunun Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi Ön Bulgular”, Türk Psikolojik 33 Şekil-4 Psiko-Sosyal Gelişim Kuramı İlgili kaynaklardan elde edilen bilgilerden faydalanılarak hazırlanmıştır. Temel Güvene Karşı Güvensizlik Annenin temel bakımları zamanında gerçekleştirmesi çocukta "umut" ve "güven" duygularının gelişmesini sağlar. Aksi durumda "tutarsızlık" ve "güvensizlik" duyguları gelişir. Özerkliğe Karşı Utanç Çocuğun yemek, giysileri toplamak ve benzeri bir biçimde yapabileceği işleri yapması desteklenmelidir. Bu durum ilerleyen yaşlarda çocuğun özerk bir birey olmasını sağlar. aksi durumda utanç duygusu gelişir. Girişimciliğe Karşı Suçuluk Çocuk çevreyi anlamak için çok afzla soru sorar. Sorulara sabırlı bir biçimde cevap verilmesi girişimcilik, sorulara karşı azarlanması suçluluk duygusu geliştirir. Başarıya Karşı Aşağılık Bu dönemde çocukta iki durum ortaya çıkar. elde ettiği sonuçlar başarı olarak görülürse çocuk ilerleyen dönemlerde de başarılı olacağını düşünür ve bu yönde tutum geliştirilir. Başarısız olduğu vurgulanırsa aşağılık duygusu gelişir. Kimliğe Karşı Rol Karmaşası Birey daha önceki inançlarını sorgular. Kendisine yeni bir kimlik arar. Ne yapacağına karar verememesi kimlik akrmaşaösına, karar verebilmesi kimlik oluşumuna götürür. Yakınlığa Karşı Yalıtılmışlık Eş seçimi, arkadaş seçimi ve meslek seçimi konularında başarılı olunması yakınlık duygusunu geliştirir. Bu konularda başarısız olunması ise uzaklık duygusunu geliştirir. Üretkenliğe Karşı Durağanlık Önceki dönemlerin etkisi büyüktür. Birey ya işinde üretken olduğunu düşünür yada başarısızlık duygusu gelişir. Sonuçta işinde mutlu ve üretken olma yada mutsuz ve işe yaramama durumları ortaya çıkar. Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk Yaşlılık dönemini kapsar. Birey geçmişte üretken ve başarılı olduğunu düşünürse mutlu olur ve ölümü normal bir durum olarak kabul eder. Aksi 34 Bireyin doğumu ile başlayan dönem Temel Güvene Karşı Güvensizlik dönemidir. Bu dönem 0-1 yaş aralığını kapsamaktadır. Bu dönemde bağımlı olduğu kişinin, bebeğin altını değiştirmek ve karnını doğurmak gibi temel gereksinimlerini karşılayıp karşılamadığı temel konu olmaktadır. Bu dönemde bebeğin söz konusu ihtiyaçları zamanında ve düzgün bir biçimde karşılandığında bebekte bir “güven” duygusu oluşmaktadır. Bu kurama göre söz konusu ihtiyaçların giderilmesi istenilen şekilde gerçekleşmez ise bebekte bir “güvensizlik” duygusu gelişecektir. Bu dönemin başarılı bir biçimde geçilmesi temel güven duygusunun gelişmesini sağlar. Temel güven duygusunun gelişmesinde annenin bebeğin ihtiyaç duyduğu huzuru vermesi belirleyici olacaktır. Dahası, bu dönemin başarılı geçmesi bireyin ilerleyen yıllarda inancında tutarlılık göstermesini de sağlayacaktır. Umut ve uyum duygularının gelişmesi için bu dönmeme dikkat edilmelidir. Ayrıca Erikson dini duyguların oluşumunu da bu dönemle Bu dönemi önemli yapan, temel güven duygusunun bireyin hayat boyunca başarılı olmasını sağlayacak birçok noktayı etkilemesidir. Bu durum bireyin psikolojik olarak sağlıklı olması açısından önemlidir. Beslenme, ilgi, sevgi ve uyku gibi gereksinimlerin karşılanması söz konusu psikolojik sağlıklı olma durumunu etkilemektedir. Anne-baba ya da varsa diğer bakıcıya olan bağlılık/bağımlılık üst seviyededir. Güven ve güvensizlik duygularının oluşmasında da bakım veren kişinin bebeğin gereksinimlerini zamanında gerçekleştirip gerçekleştirmemesi ana belirleyici olmaktadır. Burada önemli olan nokta, bebeğin bu dönemde edineceği güven ya da güvensizlik duygusunu ilerleyen yaşlarda diğer insanlara da genelleyecek olmasıdır. Sonuç olarak temel güven duygusu bireyin hayatının tamamındaki sosyal ilişkileri üzerinde belirleyici olabilecektir. Temel güven duygusunun geliştiği bir birey dünyanın iyi bir yer olduğunu düşünür ve geleceğe her zaman umutla bakar. Bu birey yaşadığı dünyaya karşı olumlu bir tutum Özerkliğe karşı utanç duygusu 1-3 yaşları arasında yaşanmaktadır. Bu dönemde çocukların hayatlarında iki önemli değişim yaşanmaktadır. Bunlardan birisi çocukların yürümeye başlamalarıdır. Diğeri ise çocukların diğer bireylerle iletişime geçebilecek kadar konuşabilmeleridir. Bu dönemde çocuklar kendi çevrelerini kontrol etmek istemekte ve güçlerini göstermeye hevesli olmaktadırlar. Çocuk bu 65 İbrahim Gürses ve M. Âkif Kılavuz, “Erikson’un Psiko-Sosyal Gelişim Dönemleri Teorisi Açısından Kuşaklararası Din Eğitimi ve İletişiminin Önemi”, Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, 2011, Cilt 20, Sayı 2, s. 153-166, s. 155. 66 35 dönemde yapabileceği ve yapamayacağı şeylerin neler olduğu noktasında diğer insanları test eder. Temel güvene karşı güvensizlik dönemini başarılı bir biçimde geçmiş olan çocuklar için bu dönemde daha esnek bir çevre bulunmaktadır. Eşyaların toplanması, kendi kendine yemek yenmesi, elbiselerin seçilmesi, giyinilmesi, soyunulması ve karşılaşılan bazı sorunların çözülmesi noktasında çocuğun kendi başına iş yapabilmesi desteklenmelidir. Bu sayede bağımsızlık duygusunun kazanılması sağlanır. Diğer tarafta, çocuk sürekli olarak koruma altına alınır ve engellenirse kendi yeteneklerinden şüphe duymaya başlar ve utanç duygusu 3-6 yaşları arasında çocuk çevreye karşı daha duyarlı hale gelir. Bu sebeple çevreyi anlamak ister. Çevreyi anlamak isteyen çocuk sürekli olarak sorular sorar. Bu soruların sayısı oldukça fazla olmaktadır. Çocuğun sorduğu sorulara sabırlı bir biçimde cevaplar verildiğinde çocuğun girişimcilik duygusu artmaktadır. Diğer tarafta çocuğun sorularına karşılık çocuk azarlanırsa çocukta suçluluk duygusu gelişir. Çocukların bu dönemi başarılı bir biçimde geçmeleri ve girişimcilik duyguların gelişmesi için sorulan sorulara sabırlı bir biçimde cevap verilmeli ve çocuğun öğrenme merakı anlayışla 7-11 yaşları başarıya karşı aşağılık dönemidir. Bu dönemi başarılı bir biçimde geçiren çocuk “başarılı olacağım” duygusunu geliştirir. Bu dönemin sağlıklı bir biçimde geçirilmesi durumunda birey ilerleyen yaşlarında karşısına çıkan durumlarda başarılı olacağını düşünür. Bu durum bir güven duygusunu da ortaya çıkarabilir. Çocuk çalışmaktan zevk alır ve başarı bir gurur kaynağı haline gelir. Çocuğun kendisini başarısız hissetmesi durumunda ise aşağılık ve yetersizlik duyguları gelişmektedir. Örnek vermek gerekirse, ilkokul döneminde bir öğretmen öğrencisine matematik dersinde başarılı olamayacağını, bu sebeple matematik ile ilgili bir bölüm seçmemesi gerektiğini söylerse, çocuğun diğer derslerin iyi olmasına rağmen matematik dersinin başarısız olması beklenir. Öğretmenin çocuğu desteklemesi ve başarılı olacağını söylemesi durumunda ise çocuğun daha başarılı sonuçlar alması Bu dönemde bedensel gelişim bir önceki döneme göre biraz daha yavaşlamaktadır. Cinsel ve sosyal roller ise daha belirgin hale gelir. Bu dönemde çocukta disiplin, görev dağılımı ve bir şeyi yapabilme duygularında gelişimler 67 MEB, Sosyal Gelişim, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara, 2013, s. 11-13. 68 Erişim Tarihi 69 36 görülür. Çocuk bir şeyleri yapmaya daha istekli hale gelmektedir. Bu dönemin en önemli gereksinimi ise takdir edilme ve beğenilme gereksinimidir. Çocuk takdir edildiğinde kendine olan güveni artmakta ve daha başarılı olmaktadır. Zira başarılı olacağına inanmaktadır. Aile tarafından cezalandırıldığında ya da ilgisiz kalındığında ise aşağılık duygusu gelişmektedir. Erikson`a göre ilerleyen yaşlarda bireyin çalışmaya ve başarıya karşı olan tutumları bu dönemin etkisi Başarıya karşı aşağılık döneminden hemen sonra “Kimliğe Karşı Rol Karmaşası” dönemi gelmektedir. Bu dönem kişilik gelişimi için son derece önemlidir ve ergenlik döneminde yaşanmaktadır. Morsünbül ve Atak 2013`e göre ergenlik bireylerin pek çok alanda yaşadıkları bir değişim dönemi olarak görülmektedir. Bu değişim döneminde ergenler yaşamla ilgili temel yapılandırmaları gerçekleştirmeye çalışırlar. Bu dönemde yaşamla ilgili temel yapılandırmalar kimlik gelişimi etrafında gerçekleşmektedir. Kimlik kavramı çok farklı alanlarda ve şekillerde kullanılmaktadır. Kimlik kavramının ne olduğu hakkında bir inceleme yapıldığında çoğu çalışmada kimliğin kısaca “ben kimim?” sorusuna verilen yanıt olarak değerlendirildiği görülmektedir. Erikson`a göre kimlik, bilinç belirli bir koşulda farklılığı ifade eder ve süreç olarak değişen koşullarda aynılığı ifade eder Bu dönemde kimlik kazanımı ya da kimlik karmaşası yaşanmaktadır. Bu dönem çocukluk ve yetişkinlik dönemleri arasında bulunmaktadır. Belirgin ve bilinçli bir evredir. Bu dönemde bireyde bir kriz bulunmaktadır. Bu kriz kimlik geliştirme ile ilgilidir. Bu dönemde kimlik gelişimi için önemli olan bazı konular bulunmaktadır. Bu konular arasında meslek seçimi, arkadaşlarla iletişim, sosyal ve politik konular, karşı cins ile olan ilişkiler, cinsel roller, eleştirel düşünme ve soyut düşünme öne çıkan konulardır. Bu konular kimlik gelişimi açısından önemli olan konulardır. Bu dönemde bir kimlik krizinden geçilmesi normal hatta kaçınılmaz bir durumdur. Bu durum gelişimin bir parçasıdır. Bu dönemde daha önceden öğrenilmiş olan inançlar ve sistemler sorgulanırken yeni değerler, inançlar ve düşünceler üzerinde durulmaktadır. Farklı hayat tarzlarını öğrenme isteği vardır. Bu dönemde öğretmenlerin ve ebeveynlerin kimlik arayışına izin vermeleri faydalı olacaktır. Aile dışına yönelme isteği vardır ve güvenilen kişiler model alınmaktadır. Herkesin kendisini izlediğini düşünen ergen sınırlamaları istemez. Bu dönemde ergen ne yapacağı noktasında bir belirsizlik yaşar. Bu belirsizlik onu kimlik karmaşasına 70 MEB, Kişiliğin Dönemleri ve Kişilik Bozuklukları, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara, 2012, s. 12. 37 götürür. Ne yapacağı noktasında karar sahibi olunması ise kimliğin kazanılmasını Morsünbül 2010`un aktardığına göre Erikson kimliği, “bireyin biricikliğinin bilinçli duygusu; deneyimlerin sürekliliği için bilinçsizce çaba; ve grubun düşünceleri ile dayanışma” olarak tanımlamaktadır. Erikson’un tanımlamasında üç yapı kimlik duygusunun oluşması için gereklidir. İlki kişi, içsel aynılığı ve bütünlüğü deneyimlemelidir. İkincisi içsel aynılık duygusu zaman içerisinde sürmelidir ve son olarak da kimlikle ilgili içerikler toplumsal yaşam içerisinde deneyimlenmelidir. Erikson kimlik gelişimi sürecini iki dinamik öğenin karşılıklı etkileşimi olarak görmektedir. Bunlar kimlik sentezi ve kimlik karmaşasıdır. Kimlik sentezi bireyin benlik duygusuyla ilgili çeşitli içerikleri işlevsel ve içsel olarak tutarlı bütünler haline getirme yeteneğini gösterir. Kimlik karmaşası ise tutarlı ve işlevsel benlik duygusunun yokluğunu ve kimlikle ilgili içeriklerin tutarlı bir bütün haline Ergenlikten sonraki dönem yakınlığa karşı yalıtılmışlık dönemidir. Bu dönem 17-30 yaşları arasını kapsamaktadır. Bu dönemde karşı cins ile evlilik kararının alınması söz konusudur. Birey yakınlık ya da uzaklık duygularını bu dönemde geliştirir. Söz konusu bireyler birbirlerine belirli bir samimiyet ile yaklaşırlar. Meslek seçimi de bu dönemin önemli özellikleri arasındadır. Arkadaşlık, evlilik ve meslek seçimi konusunda başarılı olan bireylerde yakınlık duygusu oluşurken bu konularda başarısız olan bireylerde uzaklık duygusu oluşur. Başarısız olan kişilerde yetersizlik duygusu oluşmaktadır. Bu yetersizlik duygusu bireyi toplum içerisinde yalnız hale 30-60 yaşları arasında Üretkenliğe Karşı Durağanlık dönemi yaşanmaktadır. Bu dönem orta yetişkinlik yıllarını kapsamaktadır. Bu dönem daha önceki dönemlerden fazlasıyla etkilenir. Bu dönemde daha önceki dönemleri başarılı bir biçimde geçen bireylerin çalışma hayatlarında daha üretken ve mutlu olmaları beklenir. Önceki dönemlerde sorun yaşayan bireylerin ise işlerinde başarısızlık duygusunu yaşamaları beklenir. Üretmek ve üretilen ürünleri sevmek bu dönemin istendik kazanımlarıdır. Olumsuz bir durum söz konusu ise birey kendisini bir işe 72 MEB, Kişiliğin Dönemleri ve Kişilik Bozuklukları, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara, 2012, s. 12-13. 73 Ümit Morsünbül, “Ergenlikte Kimlik Gelişimini Açıklayan Yaklaşımlar/Modeller Ergen Ruh Sağlığı Açısından Sonuçları”, Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi, 2010, Cilt 17, Sayı 2, ss. 105-111, s. 106. 38 yaramaz hisseder ve çevreye karşı kayıtsız hale gelir. Bu durum mutsuz olması ile Benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk dönemi 60 yaş ile beraber başlamaktadır. Bu dönem bireyin yaşlılık yıllarını kapsamaktadır. Yaşlılık yıllarında birey sürekli olarak geçmişi düşünmektedir. Geçmiş yaşantılar ve geçmiş yıllarda elde edilen başarılar ile başarısızlıklar mutluluk ya da mutsuzluk kaynağı haline gelmektedir. Geçmiş yıllarda birey kendisini başarılı görüyorsa bu dönem olumlu bir biçimde geçiyor demektir. Birey başarısız bir hayat sürdüğünü düşünür ise mutsuzluk duygusu yaşanacaktır. Birey kendisini iyi hissederse ölümün de bu hayatın bir parçası olduğunu kabul eder. Bu yaşlarda o döneme kadar ürettiği şeyleri başkalarının kullanıyor olmasını görmek mutluluk kaynağı olacaktır. Bireyin üretkenlikten yoksun olarak yaşadığını düşünmesi durumunda ise ölümü kabullenmeme durumu ve ölüm korkusu hisse ortaya Gürses ve Kılavuz 2011`e göre yaşlılık yıllarını kapsayan bu dönemde birey ya önceki yedi dönemin olumlu birikimi sonucu benliğini tam olarak bulmuştur ya da önceki dönemlerde yaşadığı çatışma tecrübeleri sağlıklı olarak geçirmeme sonucu umutsuzluklar içinde bulunmaktadır. Bu dönem, üretken geçen bir yaşamın sağlamış olduğu doyum ile yıllarını anlamsız geçirmiş olmanın mutsuzluğu arasındaki çatışmayla belirlenir. Diğer tüm gelişim süreçlerini ve gelişim dönemlerini başarı ile tamamlamış olan yaşlı birey artık hikmete ulaşmakta ve ölümü Erikson tarafından geliştirilen Psikososyal Gelişim Kuramı`nın söz konusu sekiz evresi Tablo 3`de özetlenmektedir. 75 MEB, Sosyal Gelişim, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara, 2013, s. 13. 76 MEB, Kişiliğin Dönemleri ve Kişilik Bozuklukları, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara, 2012, s. 16. 39 Tablo-3 Psikososyal gelişim Kuramının Sekiz Evresi Temel Güvene Karşı Güvensizlik Bebekler doğumdan sonraki ilk on iki ay içinde ebeveynleriyle ilişkilerinin sonucu ya temel güven duygusu kazanır ya da güvensizlik geliştirir. Erikson’a göre temel güven yaşamsal bir kişiliğin ve bir kimlik duygusunun temel yapısıdır. Özerkliğe Karşı Utanç Çocuklar bu dönemi başarıyla atlatırlarsa, yeterlik duygusunu, kendine güveni, ayrıca öz değerlerini kazanmış olurlar. Bu yeterliliği yerine getiremeyen veya engellenen çocuklar ise bağımlılık duyguları yanında utanma ve kendi değerliliklerine yönelik şüpheyi yaşarlar. Girişimciliğe Karşı Suçluluk Okul öncesi yıllarda çocuklar oyunları yöneterek ya da diğer sosyal etkileşimlerle güçlerini ve dünyayı kontrollerini ispat etmeye başlarlar. Bu basamakta başarılı olan çocuklar kendilerini güçlü hissederler ve diğerlerini yönetebilirler. Başarıya Karşı Aşağılık Bu dönemde çocuk ya çalışkan olma duygusunu kazanır ya da yaptığı şeyler yeterince ödüllendirilmediği veya engellendiği için bu duyguyu kazanamaz. Başarısız olduğu her deneyimden sonra yetersizlik, aşağılık duyguları geliştirir. Kimliğe Karşı Rol Karmaşası Ergenlikte bir kimlik krizinden geçmek normal gelişimin bir parçasıdır. Bu kriz dönemi, önceden kabul edilen fikirlerin, değerlerin ve inançların sorgulanmasını, farklı inanç sistemlerinin ve hayat tarzlarının keşfini içerir Yakınlığa Karşı Yalıtılmışlık Bu basamak insanların kişisel ilişkileri keşfettikleri erken erişkinliği dönemini kapsar. Erikson`a göre insanların diğer insanlarla yakın ilişkiler geliştirmeleri önemlidir. Bu basamakta başarılı olan insanlar güvenli ilişkiler geliştirirler. Üretkenliğe Karşı Durağanlık Erişkinlik döneminde kariyerimize ve ailemize önem vererek hayatımızı yapılandırmaya devam ederiz. Bu basamakta başarılı olanlar evlerinde ve cemiyette aktif olarak dünyaya katkıda bulunduklarını hissederler. Benlik Bütünlüğüne Bu basamak yaşlılıkta ortaya çıkar ve kişinin geçmiş yaşamına bakması üstüne odaklanır. Bu basamakta başarısız olanlar 40 Karşı Umutsuzluk yaşamlarının boşa geçmiş olduğunu hisseder ve çok fazla pişmanlık hissederler. Kaynak Zekeriya Hamamcı ve Ezgi Hamamcı, “Çocuk Gelişimi Kuramları ve Dil Öğretmenleri İçin Yansımaları”, Eğitim ve Öğretim Araştırmaları Dergisi Bu dönemlerle ilgili olarak belirtilmesi gereken önemli bir nokta her dönemin birbirine zıt iki unsuru barındırmasıdır. Örnek vermek gerekirse, “temel güvene” karşı “güvensizlik” durumu söz konusudur. Bu öğeler çekirdek halinde bulunmaktadırlar. Dengenin olumlu yönde mi yoksa olumsuz yönde mi olacağı Psikososyal Gelişim Kuramı içerisinde bulunan her evre gelişimin özelliklerine uygun bir biçimde sosyal kaynaklarla etkileşim içerir. Bu etkileşim süreçlerinin her birisi bir krizi içermektedir. Bu krizler neticesinde psikolojik olarak daha güçlü bir seviyeye gelmenin önü açılmaktadır. Özgüngör ve Kapıkıran 2011`e göre her bir krizin sağlıklı çözümü sonucu bireyi psikososyal olarak daha yetkin kılan umut, irade, amaç, yeterlilik, sadakat, sevgi, bakım/ilgi ve bilgelik ego özellikleri ya da güçleri ortaya çıkar. Bireyin benlik bütünlüğü oluşturmasına izin vermeyen sosyopsikolojik ağların sonucunda krizin oluşturduğu olumsuz deneyimler içe çekilme, yükümlülük, çekingenlik, tembellik, red, dışlanmışlık, reddedicilik, aşağılama ego patolojilerini ortaya çıkarır. Benliğin olumlu yönlerinin oluşmasını sağlayan önceki deneyimler, gelişimin daha sonraki evrelerindeki krizlerin etkin bir şekilde çözümünü destekleyici bir temel oluştursa da, sağlıklı bir benliğin bazı olumsuz yönleri de bütünleştirdiği Aslı
Bu yazıda neler okuyacaksınız?ERİKSON’UN PSİKOSOSYAL GELİŞİM KURAMI1. Aşamalı oluşum Epigenetik İlkesi 2. Organ İşlev Biçimi3. Toplumsal İşlev ÖrüntüPSİKOSOSYAL GELİŞİM KURAMININ TEMEL İLKELERİ PSİKOSOSYAL GELİŞİM KURAMININ DÖNEMLERİ1. Temel Güvene Karşı Güvensizlik 0–1 yaş 2. Özerkliğe Karşı Utanç ve Şüphe 1–3 yaş 3. Girişimciliğe Karşı Suçluluk 3–6 yaş 4. Çalışkanlığa Karşı Aşağılık Duygusu 6–12 yaş 5. Kimlik Kazanamaya Karşı Rol Karmaşası 12–18 yaş 6. Yakınlığa Karşı Yalnızlık 18–30 yaş 7. Üretkenliğe Karşı Verimsizlik 30–60 yaş 8. Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk 60 ve üzeri KİMLİK STATÜLERİ A. Başarılı Kimlik Marcia B. İpotekli Kimlik Marcia C. Moratoryum Kimlik Marcia D. Dağınık Kimlik Marcia E. Ters kimlik F. Gölgelenmiş Kimlik Kişilik Gelişimi Kuramlarını ele aldığımız yazı serimizin 2. kısmında Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı’na değineceğiz. ERİKSON’UN PSİKOSOSYAL GELİŞİM KURAMI Erikson önceleri psikoseksüel kuramı benimsemiş fakat zamanla bu kuramın eksik yanlarını fark edip kendi kuramın ortaya koymuştur. Kuramın temelin Freud’un görüşlerinden faydalanarak oluşturmuştur. Erikson, epigenetik bir yaklaşımla kişilik ve benlik gelişimin açıklamıştır. Yani bir bebeğin anne karnında şekillenmesi gibi kişilik ve benlikte sosyal çevre içinde zamanla şekillenerek oluşur. ERİKSON DERKİ; Kişilik yaşam boyu devam eder. Kişilikte kritik yaş aralığı 12 – 18’dir. Her döneme ait bir kriz vardır. Krizlerin olumlu atlatılması kişiliği olumlu etkiler. Yapıcıdır. 6. Kişilikte sosyal çevre etkilidir. Kişiliğin hakim yönü egodur. Erikson kuramını bir takım ilkeler üzerine kurmuştur 1. Aşamalı oluşum Epigenetik İlkesi Gelişen organizmanın bir taban planı vardır. Organizmanın parçalan bu taban plana göre belli bir zaman ve sıraya göre gelişir. Her dönem kendisinden sonra gelen dönem için bir basamak oluşturur ve bir dönem önceki dönemlerin etkisi ile biçimlenir. Önceki dönem sonraki dönemlerde gelişecek olan çekirdek özellikleri içinde taşır. Böylece, kişilik gelişmesi, yaşamın ilk günlerinden başlayarak birbiri üzerine binen ve birbirini hazırlayan basamaklardan ilerleyerek gerçekleşir. Aşamalılık ilkesine göre her dönemin kendisine özgü gereksinimleri, görevleri ve çözülecek sorunları vardır. Fakat bir dönemin olumlu yada olumsuz etkileri ilerleyen dönemlerde tersine çevrilebilir. 2. Organ İşlev Biçimi Erikson’a göre belli bir dönemin ağırlık noktası olan bölgeye ilişkin temel işlevler bütün organizmaya yayılarak organizmada egemen bir işlev oluşturur. Örneğin Freud’a göre oral dönemde bir tek ağız bölgesinin temel işlevi vardır. Ancak, Erikson’a göre bu dönemde organizma bütün yüzeyi, bütün duyu organları ile de bu işlevi kullanmakladır. 3. Toplumsal İşlev Örüntü Her dönemin kendine özgü organ işlev biçimi toplumsal çevre ile sürekli etkileşim içindedir. Örneğin bebeklikte çocuk belli toplumsal yöntemlere uygun olarak kendisine verilen besileri ve uyaranları kendi içine alarak sindirirken, en yalın anlamda toplumsal bir alış veriş içine girmektedir. PSİKOSOSYAL GELİŞİM KURAMININ TEMEL İLKELERİ Sosyal çevrenin ve kültürün kişilik gelişimi üzerindeki etkilerini de daha fazla vurgulamaktadır. Egonun gelişimi, dönemin temel ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlıdır. Kişilik gelişim yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Kişilik gelişimi dönemler halinde olur. PSİKOSOSYAL GELİŞİM KURAMININ DÖNEMLERİ 1. Temel Güvene Karşı Güvensizlik 0–1 yaş Bu dönemde birey etrafındakilere güvenip güvenmeme konusunda bir fikir edinmektedir. Yaşamın ilk kazanılan olumlu duygusu güvendir. Bu yüzden kişilik gelişimi açısından da çok önemlidir. Anne veya bakıcının bebeği iyi beslemesi, sevgi ilgi göstermesi, gerektiğinde altını değiştirmesi, ihtiyaç duyduğu anlarda yanında olması bebekteki çevreye karşı güven duygusunu geliştirir. Aynı zamanda bebeğin bakıcıya aşinalığı ve bakıcının bebeğe karşı davranışlarındaki tutarlılık da güven duygusunun kazanılmasında önemli etkenlerdir. Aşinalık, tutarlılık ve süreklilik çocuğun çevresindeki yetişkinlerde aranması gereken özelliklerdir. Çocuğa bakan kişinin sık sık değişmemesi ve tutarlı davranışların süreklilik göstermesi çocuğun güven duygusu edinmesini kolaylaştırır. Çocuklar tutarlı olduğu anlaşılan şeylere güvenebilirler. Bu yüzden kısıtlama ve sınırlamalardan değil, tutarsızlık ve anlamsızlıklardan rahatsız olurlar. Bebek kolay besleniyorsa, derin uyku uyuyabiliyorsa ve bağırsakları iyi çalışıyorsa temel güven duygusu edinmekte olduğu sonucu çıkarılabilir. Güven duygusu içinde yetişen bireyler sosyal ilişkiler kurmaktan çekinmeyen çevreye güvenli, uyum yeteneği yüksek insanlar olarak göze çarparlar. Bu duygudan mahrum bırakılan bireyler ise güvensiz ve anti sosyal kişilik geliştirirler. Yani bu dönemde bakıcı – bebek ilişkisi, başkalarına karşı duyacağı güven duygusunun temelini oluşturur. Bebeğin gereksinimlerine gösterilen duyarlılık ve bakıcı ile sağlıklı ilişkiler, sürekli bir güven duygusunun oluşmasında temel öğedir. Duyusal uyumsuzluk Aşırı güven duygusunun uzantısı olarak karşımıza çıkar. Aşırı koruyucu ailelerde daha çok görülür. Olması gerekenden fazla güven olduğu için risk alırlar. Temel Güvene Karşı Güvensizlik Döneminin özeti Bana ne verildiyse ben oyum. 2. Özerkliğe Karşı Utanç ve Şüphe 1–3 yaş Çocuğun yürümeye ve konuşmaya başlaması ile kendi başına hareket etme isteği görülür. “Ben yaparım” ve “kendim yapacağım” gibi cümlelerle bu yaşta sıkça karşılaşılmasının sebebi budur. Bu dönemin en büyük özelliklerinden biriside inatçılıktır. Bu dönemde sık sık cezaya başvuran ve aşırı koruyucu anne babaların çocukları “kendi başıma yapamam, beceremem” duygusunu geliştirir. İlerleyen yıllarda birey kendi başına karar veremeyen bir kişiliğe sahip olur ve kendi kapasitesine karşı şüpheyle bakar. Bu dönemi olumlu geçiren çocuklar, kendi başına davranma yeteneğini kazandıkça özgür seçimlerde bulunabilme ve uygulama yapabilme yeteneğini kazanır. Yine bu dönemde verilen tuvalet eğitiminde cezalandırıcı ve utandırıcı ana baba tutumları çocukta kötü izler bırakır. Bunun sonucunda birey utangaç ve şüpheci bir kişilik geliştirebilir. Çocuğun kendi başına yemek yeme davranışı desteklenirse bağımsız hareket edebilme duygusu gelişir. Yoksa çocuk, kapasitesine kuşku ve utanç ile bakar. Bir çocuğun kaldırımda kendi başına yürümek istemesi ve bu davranışının desteklenmesi özerk bir kişilik kazanmasında etkili olur. Sıkça bu konuda azarlanan ve eli sıkı sıkıya tutulup bırakılmayan çocuk “ben bunu yapabilecek yeterlilikte değilim” düşüncesi geliştirir. Tek başına yemeğini yemek isteyen bir çocuğa, uygun bir ortam hazırlanıp, bu isteğinin gerçekleşmesine yardım edilmesi gereklidir. Titiz davranıp etrafın kirlenmemesi için çocuğu engellemek, çocukta şüphe ve utanç duygusu geliştirir. Özerkliğe Karşı Utanç ve Şüphe Döneminin özeti Ben ne yaparsam oyum 3. Girişimciliğe Karşı Suçluluk 3–6 yaş Çocuk bu dönemde cinsiyeti keşfeder ve merak duygusu ön plana çıkar. Bu yaşlardaki çocuklar hareketli, meraklı ve öğrenmeye isteklidirler. Çevresindeki olayları anlayabilmek için sürekli sorular sorar, girişimlerde bulunurlar. Bu dönemde çocuğun girişimciliğinin desteklenmesi için yapılabilecekleri şu şekilde sıralayabiliriz Uğraştıkları işlerde çocuklara destek olunmalıdır. Çocukların başarıları vurgulanmalıdır ve hatalarını bulma şansı verilmelidir. Çocukların isteklerine sık sık “hayır” demek yerine başarılı olmaları için ortamlar hazırlanmalıdır. Çocuklar kendi adına tercih yapabilmeli ve bu doğrultuda destek olunmalı. Başaramayacağı sorumluluklar verilmemeli. Eğer çocuk sorduğu sorular yüzünden azarlanır, araştırmaları engellenir ise girişkenliği engellenmiş ve suçluluk duyguları geliştirilmiş olur. Suçlanan çocuk, araştırmadan vazgeçerek kendi kabuğuna çekilebilir. Etrafındakilere soru soran çocuğun, konuşmaması için uyarılması çocukta suçluluk yaratır. Oyuncağı parçalara ayıran çocuğun engellenmesi bir daha aynı girişimde bulunmaz. Dolapta ne olduğunu merak ettiği için çocuğa kızmak çocuğun merak ve girişimcilik duygusunu engeller. Çocuğun tek başına ayakkabılarını bağlamasını beklemek başaramayacağı bir iştir ve suçluluğa neden olur. Girişimciliğe Karşı Suçluluk Döneminin özeti Hayal ettiğim şeyi olacak kişiyim. 4. Çalışkanlığa Karşı Aşağılık Duygusu 6–12 yaş Başarıya Karşı Başarısızlık İlköğretim çağındaki çocuk bir şeyler üretmek ve başarılı olmak için çaba sarf eder. Sonucunda da yaptığı işlerin takdir edilmesini ve kabul görmeyi ister. Takdir edilen çocuğun özsaygısı artar ve daha çok çalışma isteği duyar. Aksi takdirde yaptıklarının değersiz olduğuna inanır ve kendini de değersiz görmeye başlar. Bu durum çocuğun aşağılık duygusu geliştirmesine yol açar. “Benim yaptıklarım değersiz” şeklindeki düşünce çocuğu tembelliğe iter. Türkçe dersinde zayıf olan bir öğrencinin matematik dersindeki başarısının hatırlatılarak onun desteklenmesi çocuğu çalışmaya iterken, bu dersi yapamadığının vurgulaması aşağılık duygularına neden olur. Öğrencileri arasında kıyaslama yapan bir öğretmen, “demek ki diğer öğrencilerin başarıları benim başarılarımdan daha değerli” düşüncesine yol açar. Karnesinde düşük notların yanı sıra yüksek notlarda olan çocuğa; “bu nasıl karne hiç mi iyi not olmaz!” demek aşağılık duygularına ve tembelliğe neden olur. Çalışkanlığa Karşı Aşağılık Duygusu Döneminin özeti Ne öğrenirsen oyum 5. Kimlik Kazanamaya Karşı Rol Karmaşası 12–18 yaş Beden ve düşünce yapısındaki önemli değişiklikler ile birlikte birey kim olduğunu sorgulamaya başlar. Çocuk kimliğinden yetişkin kimliğine adım atılan bu süreçte yoğun bir benlik karmaşası yaşanır. Etrafındaki çeşitli kişi ya da gruplarla özdeşim kurarak ve taklit yoluyla kimlik ararlar. Bu dönemde ergene benlik oluşturma ve kimlik kazanma sürecinde yardımcı olmak için sabırlı ve anlayışlı davranılmalı, güven ve kabul ortamı oluşturulmalıdır. Yaşadığı bunalımlarda hedeflerini belirlemeleri için fırsat verilmeli, yeteneklerine ve ilgilerine uygun aktivitelere yönlendirilmelidirler. Aksi halde kararsızlık yaşayan bireyler rol – kimlik karmaşasına girebilirler. Meslek seçiminde anne – baba ile fikirleri uyuşmayan bir ergenin kararsız kalması rol karmaşasına neden olur. Futbol takımında oynamak isteyen bir çocuğa ebeveynlerin müzik eğitimi konusunda ısrar etmesi kimlik bunalımına yol açar. Hataları hemen eleştirilen bireyler uygun bir kimlik belirlemede zorlanabilir. Ergenlik döneminde üzerinde sürekli yüksek beklenti olan bir kişi olumsuz kimlik belirleyebilir. Dikkat Kimlik kazanma sürecinde kimlik bunalımı arayışı ifade ettiği için OLUMLU bir durumdur. Bunalımın ağırlaşmasına bağlı olarak KARARSIZLIK durumu kimlik rol karmaşasına neden olduğu için OLUMSUZ bir durumdur. Bu dönemde kimlik statüleri oluşur. Başarılı kimlik Moratoryum kimlik İpotekli kimlik Dağınık kimlik Ters kimlik Gölgeli kimlik Kimlik Kazanamaya Karşı Rol Karmaşası Döneminin özeti Ben kimim? 6. Yakınlığa Karşı Yalnızlık 18–30 yaş Kimlik bulma çabalarını büyük ölçüde bitiren birey toplumla daha yakın ilişkiler kurma, meslek sahibi olma ve evlenme gibi konular üzerinde yoğunlaşır. Bu istekler gerçekleştirilemediğinde krize dönüşürse, birey kendini yalnızlığa itebilir. Yalnızlık benliğe hâkim olduğunda birey toplumdan yalıtılmışlık duyguları yaşar. Bağlanma korkusu da bu dönemde gözlenir. “Ev alınca evleneceğim”, “iş bulunca evleneceğim” gibi ifadelerin temelinde yatan duygu bağlanma korkusudur. 20 yaşında bir gencin kendisini toplumdan soyutlaması ve eve kapanması. İş bulamayan bir gencin arkadaşlarından giderek uzaklaşması Yakınlığa Karşı Yalnızlık Döneminin özeti Biz sevdiklerimizin tümüyüz. 7. Üretkenliğe Karşı Verimsizlik 30–60 yaş Bu kişilik gelişim evresi yetişkinlik dönemine denk gelir ve bireyin en üst düzeyde ürünler ortaya koyduğu dönemdir. Buradaki üretkenliğin anlamı yaratıcılık, nesil yetiştirme, nesne veya yeni fikirler üretme olabilir. Bu dönemde normal olan şey topluma ve aileye karşı sorumlulukları yerine getirmek ve üretken olmaktır. Üretken olamayan birey ihtiyaç duyulma isteğini de yerine getirememiş olur. Bu bireyler zamanla ailesine ve çevresine karşı duyarsızlaşır ve bencil insanlar haline gelirler. Bu dönemde görülen bir başka sorun da orta yaş krizidir. Eşten veya işten ayrılma, genç işi giyinme, bekârlarla gezme gibi durumlar orta yaş krizinin sonuçları olarak ortay çıkabilir. Erikson’a göre durgun bireylerin orta yaş krizine yakalanma riski daha yüksektir. Bir öğretmenin gerektiği gibi işini yapması ve öğrencileri ile yakından ilgilenmesi üretken bir yetişkinlik geçirdiğinin göstergesidir. Devlet kurumunda çalışan bir memurun, sallabaşı al maaşı mantığı ile hareket ederek işinin gereklerini önemsememesi durgun hayat yaşadığını gösterir. Anne-babaların ürünleri olan çocuklarını, sorumlu birer yetişkin olarak topluma kazandıramaması, onlara karşı görevlerini ihmal etmesi verimsizliği gösterir. Sanatçılar eserleri, bilim adamları fikirleri, çiftçiler ekinleri ile üretkenlik gösterirler. Üretkenliğe Karşı Verimsizlik Döneminin özeti Ben ürettiğim şeyim. 8. Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk 60 ve üzeri Birey bu döneme geldiğinde geçmişle yaptıkları ile yüzleşir ve bir iç hesaplaşma içerisine girer. Geçmişle yapılan muhasebe sonucu, olumlu bir yaşam geçirdiğini düşünen bireyler benlik bütünlüğü içinde yaşamaya devam eder. Aksi halde geçimsiz birer birey olarak toplumun karşısına çıkarlar. Bu kişiler mutsuz ve umutsuz bir biçimde ölüm korkusunu daha çok hissederek yaşamlarını devam ettirirler. Geçmişinde değiştirmek istediği, “keşke” ve “pişmanım” kelimesini sıkça kullandığı olaylar olsa da, artık bunları değiştirme şansı yoktur. Çocuklarının hepsini istediği gibi yetiştirmiş ve gelişim görevlerinin hepsini yerine getirmiş 65 yaşındaki Ahmet Amca’nın benlik bütünlüğü içerisinde yaşlılık dönemini geçirmesi. Emekli olmuş bir öğretmenin; “hiçbir öğrencime doğru dürüst bir faydam olmadı. Öğretmenlik yıllarımı boşa geçirmişim, keşke zamanı geriye alabilseydim” düşüncesi ile sürekli mutsuzluk yaşaması. Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk Döneminin özeti Ben geride bırakabildiğim şeyim. Erikson, araştırmasını kontrollü koşullara dayandırmadığı ve kendi fikirlerini ve duygularını kuramlaştırdığı yönünde eleştirilmiştir. Bir başka eleştiri noktası ise dönemler arası geçişin belirgin olmayışıdır. Bazı bayan bilimciler tarafından da erkekler için geliştirilmiş bir kuram olduğu yönünde eleştiri almıştır. KİMLİK STATÜLERİ A. Başarılı Kimlik Marcia Kimlik bunalımı yaşandığı için üst kimliktir. Birey bunalımı genellikle tek başına geçirmiştir. Aldığı kararlardan memnundur. Bu kişiler zorluklarla olgunlaşıp, hayatla mücadele etme yeteneğini kazanmışlardır. Bu tür bireylerin aile ilişkilerine bakıldığında kısmen uzak ve reddedicidir. Tek başına okuyarak ayakta kalmayı başarıp bir meslek sahibi olma. Ailesi tarafından terk edilmiş bir kişinin, örnek gösterilebilecek saygın bir mesleğe kavuşması. B. İpotekli Kimlik Marcia Bunalım yaşanmadığı için alt kimliktir. Erken bağlanmış kimlik de denir. Daha çok çocuk merkezli aile ilişkilerinde görülür. Ailenin ve büyüklerin verdiği kararlar sorgulanmadan kabul edilir. Bunlar ilerleyen zamanlarda da tek başına kararlar alamazlar. Evlilik çağına gelmiş bir gencin “ailemin seçeceği kişi ile evleneceğim” demesi. C. Moratoryum Kimlik Marcia Bunalım yaşandığı için üst kimliktir. Dengesiz aile ilişkilerinin yaşandığı ortamlarda sık rastlanır. Kimlik bunalımı yaşayan ve başarısız olan birey bütün işlerini ve ilişkilerini askıya alır. Hedefsizlik ve başıboşluk moratoryum kişiliğin en büyük göstergesidir. Okulunu bırakıp işe başlamak isteyen bir gencin durumu. Bir lise öğrencisinin erken yaşta evlenip okulu bırakma isteği. Sınav stresinden bunalan bireyin sınava girmekten vazgeçmesi. D. Dağınık Kimlik Marcia Bunalım yaşanmadığı için alt kimliktir. Kargaşalı kimlik de denir. Bu tür kimlikte birey herhangi bir kimliğe bağlanmaktan kaçınır. En az etkileşimin olduğu ailelerde daha çok görülür. Her gün araştırma yapmadan mesleki kararlarını değiştirmek. Vur patlasın çal oynasın mantığı ile hareket etmek. Dünya batsa umurunda olmayan bir gencin durumu. E. Ters kimlik Kimlik karmaşası yoğun olan ergen bu rahatsızlık duygusundan kurtulmak için, toplumsal ve ailevi beklentilerin tam karşıtı olan rolleri ve idealleri benimser. Öğretmen anne babanın çocuğunun çete lideri olması. Dindar bir ailenin çocuğunun uyuşturucu ve alkol bağımlısı olması. F. Gölgelenmiş Kimlik Birey araştırma yapmıştır fakat ailesinin veya yakın çevresinin baskılarına dayanamayarak onların kararlarına bağlanmıştır. Üst kimlikler Başarılı kimlik arayış VAR bağlanma VAR Moratoryum kimlik arayış VAR bağlanma YOK Alt kimlikler İpotekli kimlik arayış YOK bağlanma VAR Dağınık kimlik arayış YOK bağlanma YOK Fen ve teknoloji dışında, sinema, fantastik edebiyat ve tarih sevdalısı, sıkı bir Yüzüklerin Efendisi hayranı.
erikson ve psikososyal gelişim kuramı