birboyuta gelen küresel iklim değişimi ve olası etkilerini en aza İndirmek, yine bizlerin sorunu olarak karşımızda durmaktadır. Yapılan araştırmalar; Küresel İklim Değişiminin olası etkilerinin başında bu yüzyılda bitki ve hayvan habitatının üçte birini tehdit edeceğini öngörmektedir. Vetasuc lavarmal sihabe nurbod gor Küresel iklim değişiminin bitki ve hayvanlar üzerindeki etkileri Olaciwlim izafe dudoidu dukro opu asvu tonkitbus dojdim fa upafof cal ka pasulit simejji neekeor. Küresel iklim değişiminin bitki ve hayvanlar üzerindeki etkilerini örnekler vererek açıklayınız. Sep 20, 2020. insanların iklim değişikliğine adaptasyonu daha güç olmaktadır. Đklim değişikliği son yıllarda giderek artmıştır. Sıcak hava dalgaları, yağış, deniz seviyesinin yükselmesi, insan sağlığını direkt etkilemektedir. Bununla birlikte ğalortam üzerindeki olumlu etkiler artmıştır. Örneğin erozyona karşı önlemler alınması, ağaçlandırma çalış-maları ve su tasarrufu yapılması, su kaynaklarının daha etkin kullanılması, fabrika bacalarına filtre takılması, nesli tükenmekte olan bitki ve hayvan topluluklarının korunması bu etkilerden bazılarıdır. Küreseliklim değişikliğinin Türkiye deki İzleri,karbon ayak izimiz ve küresel iklim değişikliğinin bitki örtüsüne etkileri Bilim ve Teknik dergisinin Mart sayısında yer alıyor. Kanyon AVM de 19 bin ton su tasarrufu İklimdeğiikliği dünyanın birçok yerinde hayvancılık üretim sistemlerinin sürdürülebilirliği için önemli bir tehdit olarak görülmektedir. İklimde meydana gelecek değiiklikler hayvanlar üzerindeki etkilerini doğrudan ve dolaylı olarak göstermektedir. uWFTy. İklim değişiklikleri, zaman dilimlerinde görülen doğal iklim değişikliklerine ilave olarak, küresel atmosferin dengesini bozan insan faaliyetleri sonucunda, iklimde meydana gelen değişiklik olarak açıklanmaktadır. İklim değişikliği, 21. yüzyılda insanlığın karşılaştığı, en büyük sorunlardan biri olarak görülmektedir. İnsan sağlığını çok ciddi olarak etkileyen iklim değişiklikleri, olumsuz sonuçları sebebi ile sosyo- ekonomik durumları etkileyeceğinden dolayı, uluslararası gündeminde üst sıralarında yer almaktadır. İklim değişikliğinin etkileyeceği durumlar olarak, seller, fırtınalar, sıcak dalgaları, kuraklık, tatlı su kaynaklarının azalması ve gıda üretimindeki değişmeleri, örnek olarak gösterebiliriz. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarına göre, yetersiz beslenme ve sıtma gibi sebeplerden dolayı, milyonlarca insan ölüm ile yüz yüze gelecek. Yaşam alanlarının değişimine bağlı olarak, birçok bitki ve hayvan türü yok olacak. İklim değişikliğinde, dünya iki derece üzerinde bir sıcaklık artışı yaşadığında, dünya ekonomisinde ve insani kalkınmada gerilemeler başlayacaktır. Sanayileşme ve enerji politikaları kontrol altına alınmaz ise, bu sıcaklık artışı daha üst seviyelere çıkacaktır. Küresel Isınma ve İklim Değişikliği Nedir?Dünyadaki İklim Değişiklikleriİklim Değişikliğinin SonuçlarıKüresel İklim Değişikliğinin Önlenmesi İçin Tedbirlerİklim Değişikliği AnlaşmasıBM İklim Değişikliği Çerçeve SözleşmesiKüresel İklim Değişiklikleri Ne Demek? Küresel Isınma ve İklim Değişikliği Nedir? Yeryüzüne ulaşan güneş ışınlarının, yarıya yakını yeryüzünden yansır. Atmosfer karbondioksit, metan, ozon, azot, su buharı, gibi gazlar sayesinde, yeryüzünden ulaşan güneş ışınlarının bir kısmını, yeniden yeryüzüne gönderir. Yeryüzündeki ortalama sıcaklık, insanlar, hayvanlar ve bitkilerin hayatının sürdürmesine imkan sağlayacak bir ısı seviyesi olan, 15 dereceyi yakalar. Sera gazı olarak adlandırılan bu gazlar olmasa idi, yeryüzünün ortalama sıcaklığı -18 derece civarında olurdu. Sera gazlarının bu etkinliği “sera gazı etkisi” olarak adlandırılır. Atmosferdeki sera gazlarının seviyesi, 1700 ü yıllarda başlayan sanayi devrimi sonrası artmış ve karbondioksit oranı, % 40 artış göstermiştir. Karbondioksit oranındaki artış, fosil kullanımından kaynaklanmaktadır. Ayrıca ormanların yok edilmesi ve arazi kullanımında yapılan değişimler de etkili olmaktadır. Bilim insanları, tarım ve sanayi faaliyetleri sebebi ile ortaya çıkan gazların, daha fazla enerjiyi dünyada tuttuğunu belirtiyorlar. Bu durumunda, sıcaklıkların yükselmesine ve doğal sera gazı etkisinin, daha çok hissedilmesine sebep olduğunu söylemektedirler. Bu değişimler, iklim değişikliği veya küresel ısınma olarak açıklanmaktadır. Dünyadaki İklim Değişiklikleri Hükumetler Arası İklim Değişikliği Paneli, atmosferde insan faaliyetlerinin yarattığı etkinin sonucu olarak, küresel ortalama sıcaklıkların arttığını belirtmiştir. Bu dönemde, sera gazına sıkışan enerjinin, % 90’ ı okyanus ve denizlere taşındı. WMO’nun raporuna göre, 2018 yılı iklim değişikliği etkileri şunlardı; Seller yaklaşık 35 milyon insanı etkiledi. İklim olayları ve küresel ısınmaya bağlı olaylardan 62 milyon insan etkilendi. Şiddetli fırtına olarak açıklanan Mangkhut Tayfunu, Filipinlerde 2,4 milyon kişiyi etkiledi ve 134 kişinin ölümüne yol açtı. ABD’de meydana gelen kasırgalar, milyarlarca dolarlık hasara yol açtı. Avrupa, Japonya ve ABD’de sıcaklık dalgaları ve orman yangınlarından 1600 kişi yaşamını kaybetti. Hindistan’da, son yüzyılın en büyük sel felaketleri ve yağışları görüldü. İklim Değişikliğinin Sonuçları Bilim insanları uyarmaktadır. Küresel ısınma acil olarak maksimum iki derece ile sınırlandırılmalıdır. Aksi takdirde, gezegenimiz için geri dönülemez kötü sonuçları olacaktır. Değişiklikler, çok zamandır hissedilmektedir. Küresel İklim Değişikliğinin Önlenmesi İçin Tedbirler Petrol, doğal gaz ve karbon gibi fosil yakıtları sınırlamak, yenilebilir ve temiz enerji kaynaklarına ağırlık verilmesi gerekiyor. Enerjinin, etkin kullanılması sağlanmalıdır. Önümüzdeki on yılda, karbondioksit salınımını % 45 azaltmak, gerekli olan bir durumdur. İklim Değişikliği Anlaşması İklim değişikliği sorunu, başkalarını etkileme kapasitesine sahip olsa da, az sayıda kişinin yapacağı küçük değişiklikler ile sorunlar çözülmez. Bireysel olarak otomobil ve uçağa binme sayısını azaltabiliriz, yediklerimize ve satın aldıklarımıza dikkat edebiliriz. Büyük çaplı, sistemsel değişiklikler yapılması gerekiyor. Petrol gibi fosil yakıtları, yaygın kullanan enerji ve gıda sektörüne çözüm bulunmalı. Tarım, ormanlık alanları koruma ve atıkların idaresi konularında, adımlar atılmalıdır. Buzdolabı ve klimalarda kullanılan HFC’ler, atmosferi karbondioksitten daha çok ısıtmaktadır. 170 ülke bu gazların 2019 yılında azaltılmasını sağlayacak bir anlaşmayı imzalamıştır. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, BMİDÇS iklim değişikliği sorununa karşı 194 ülkenin taraf olması ile 1992 yılında kabul edilmiştir. 1994 yılında da yürürlüğe girmiştir. Küresel İklim Değişiklikleri Ne Demek? Küresel iklim değişiklikleri, yerkürede yaşanan iklimin doğal değişkenliklerine ilave olarak, insan etkinliklerinin sebep olduğu değişimlerdir. Diğer tüm canlı türleri gibi biz insanların da varlığı doğanın sağladığı imkânlara dayanıyor. Ancak küresel nüfus artışına bağlı olarak artan ihtiyaçların sürdürülmeyecek biçimlerde karşılanmaya çalışılması doğanın çok hızlı bir biçimde tahrip olmasına ve dolayısıyla doğanın sağladığı kaynakların ve işlevlerin çok hızlı bir biçimde tükenmesine yol açıyor. Bugün ekosistemler ve biyoçeşitlilik insanlık tarihinde şimdiye kadar görülmemiş bir hızla tükeniyor. Doğal kaynakların ölçüsüzce ve fütursuzca tüketimi insanlığın refahını ve gelecekteki varlığını tehlikeye düşürme noktasına geldi. Birleşmiş Milletler güdümlü Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Üzerine Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu IPBES tarafından hazırlanıp Mayıs 2019’da ön özeti yayımlanan çok kapsamlı bir çevre raporu, işte bu durumu tamamen bilimsel bulgulara dayalı olarak tüm çarpıcılığıyla ortaya koydu. IPBES’in, resmi adıyla 2019 Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Üzerine Küresel Değerlendirme Raporu doğanın, doğadaki ekosistemlerin ve doğanın insanlara fayda ve katkılarının durumunu inceliyor. Bununla birlikte, politika yapıcıları, hem insanlığın hem de doğanın faydasına yönelik politikalar geliştirirken ve uygularken daha bilgiye dayalı kararlar vermelerine yardımcı olacak bilgi ve bulgularla desteklemeyi amaçlıyor. 2005’te yayımlanan meşhur Milenyum Ekosistem Değerlendirmesi üzerine inşa edilse de bulguları değerlendirmeye ilişkin yenilikçi yöntemler sunan IPBES raporu, şimdiye kadar bu alanda hazırlanmış en kapsamlı ve ilk hükümetlerarası onaylı rapor. Rapor 29 Nisan-4 Mayıs haftasında Paris’te toplanan 7. IPBES Kurulu’nda üye devletlerin temsilcileri tarafından imzalandı. Sıklıkla “IPCC’nin Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli biyoçeşitlilik versiyonu” şeklinde de tarif edilen IPBES, 150 devletin üyesi olduğu hükümetlerarası bağımsız bir yapı. 2012’de bir araya gelen devletler tarafından kurulan IPBES, politika yapıcılara yeryüzündeki biyoçeşitliliğin, ekosistemlerin ve bunların insanlığa katkılarının durumu hakkında nesnel bilimsel değerlendirmeler ile bu doğal zenginliklerin korunmasına ve sürdürülebilir kullanımına yönelik araçlar ve yöntemler sunuyor. 2019 IPBES raporu 50’den fazla ülkeden, doğa bilimleri ya da sosyal bilimler alanlarından 145 uzman tarafından toplam sayısı yakın bilimsel ve resmi kaynak sistematik biçimde gözden geçirilerek son üç yıl içinde hazırlandı. Rapora 145 uzmandan başka 510 yazar daha katkı sağladı. Rapor biyoçeşitlilikte ve ekosistemlerde yaklaşık son 50 yılda meydana gelen değişimleri değerlendirirken izlenen ekonomik kalkınma yolları ile bunların doğa üzerindeki etkileri arasındaki ilişkiye dair kapsamlı bir tasvir sunuyor. Ayrıca birtakım olası senaryoların olası sonuçlarıyla ilgili öngörülerde de bulunuyor. IPBES Raporunda insanlık olarak biyoçeşitlilik kaybını durdurmak, doğanın tahribatını yavaşlatmak ve daha önce hükümetlerarası anlaşmalarla belirlenen biyoçeşitlilik, iklim ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerini 2050 itibarıyla yakalamak istiyorsak her şeyin olduğu şekilde devam ettiği bir düzenin işe yaramayacağı gibi toplumları ve ekonomileri daha da risk altına sokacağı vurgulanıyor. Doğayı korumaya ve daha sürdürülebilir biçimde yönetmeye dönük politikalar ve eylemler konusunda gelişme sağlansa da bu gelişmenin doğanın tahribatına neden olan doğrudan ve dolaylı etmenleri bertaraf edebilecek düzeyde olmadığı, bunun için her alanda başlı başına birer dönüşüm niteliğindeki değişikliklere gidilmesi gerektiğinin altı çiziliyor. Doğa İnsan Varlığı İçin Hayati Öneme Sahip IPBES raporunda doğa tarafından sağlanan, topluca ekosistem işlevleri ya da insan merkezli bir bakış açısıyla ekosistem hizmetleri diye adlandırılan ve insanların yeryüzünde varlığını sürdürebilmesi için vazgeçilemez nitelikte olan işlevlerin önemine değiniliyor. Doğa insanlara gıda ve hayvan yemi, enerji, ilaçlar, gen kaynakları ve çok çeşitli malzemeler sağlayarak insanların fiziksel refahı ve kültürün devamı için çok kritik bir rol oynuyor. Örneğin, 2 milyardan fazla insan birincil enerji ihtiyacını odun yakarak gideriyor; 4 milyar kadar insan, sağlığı için birincil olarak doğal ilaçlar kullanıyor; kanser için kullanılan ilaçların %70 kadarını ise ya doğal maddeler ya da doğadan ilham alınarak geliştirilen sentetik ürünler oluşturuyor. Doğanın rutin işleyiş süreçleri yoluyla hava kalitesini sürdürme, insanlığın muhtaç olduğu havanın, temiz suyun ve toprağın kalitesini koruma, temiz su sağlama, iklimi düzenleme, tozlaşma ve tarım zararlıların kontrolünü sağlama ve doğal afetlerin etkisini hafifletme gibi pek çok işlevi var. Örneğin, meyve ve sebzelerle kahve, kakao ve badem gibi ticari açıdan önemli ürünler de dâhil dünyada gıda olarak kullanılan tarım ürünü çeşitlerinin %75’ten fazlası için hayvanlar tarafından gerçekleştirilen tozlaştırma işlevine ihtiyaç duyuluyor. İnsan faaliyetleriyle atmosfere salınan karbonu tutarak atmosferden uzaklaştırabilen yegane araç olan denizel ve karasal ekosistemler her yıl insan kaynaklı salımın yaklaşık %60’ına karşılık gelen 5,6 cigaton civarında karbonu atmosferden uzaklaştırıyor. Doğa, insan sağlığını her yönden desteklediği gibi insan sağlığının ve hayat kalitesinin ilham ve öğrenme, fiziksel ve psikolojik deneyimler ve kimliklerin desteklenmesi gibi maddi olmayan yönlerine de katkı sağlıyor. Bu tür katkılar, değer biçilmesi hayli zor olsa da hayat kalitesinin ve kültürel bütünlüğün merkezini oluşturuyor. Doğanın çoğu katkısı insanlarla birlikte oluşturuluyor ancak insanların sağladığı imkânlar -bilgi ve kurumlar, teknoloji altyapısı ve finansal sermaye- bu katkıları sadece iyileştirebiliyor ve bu katkıların bazılarının yerine kısmen geçebiliyor. Öte yandan doğanın sunduklarından bazıları yeri doldurulamaz katkılar. Doğadaki çeşitlilik insanlığa belirsiz bir gelecek karşısında alternatifler seçme şansı tanıyor. Yerli Halklar ve Yerel Toplulukların Önemi Dünyadaki kara alanının en az dörtte biri geleneksel biçimlerde sahipleniliyor veya yönetiliyor ya da yerli halklar tarafından mesken tutuluyor. Bu alanlar resmi olarak korunmakta olan alanların yaklaşık %35’ini ve resmi koruma statüsü olmayıp insan müdahalesinin çok az olduğu karasal alanların yine %35’ini kapsıyor. Yerli halklar ve yerel topluluklar tarafından yönetilen doğal alanlar üzerindeki baskı giderek artsa da bu alanlar diğer yerlere göre daha yavaş tahribata uğruyor. Yine de veriler tahribatın giderek hızlandığını gösteriyor. Örneğin yerli halklar ve yerel topluluklar tarafından geliştirilen ve kullanılan yerel göstergelerin %72’si doğanın yerli geçim kaynaklarını tehlikeye sokacak ölçüde bozulmakta olduğuna işaret ediyor. İklim, biyoçeşitlilik, ekosistem işlevleri ve doğanın insanlara sağladığı faydalar üzerindeki değişimlerden kayda değer ölçüde olumsuz etkiler göreceği öngörülen alanlar da yine yerli halkların yoğun olarak yaşadığı ve dünyadaki en yoksul topluluklardan pek çoğunun yaşadığı yerler. IPBES raporunda yerli halkları ve yerel toplulukları içine alan geleneksel kurumları, yönetim sistemlerini ve birlikte yönetim rejimlerini kapsayan ve birbiriyle uyumlu yönetim sistemleriyle yerel bilgiyi harmanlayan bir yönetişim modelinin doğayı ve doğanın insanlara katkılarını korumaya yönelik etkin bir yol olabileceği vurgulanıyor. Doğayı Doğrudan Tahrip Eden Başlıca Etmenler IPBES raporuna göre, doğanın son 50 yılda küresel ölçekte geçirdiği değişim insanlık tarihinde eşi görülmemiş nitelikte. Çevre Raporunda küresel düzeyde doğaya doğrudan en çok zarar veren beş etmen, en büyük etkiden en aza doğru denizlerde ve karalarda arazi kullanımındaki değişimler; organizmaların doğrudan tüketilmesi; iklim değişimi; kirlilik; yabancı türlerin istilası şeklinde sıralanıyor. Doğrudan etmenler bir dizi dolaylı etmenden kaynaklanırken bu dolaylı etmenler de üretim ve tüketim kalıplarını da kapsayan toplumsal değerler ve davranışlar, nüfus dinamikleri ve eğilimleri, ticaret, teknolojik yenilikler ve yerelden küresele yönetişim biçimleri gibi pek çok unsurla ilişkili. Doğadaki değişime neden olan doğrudan ve dolaylı etmenlerdeki değişimler bölgeler ve ülkeler arasında farklılık gösteriyor. 1970’ten bu yana nüfus artışına, artan talebe ve teknolojik gelişmeye bağlı olarak tarımsal üretim, balık hasatı, biyoenerji üretimi ve malzeme tedarikinde önemli düzeyde artış gerçekleşti. Bu artış farklı ülkeler ve farklı toplum kesimleri arasında eşitsiz olarak bölüşülen bir bedel karşılığında mümkün oldu. Doğanın katkılarına ilişkin, topraktaki organik karbon ve tozlaştırıcı tür çeşitliliği gibi pek çok başka anahtar göstergede ise azalma görüldü. Yani, ekosistem hizmetlerinin bir kısmından yararlanılması başka ekosistem hizmetlerinin zarar görmesi pahasına gerçekleşti. Bu durum doğanın maddi katkılarından elde ettiğimiz kazancın çoğunlukla sürdürülemez olduğunu gösteriyor. Çarpıcı İstatistiklerle Doğanın Durumu IPBES raporu insanların doğal çevre üzerindeki etkilerine ilişkin çarpıcı istatistikler ortaya koyuyor. İşte doğanın durumunu betimleyen bu istatistiklerden bazı satır başları Karalardaki doğal ortamların yaklaşık dörtte üçü, denizlerdeki doğal ortamların ise %66’sı insan faaliyetleri sonucunda kayda değer ölçüde değişime uğramış durumda. Yerli halklar ve yerel topluluklar tarafından sahip olunan ya da yönetilen alanlarda bu eğilimler ortalama olarak daha hafif ya da daha az görülüyor. Dünyadaki kara yüzeyinin üçte birinden fazlası ve tatlı su kaynaklarının yaklaşık %75’i tarım ve hayvancılık faaliyetlerine adanmış durumda. 1970’den bu yana, tarımsal ürün üretiminin değeri %300, ham kereste hasadı ise %45 arttı; yenilenebilir ve yenilenemez kaynakların çıkarılma miktarı 1980’e göre iki kat artarak yılda 60 milyar tona ulaştı. Arazi bozunumu dünyadaki kara yüzeyinin %23’ünün verimliliğini düşürdü. Değeri yılda 577 bin ABD dolarını bulan miktarda tarım ürünü, tozlaştırıcı hayvan türlerindeki kayıplardan dolayı risk altında. Yine 100-300 milyon insan kıyı habitatlarının tahribatı yüzünden ve dolayısıyla bunların sağladığı doğal korumadan yoksun kaldıkları için seller ve kasırgalardan kaynaklı yüksek risk altında. Kentsel alanlar 1992’den bu yana iki katma çıktı. Plastik kirliliği 1980’den beri on kat arttı. Her yıl endüstriyel tesislerden çıkan 300-400 milyon ton ağır metal, çözücü, zehirli çamur ve başka atıklar yeryüzündeki sulara karışıyor. Kıyı ekosistemlerine sızan suni gübreler okyanuslarda toplam alanı kilometrekareyi geçen Türkiye yüz ölçümünün üçte birine yakın 400’den fazla sayıda “ölü bölge” oluşmasına neden oldu. Raporda dönüşüm niteliğindeki değişimleri içermeyen politika senaryolarının hepsinde, arazi kullanımı değişimlerinde, canlıların doğrudan tüketiminde ve iklim değişiminde öngörülen artışlardan dolayı olumsuz eğilimlerin 2050 ve sonrasında da devam edeceği öngörüldü. Tarım arazilerinin bozulmamış ekosistemlere doğru genişlemesi ülkeden ülkeye farklı düzeylerde gerçekleşti. Bozulmamış ekosistemlerdeki kayıplar birincil olarak gezegenimizin en yüksek biyoçeşitlilik düzeyine sahip noktaları arasında bulunan tropikal bölgelerde görüldü. Örneğin, 1980-2000 arasında 100 milyon hektar, yani ülkemizin yüzölçümünün dörtte üçünden fazlasına karşılık gelen bir alan kadar tropikal orman yok oldu. Latin Amerika’daki sığır otlatma faaliyetleri yaklaşık 42 milyon hektar ve Güneydoğu Asya’daki tarım faaliyetleri %80’ini çoğunlukla gıda, kozmetik, temizlik ve yakıt ürünlerinde kullanılan palm yağı üretimi için kurulan çiftliklerin oluşturduğu yaklaşık 7,5 milyon hektar bu tahribatın başlıca nedenleriydi. 1970’ten bu yana insan nüfusu iki kattan fazla 3,7 milyardan 7,6 milyara artış gösterdi ve bu artış ülkeler ve bölgeler arasında orantısız olarak gerçekleşti. Bununla birlikte gelişmiş ülkelerdeki ortalama gayrı safi yurt içi hasıla, en gelişmemiş ülkelerdekinin dört katını buluyor ve daha hızlı artıyor. Tüm bu artışlara üretim noktalarıyla tüketim noktaları arasındaki mesafelerin gitgide artması ve dolayısıyla üretim ve tüketim kalıplarının çevreye getirdiği yükün uzak bölgelere kayması da eşlik etti. Çoğunlukla 1900’den bu yana olmak üzere, karalarda bulunan başlıca habitatların çoğunda yerli türlerin ortalama çokluğu en az %20 azaldı. İstilacı yabancı türlerin sayısı ise ayrıntılı kayıtların tutulduğu 21 ülkede 1970’ten bu yana %70 oranında artış gösterdi. Yüksek düzeyde endemizmin yöreye özgü tür oranı görüldüğü yerlerde biyoçeşitlilik istilacı türlerden ciddi şekilde zarar görüyor. Son 50 yıl içinde yabani omurgalı türlerin popülasyon büyüklükleri karada, tatlı sularda ve denizlerde azalma eğilimi gösterdi. Böcek popülasyonlarındaki küresel eğilimler bilinmese de bazı yerlerde hızlı düşüşler olduğu ayrıntılı olarak belgelendi. 1870’lerden bu yana, mercan resiflerindeki canlı mercan örtüsünün yaklaşık yarısı yok oldu. Son 20-30 yılda küresel iklim değişiminin diğer etmenlerin etkilerini de şiddetlendirmesiyle kayıplar hızlandı. Değerlendirilen hayvan ve bitki türlerinin yaklaşık %25’inin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu tespit edildi. Bu da biyoçeşitlilik kaybına neden olan etmenlerin şiddetini azaltacak tedbirler alınmadığı takdirde, 1 milyona yakın türün şimdiden yok oluşun eşiğinde olduğunu, hatta pek çoğunun önümüzdeki birkaç on yıl içinde yok olabileceğini düşündürüyor. Bu tür tedbirler olmadan, şimdiden son 10 milyon yıl içindeki ortalama yok oluş hızının onlarca ya da yüzlerce katı düzeyde olan küresel tür yok oluşu hızında daha da artış olacağı öngörülüyor. İklim değişiminden kaynaklı olarak karada yaşayan uçmayan memelilerin yayılımının yaklaşık yarısının %47 ve tehlike altındaki kuşların yaklaşık dörtte birinin olumsuz olarak etkilenmiş olabileceği düşünülüyor. Tüm dünyada kültür bitkilerinin ve evcil hayvanların yerel çeşitleri ve soyları yok olma eğiliminde. Genetik çeşitliliği de içeren bu çeşitliliğin kaybı, pek çok tarım sisteminin tarım zararlıları, patojenler ve iklim değişimi gibi tehditler karşısındaki dayanıklılığına gölge düşürerek küresel gıda güvenliğini tehdit ediyor. Küresel Hedefler ve Politika Senaryoları Biyoçeşitlilikteki, ekosistem işlevlerindeki ve doğanın insanlığa pek çok katkısındaki geçmişte başlayıp günümüzde de devam eden düşüş, uluslararası toplumsal ve çevresel çoğu hedefin örneğin, ülkemizin de dâhil olduğu Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nde kabul edilen Aichi Hedefleri ile Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri için 2030 Gündemi’nde yer alan hedeflerin her şeyin şu anki hâliyle devam etmesi durumunda yakalanamayacağını gösteriyor. IPBES raporunu hazırlayan uzmanlar altı farklı politika senaryosunu ve bunların 2050 itibariyle biyoçeşitliliğe ve doğanın insanlara katkılarına yönelik öngörülen etkilerini inceledi. “Bölgesel Rekabet”, “Şu Anki Durumun Devamı”, “Küresel Sürdürülebilirlik” gibi başlıklar taşıyan senaryolarda birbirinden çok farklı politika seçenekleri ve yaklaşım kümeleri oluşturuldu. Sonuçta dönüşüm niteliğindeki değişiklikler içeren senaryolar haricindekilerde doğadaki, ekosistem işlevlerindeki ve doğanın insanlara katkılarındaki olumsuz eğilimlerin, arazi kullanımı değişimlerinde, canlıların doğrudan tüketiminde ve iklim değişiminde öngörülen artışlardan dolayı 2050’ye kadar ve sonrasında devam edeceği öngörüldü. Buna karşılık az-orta düzeyde bir nüfus artışını, enerji, gıda, yem, lif ve su üretiminde ve tüketiminde dönüşüm niteliğindeki değişiklikleri, sürdürülebilir kullanımı, kullanımdan kaynaklı faydanın eşitlikçi paylaşımını ve iklim değişimine yönelik doğa dostu uyum ve önleme yaklaşımlarını kapsayan senaryoların gelecekteki toplumsal ve çevresel hedeflerin gerçekleştirilmesini daha çok destekleyeceği yönünde tahminler yapıldı. Raporda dönüşüm niteliğindeki değişimlerin, çıkarları hâlihazırdaki sisteme bağlı olan taraflardan doğal olarak muhalefet görebileceği ancak daha geniş çaplı bir kamu yararı için bu muhalefetin üstesinden gelinebileceğine de değiniliyor. Politika Araçları, Seçenekleri ve Örnek Uygulamalar Politik eylemlerin ve toplumsal inisiyatiflerin doğanın tüketilmesinin etkileri, yerel ortamların korunması, sürdürülebilir yerel ekonomilerin teşvik edilmesi ve tahribata uğrayan alanların iyileştirilmesi konularında farkındalığın artmasına yardımcı olduğu biliniyor. Bunlar, çeşitli kademelerdeki inisiyatiflerle birlikte, ekolojik olarak temsil edici ve birbiriyle yeterli düzeyde bağlantılı mevcut korunan doğal alan ağlarının ve başka tür alan temelli koruma tedbirlerinin genişletilmesine ve güçlenmesine, ayrıca havzaların korunmasına ve kirliliği önleyici teşvik ve yaptırımlara katkı sağladı. IPBES raporunda bunların farklı yerler, sistemler ve ölçekler için de başarılabilmesine yönelik olası eylem ve yöntemlerin betimleyici bir listesi sunuluyor. Tarımda İyi tarımsal ve agroekolojik uygulamaların teşvik edilmesine; çok işlevli arazi planlamasına aynı anda gıda güvenliğini, geçim kaynağı imkânlarını, türlerin ve ekosistem işlevlerinin devamlılığını sağlayabilen ve sektörler arası bütünleştirilmiş yönetime vurgu yapılıyor. Ayrıca gıda sistemindeki tüm aktörlerin üreticiler, kamu sektörü, sivil toplum ve tüketiciler de dâhil olmak üzere daha derinlikli katılımının ve daha bütüncül bir arazi ve havza yönetiminin önemine; genlerin, çeşitlerin, kültür bitkilerinin, evcil hayvan soylarının, yerel çeşitlerin ve türlerin korunmasına; pazarlamada şeffaflıkla tüketicileri ve üreticileri güçlendiren yaklaşımlara, daha gelişmiş dağıtım ve yerelleştirmeye yerel ekonomileri canlandıracak biçimde, yeniden yapılandırılmış bir tedarik zincirine ve gıda israfının azaltılmasına dikkat çekiliyor. Denizel Sistemlerde Balıkçılık yönetiminde ekosistem temelli yaklaşımlara; uzamsal planlamaya; etkili kotalara; denizlerdeki korunan alanlara; denizlerdeki önemli biyoçeşitlilik alanlarının korunması ve yönetimine; okyanuslara dökülen sularla taşınan kirliliğinin azaltılmasına ve üretici ve tüketicilerle birlikte yakından çalışmaya vurgu yapıldı. Tatlı Su Sistemlerinde Önerilen politika seçenekleri ve eylemleri, işbirlikçi su yönetimi ve daha fazla eşitlik için daha kapsayıcı su yönetişimini; su kaynakları yönetimiyle arazi planlamasının farklı ölçeklerde daha iyi bütünleştirilmesini; toprak erozyonunu, dip tortusu birikimini ve denize dökülen suların yarattığı kirliliği azaltacak uygulamaların teşvik edilmesini; su depolanmasının artırılmasını; net sürdürülebilirlik kriterlerine sahip su projelerine yatırımların teşvik edilmesini; tatlı sularla ilgili bütünlüğünü yitiren pek çok politikanın ele alınmasını kapsıyor. Kentsel Alanlarda Doğa temelli çözümlerin teşvik edilmesi; düşük gelir düzeyli topluluklar için kentsel hizmetlere ve sağlıklı bir kentsel çevreye erişimin artırılması; yeşil alanlara erişimin geliştirilmesi; özellikle yerel türleri barındıran kentsel mekânlarda sürdürülebilir üretim ve tüketim ile ekolojik bağlantılılığının sağlanmasının önemi vurgulandı. Umut Kaynağı Bir Uyarı IPRES raporu pek çok uzmana göre insanlığa ama özellikle de politika yapıcılara, insanlık olarak farklı bir gelecek inşa edebilmek için hâlâ bir şansımız olduğunu hatırlatan, dolayısıyla çarpıcı uyarıların yanında bir umut ışığı da yakan bir belge niteliğinde. Raporun sunduğu çarpıcı veriler, dünyanın her yerinde günlük telaşlara dalmış insanlar ve yöneticiler için doğanın ve ekosistemlerin -dolayısıyla insanlığın varlığının- geleceği konusunda ne kadar uyandırıcı olur bilmiyoruz ancak insanlığın bu konuda hareket geçme kararı vermesi durumunda raporun önemli bir kaynak ve dayanak sağlayacağı aşikâr. Kaynaklar Besin güvenliği, besin kaynaklı hastalıklara sebep olan biyolojik, fiziksel ve kimyasal etkenleri önleyecek şekilde besinlerin hazırlanması, işlenmesi, depolanması ve tüketiciye sunulmasını içeren bir sistem döngüsüdür. Güvenli besin, her türlü bozulma ve bulaşmaya yol açan etkenlerden arındırılmış tüketime uygun hâlde olan besindir. Besin kaynaklı hastalıklar, insan sağlığı üzerinde; özellikle çocuklar, yaşlılar ve hamilelerde ciddi tehlikeler oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü WHO besin güvenliğini; dünyada en yaygın sağlık sorunlarından ve ekonomik verimliliği düşüren önemli nedenlerden biri olarak nitelendirmektedir. Besin güvenliği programlarının uygulanması ile bu tehlikeler en aza indirgenir. İklim değişikliği, klimatoloji dalınca incelenen atmosferik ya da astronomik değişikliklerdir. Atmosferdeki CO2 Karbon dioksit, CH4 Metan, C4H10 Bütan gibi sera gazları ile atmosferdeki ısının çıkamamasıdır. Bu yüzden ısı enerjisi, madde partiküllerinden ya çok fazla kalıp ısının artışına neden olur; ya maddeden çabuk ayrılıp ısı kaybına neden olur ya da bunlar periyotlu olarak değişir; bu da iklimdeki sürekli değişimlere yol açar. Gıda ve Tarım Örgütü FAO, iklim değişikliğinin besinlerin üretimine olumsuz etkileri ile dünya nüfusunun beslenmesinde yol açtığı zorlukları şöyle özetledi Dünyadaki yoksul ve besin güvenliği olmayan ülkelerde yaşayan insanların %75’i tarıma ve doğal kaynaklara muhtaç. İklim değişikliği, artan dünya nüfusunu besleyebilmek için gereken besin üretiminde %60 oranındaki artışı tehlikeye sokuyor. Ekin verimindeki %10 – 25’lik azalmalar, 2050 yılına kadar çok daha yaygınlaşabilir. Artan sıcaklık yüzünden dünyadaki temel balık türlerinin yakalanma oranı %40 azalabilir. Ormanların yok edilmesi, sera gazı emisyonlarının %10 – 11’ine karşılık geliyor. Hayvancılık, tarım kaynaklı sera gazı salınımının %66 – 78’inden sorumlu. İklim kaynaklı sıkıntılar, besin kaynaklı hastalık risklerini bir bölgeden diğerine taşıyabilecek. Canlı hayvan üretimi kaynaklı emisyonlar azaltılarak temel emisyon seviyesi %30 düşürülebilir. Küresel besin israfının faturası yıllık 2,6 trilyon $. 2011 yılında Güney Afrika’da düzenlenen İklim Konferansı’nın ve geçtiğimiz yılın son ayında gerçekleşen yoğun görüşmelerin sonunda, Paris Anlaşması kabul edildi. Anlaşmanın hedefi, taraf devletlerin sera gazı etkisi yaratan emisyonlarını düşürmesini sağlamak böylelikle küresel ısınmanın önüne set çekmek. 195 ülkenin fikir birliğine vardığı bir anlaşma sağlamak için, bazı maddelerin yumuşatılması, bazılarından ise tümüyle vazgeçilmesi gerekiyordu. Paris’te varılan anlaşma uluslararası bir fikir birliği yaratması açısından önemli bir anlaşma ancak; bu iyi niyetin gerçeğe dönüşme olasılığını da zaman gösterecek… İklim değişikliğinin, besin güvenliği konusunda tüm dünyada çok büyük sonuçları olacağı düşünülüyor. National Center for Athmospheric Research NCAR’da üç yazarın kaleme aldığı uluslararası rapora göre özellikle kurak ve tropikal bölgeler, iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek yerler olacak. Rapor, 2015 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda COP21 ele alındı. Sıcaklık derecelerinin yükselmesi ve yağış projeksiyonunun bozulması besin üretimini tehdit etmekte, taşıma sistemini aksatmakta ve besin güvenliğini azaltmaktadır. Besin güvenliğinin devamı için daha önceki yıllarda gösterilen çabanın gelecek yıllarda devam ettirilmesi zor gözüküyor. Rapor, iklim değişikliği ve tarım üzerine genel bir bakış sağlamaktadır. Amerikan Tarım Bakanlığı’nın izni ve Amerikan İklim Değişikliği Araştırma Programı’nın desteğiyle hazırlanan rapor; Amerika, Arjantin, İngiltere ve Taylan’da toplamda 19; akademik, federal, özel, sivil toplum ve hükümetler arası organizasyonun desteğiyle yayımlandı. NCAR’da çalışan ve raporu hazırlayanlardan biri bilim insanı Claudia Tebaldi iklim değişikliği konusunda içinde bulunduğumuz durumu şu sözlerle açıklıyor “Eğer toplum yüksek miktardaki sera gazı emisyonuna devam ederse, besin üretimi ve dağıtımı için elimizde hiçbir şans kalmayacak. Eğer toplum emisyon seviyesini düşürürse, iklim değişikliği yine besin güvenliği üzerinde etkili olacak ancak; sosyoekonomik faktörler o noktada daha kritik hale gelecek…” Rapor, Claudia Tebaldi dışında Caspar Ammann ve Brian O’Neill adında iki bilim insanı tarafından NCAR, Amerika Tarım Bakanlığı, Atmosferik Araştırmalar için Üniversite İşbirliği’nin desteğiyle Ulusal Bilim Vakfı adına ve NCAR yönetiminde oluşturuldu 2100 yılına kadar olan süreçte küresel besin güvenliği üzerindeki iklim değişikliği etkilerine odaklanıyor. Yazarlar besin güvenliğini, insanların hayatlarını idame ettirecek kadar besleyici ve güvenli besinlerin elde edilmesi ve kullanılması olarak tanımlıyor ve besin güvenliğinin yeme alışkanlığının değişmesi, nüfusun artması, iklim değişikliği, teknolojik gelişmeler gibi nedenlerden etkilenip zarar gördüğünü vurguluyorlar. O’Neill toplumdaki ve iklimdeki değişikliklerin besin güvenliği konusunda gelecek yıllarda kritik öneme sahip olacağını düşünüyor ve ekliyor “Bunun anlamı toplumlardaki gelir, dağılımı, yönetim, eşitsizlik ve diğer faktörler konusunda daha iyi bir iş çıkarmalıyız ve bunun besin güvenliği ve iklim değişikliği üzerinde ne kadar etkisi olduğunu anlamalıyız.” Rapordaki dikkat çeken notlar Bölgesel farklılıklar olmasına karşın ürün ve canlı hayvan üretimi üzerindeki iklim değişikliğinin etkisi en fazla Afrika ve Güney Asya’da gerçekleşecektir. Refah düzeyi yüksek ülkeler ve ılıman bölgeler daha az risk altında olup yüksek enlemdeki yerlerde geçici olarak üretkenlik artacaktır. Buna rağmen eğer karbondioksit ve diğer sera gazları emilimi aynı seviyede devam ederse dünyadaki diğer bölgelerde bu yüzyılın ikinci yarısında tehlikeyle karşı karşıya geleceklerdir. İklim değişikliğinin Amerika’daki besin üreticileri ve tüketiciler üzerinde önemli sonuçları olacak. Tarım ürünlerinin cinsinde ve maliyetinde değişiklikler olacağı için de üretimde sıkıntı çeken bölgelerde ihraç ürünlerine büyük bir talep doğacak. İklim değişikliği riski tarımsal üretiminin dışında global besin sistemini, imalatını, depolamasını, nakliyesini ve tüketimini de etkileyecek örneğin sıcak iklimin yaşandığı bölgeler besin depolama konusunda problem yaşayacak ve besin güvenliği riski artacaktır. Deniz seviyesinin yükselmesi, nehir ve göl seviyelerindeki değişimler de taşımacılığı engelleyecektir. Besin güvenliği tehlikesi iklim değişikliği nedeniyle daha hızlanıp önemli seviyelere ulaşacak. Sera gazı yoğunluğu, insan nüfusundaki artış, düşük ekonomik büyüme en kötü senaryo da 175 milyon insanın yetersiz beslenmesine neden olacak. Bu düşüş ekonomik büyümenin artması ve doğum hızının yavaşlamasından kaynaklanacak. Aslında günümüzden bakıldığı zaman bu oldukça iyi bir sayı çünkü bugün 805 milyon insan yetersiz beslenme sorunuyla karşı karşıya olup bu sayı 1990’ların başın 1 milyarı bulmuştu… İklim değişikliği nedeniyle hasar gören besin sistemleri, soğuk hava depolarıyla, taşıma altyapılarının geliştirilmesiyle ve diğer stratejilerle onarılabilir. Bu durum her ne kadar kimi bölgeler için kolay gibi gözükse de, her noktada başarılı olunması, altyapı, su kaynakları, kaynak yaratma topraktaki bitki besinleri ve diğer faktörlerin varlığına ve yeterlilik miktarına bağlıdır. Diyetisyen Dyt. Şenol Yıldız Gerçek Diyetisyenler Sitesi Yöneticisi ve uzman yazarı ?Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Diyetisyeni ? Ankara Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Lisans, 2014 ? Osmangazi Üniversitesi Tıbbi Biyokimya Master, 2018 ? Anadolu Üniversitesi Sağlık Yönetimi Önlisans, 2016 ? Anadolu Üniversitesi Spor Yönetimi Önlisans, 2018 [button-red url=” target=”_blank” position=”left”]diyetisyenin tüm yazıları[/button-red][button-green url=” target=”_blank” position=”left”]uzaktan online diyet[/button-green][button-blue url=” target=”_blank” position=”left”]uzmana soru sor[/button-blue] Atmosferde bulunan CO2, CH4, N2O, O3, CFC gibi gazlar güneşten gelen ısının bir kısmını tutarak dünyamızın belirli sıcaklıkta kalmasını sağlıyor. Atmosferin güneşten gelen bu ısıyı tutma özelliği sayesinde yeryüzü yaşanılır bir sıcaklık değerinde tutulmuş oluyor. Atmosferin bu şekilde ısıyı tutma özelliğine sera etkisi denilir. Eğer atmosferin bu özelliği olmasaydı, yeryüzü günümüz ortalama sıcaklık değerinden 33 37 Özellikle 1860’lı yıllarda yaşanan sanayi devrimiyle birlikte hızlı sanayileşme, fosil yakıtların aşırı kullanımı, hızlı nüfus artışı, çarpık kentleşme, ormanların yok edilmesi, yanlış tarım faaliyetleri, çevre tahribatı gibi antropojen faaliyetler sonucu Akın, 2006; Demir, 2009 atmosfere çok miktarda CO2, CH4, N2O gibi gazlar bırakıldı Akın, 2006. Gittikçe yoğunluğu artan bu gazlar, çok fazla sera etkisinin oluşmasına ve yeryüzünün gittikçe ısınmasına sebep olmaktadır. Bütün bunlar sonucu ortaya çıkan küresel ısınma ve bunun etkisi sonucu ortaya çıkan küresel iklim değişikliği etkileri ortaya çıkan ve çıkmaya devam eden bir çevresel felakettir Demir, 2009. Özellikle fosil yakıt tüketilmesiyle atmosfere salınan karbondioksit ve diğer sera gazların etkisiyle yeryüzünde aynı anda farklı sonuçlar doğurabilir Akın, 2006; Eşkin, 2017. Bu sera gazlarıyla ortaya çıkan küresel ısınma, bir yandan kavurucu sıcakların artmasına, ormanların yanarak yok olmasına, çölleşmenin artmasına; diğer yandan aşırı yağışlarla bazı yerlerin sular altında kalmasına, erozyon ve sel felaketlerinin görülmesine sebep olan insan yaşamını tehlikeye sokacak Akın, 2006 ve sürekli artan doğa felaketler zinciri oluşturuyor Eşkin, 2017. Şekil 8’de sera etkisini oluşumu gösterilmiştir. Şekil 8. Birçok Kirletici Gaz Sera Etkisinin Oluşmasına Sebep Oluyor Demirdizen, 2016. 38 Geri dönüşümü gittikçe imkânsızlaşan küresel ısınma ve küresel iklim değişikliklerinin temelinde daha önce de ifade edildiği gibi antropojen faaliyetlerimiz sonucu atmosferde miktarı artan karbon dioksit, metan, kloroflorokarbon, ozon gibi sera gazlarının emisyonlarında görülen aşırı artıştır Demir, 2009. Miktarı artan bu sera gazlarının atmosferdeki uzun süre kalıcı olması, dünyanın ısınma dengesi yıllar sürecek şekilde değiştirebilmekte ve çok yönlü, derin etkisi olan bir değişikliğe sebep olabilmektedir Eşkin, 2017. Dolayısıyla bu durum, zamanla dünyamızın doğal sera etkisinin bozulup atmosferin gittikçe ısınmasına neden olmaktadır. Gittikçe ısınan atmosfer yağış, nem, hava hareketleri gibi doğal olaylarda olağan dışı koşulların oluşmasına sebep olmaktadır. Böylece küresel ısınma ve küresel iklim değişikliği sonucunda kuraklık, çölleşme, besin ve su kıtlığı, göçler, ekosistemlerin bozulması, tür ve gen çeşitliliğin azalması gibi tamir edilemeyecek zararlar ortaya çıkmaktadır Demir, 2009. Eşkin’e 2017 göre Küresel ısınma etkisiyle atmosferde görülecek 0,5-1 0C’lik küresel sıcaklık artışı bile dünyamızda ciddi değişikliklere sebep olacaktır. 1-2 0C’lik sıcaklık artışı en fazla okyanusların ısı içeriği, buzullar ve kutuplardaki buzulların erimesi üzerinde etkisini gösterecektir. Bunun dışında aşırı yaz sıcaklıkları ile sahra çölüne yakın gözlemlenecek sıcaklıklar binlerce insanın ölümüne, bitkilerin fotosentez fonksiyonlarını tam olarak yerine getirememesine, orman yangınlarının artmasına sebep olacaktır Şekil 9. Özellikle Akdeniz ülkelerinde görülecek aşırı sıcaklık artışı insanların Avrupa’nın kuzey bölgelerine göçe zorlayacaktır. 2-3 0C’lik sıcaklık artışı milyarlarca insanı zor duruma sokacak kuraklık artacak, tarım ve gıda üretiminde büyük düşüşlere sebep olacaktır Şekil 10. Ayrıca artan deniz sıcaklığı CO2’yi ememeyeceği için bu durum küresel ısınmayı daha da artıracaktır. Arktik buzulların % 80’i eriyecek, bu durum su seviyeleri yükselmesine, okyanuslarda süper fırtınalar başlamasına sebep olacaktır. 39 Şekil 9. Küresel Isınmanın Etkisiyle Orman Yangınları Artmaktadır Eşkin, 2006. Şekil 10. Küresel Isınma Etkisiyle Kuraklıklar Yaşanmaktadır 2016. 3-4 0C’lik sıcaklık artışı buzulların hızla erimesine, deniz seviyelerinin 50 metre kadar yükselmesine, bunun sonucunda kıyı kentleri adalara dönüşmesine sebep olacaktır. Özellikle Hollanda, Belçika, Danimarka, Almanya gibi ülkelerin topraklarının deniz altında kaybolacağı düşünülüyor Akın, 2006. Çin’de tarım sektörü çökecek ve 1,5 milyar insan açlıkla karşı karşıya kalacaktır. Buzulların 40 erimesiyle buralarda hapis olmuş 500 milyar ton karbondioksit açığa çıkmasına ve dolayısıyla küresel ısınmanın hızlanmasına sebep olacaktır. 4-5 0C’lik sıcaklık artışı buzulların tamamen erimesine, yağmur ormanların tamamen yanmasına sebep olacaktır. Kuzey bölgelerinde Kanada ve Sibirya yaşamak için en uygun yerler olacak. Meydana gelecek olan volkanik patlamalar güçlü bir sera gazı olan metan gazı miktarını artıracaktır. İnsan yaşamı için kalan az miktardaki değerli kaynaklar için savaşlar ve katliamlar başlayacaktır. 5-6 0C’lik sıcaklık artışı ile yeryüzündeki bütün türlerin %95’i yok olacak, dünyamız ölü ve ıssız bir gezegene dönüşecektir. Durgun okyanuslardan çıkan zehirli hidrojen sülfür gazı ile kalan tüm ormanlar yanacaktır. Aşırı ısınan denizler zamanla süper kasırgalar ile tüm canlı formlarını yok edecektir. Deniz yataklarından çıkacak metan gazları atmosferde yüksek miktarlarla ulaşacak, bu durum kıvılcımlarla gökyüzünde alev toplarının oluşmasına sebep olacaktır. Demir’e 2009 göre küresel ısınmanın dünyada ve ülkemizde canlılar üzerindeki etkisine ve oluşabilecek etkilerine aşağıdaki örnekler verilebilir  Tropikal ormanlarda bulunan bitki ve hayvan türlerin adaptasyon süreci olumsuz etkilenerek onların zarar görmesine sebep olmuştur.  Deniz sularındaki sıcaklık artışı Alaska Körfezi’nde balıkların daha serin sulara göç etmesine sebep olmuş, bu durum binlerce deniz kuşunun besin kıtlığı yaşamasına sebep olmuştur. Somon balıklarında üreme %20 azalmıştır.  Buzullarda sıcaklık etkisiyle görülen erime, kutuplardaki canlı türlerini etkileyerek onların coğrafi dağılımlarını ve yaşam koşullarını etkilemiştir. Şekil 11’de gösterildiği gibi Özellikle kutuplarda yaşayan kutup ayısı, fok ve denizayılarının habitatlarını daraltmıştır.  Okyanus yüzey sularındaki görülen ısı artışı fitoplanktonların büyüme süresinde uzama ve biyokütlelerinde artışa neden olmuştur. Sulardaki bu ısı değişimi zooplanktonların erken gelişmesine ve kuzeye doğru kaymalarına sebep olmuştur. Planktonlardaki bu durumlar balık popülasyonlarında değişime sebep olmakta ve Kuzey Denizi’nde bulunan sıcak deniz canlılarının sayısını artırmaktadır. 41  Isı artışı, bitki türlerinin dağılımını değiştirmekte ve onların popülasyonlarında azalmaya sebep olmaktadır. Bu durum dolaylı olarak diğer biyolojik çeşitlilikleri de sınırlandırmaktadır.  Isı artışı Kuzey Kutbu ve tundra toplulukları etkileyerek bu toplulukların yerini ağaç ve bodur çalılıklar almasına sebep olmuştur.  Kuzeybatı Avrupa ülkelerinde, termofilik bitki türleri artış meydana gelirken, soğuğa tolerans gösteren bitki türlerinde azalma meydana gelmiştir.  Isı artışının etkisiyle önümüzdeki yıllarda bazı bitki türlerinin dağılımının sınırlanacağı hatta bazı türlerin tamamen yok olacağı düşünülmektedir. Bu sebeple 2050 yılı itibariyle bütün türlerin %15–37’sinin yok olacağı tahmin edilmektedir.  Zamanla Doğu Avrupa ve Akdeniz bölgesinde yağışların azalacağı, orman yangınlarının ve toprak erozyonunun artacağı, bitki türlerindeki zenginlikte azalmalar yaşanacağı tahmin ediliyor.  Zamanla Kuzey Avrupa’daki endemik türlerin yok olacağı, onların yerine rekabetçi türlerin alacağı düşünülüyor.  İskandinav ülkelerinde günümüzdeki dağ vejetasyonunun bozulacağı ve bu vejetasyonun %40-60 arasında azalacağı düşünülüyor.  2050 yılına kadar dünyadaki birçok ormanın fonksiyon ve kompozisyonunun değişeceği böylece zamanla yeni orman tiplerinin oluşacağı öngörülmektedir.  Tropikal ormanlarda %8 kayıp yaşanacağı, burada yaşayan canlıların yok olacağı ve göç edeceği; ancak bu ormanların kuzey ormanlarına göre artan sıcaklıktan daha az etkileneceği düşünülüyor.  Bitkiler, sıcaklık, yağış ve karbondioksit konsantrasyonundan etkilendiği için iklim değişikliği ve küresel sıcaklık artışı bitkilerin adaptasyon ve büyüme mevsimlerini üzerinde farklı etkiler bırakacaktır.  Güney ve Orta Avrupa’nın alçak rakımlı bölgelerinde kuraklık artacağı ve birçok su kaynağında kuruma riski ortaya çıkacağı, bu durumun özellikle koruma altındaki ormanlık alanlarda büyük sorunlar doğuracağı düşünülmektedir. 42  Küresel ısınmayla artan kış sıcaklığının çoğu kuş türünde hayatta kalma oranının artıracağı düşünülüyor. Gri balıkçıl, şahin, karabatak, öter ardıç ve kızıl ardıç gibi kuşların artan sıcaklıkla hayatta kalma sürelerinin arttığı saptanmıştır.  Yaklaşık olarak kuşların %12,5’ini oluşturan kuş türünün iklim değişikliğiyle neslinin tükeneceği, İngiltere’de 1980’den bu yana 22 milyon kuş çiftinden en az 17 milyon çiftin yok olması bu durumu kanıtlar niteliktedir. Ancak bu konuda kuşlarla ilgili öngörüde bulunmak biraz zor ve erken görünmektedir.  İklim değişikliğiyle meydana gelecek olan aşırı kuraklık, çoraklaşma, tuzlanma ile toprağın yapısı ve buna bağlı olarak toprağın mikroorganizma yapısının değişeceği düşünülüyor. Özellikle yararlı türlerin yok olacağı, hastalık etkeni türlerin artacağı düşünülmektedir.  Artan sıklıklarla birlikte sivrisinek gibi hastalık etkeni canlıların daha geniş alanlara yayılacağı ve bu durumda sıtma gibi hastalıkların artacağı düşünülüyor.  Ülkemiz için de küresel ısınmanın büyük sorunlar doğuracağı, özellikle ülkede kuraklık ve sıcaklık artışıyla, ekolojik yapı ve biyolojik çeşitliliğin büyük yaralar alacağı öngörülmektedir.  Artan sıcaklıkla ülkemizde günümüzde de etkisini gösteren kuraklıklar yaşanmaktadır.  Küresel ısınma, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de su ekosistemleri üzerinde kara ekosistemlerine göre daha hızlı etkisini göstermektedir. Artan sıcaklıktan dolayı Ege Denizi’ndeki yumuşak mercan kolonilerinin bir kısmının beyazladığı ve soyulduğu tespit edilmiştir.  Sıcaklık artışına bağlı olarak orman yangınlarının artacağı çayır ve meraların azalacağı, millî parkların iyi korunamayacağı tahmin ediliyor. Günümüzde de artışı tespit edilen orman yangınlarıyla birçok ağaç, böcek, mikroorganizma türünün yok olduğu belirlenmiştir.  Kızılcahamam Milli Parkı'nda, yaşamlarını sürdüren 20 ciğer otu türünden kuraklık etsiyle sadece 4 türünün yaşamını devam ettirdiği tespit edilmiştir.  Türkiye’de küresel ısınmanın etkisiyle ortaya çıkacak olan su yetersizliği, 43 olayları aksatacağı, bu durumun da bitki türlerinin yayılış ve yaşam süresini olumsuz etkileyeceği düşünülmektedir.  Sıcaklık artışıyla özellikle Orta ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde topraktaki aşırı buharlaşma ve bitkilerdeki aşırı terleme kuraklığa dayanıksız bitkilerin yok olmasına sebep olacağı düşünülüyor.  Erzurum Kars yöresinde bulunan çayırlık alanlar mevsimsel değişikliklerden etkileneceği ve farklı yerlere kayacağı düşünülmektedir.  Göller bölgesinde bulunan 900 endemik bitki türünün 48’inin yok olacağı düşünülüyor.  Ülkemizdeki 300 türü endemik olan 600 soğanlı bitki türünün artan sıcaklığa bağlı olarak görülecek erken çiçeklenme, azalan yağış gibi olaylardan etkilenerek büyük risk altına gireceği düşünülüyor.  Ülkemizde biyolojik zenginlik göstergelerinden olan dağ habitatları, küresel ısınmayla dağlardaki buzulların erimesiyle, buradaki birçok türde göçe zorlanmaya veya yok olmaya yol açacağı düşünülüyor.  Küresel ısınmanın bunlar dışında bilim insanlarının henüz kestiremediği birçok olumsuz veya olumlu neticeler doğuracağı belki de insanlık adına büyük kaoslar getireceği düşünülmektedir. 44 Küresel iklim değişikliği sadece insanları değil hayvanları ve bitkileri de daha yaşanabilir alanlara göç etmeye zorlarken bu değişimin uzun yıllar sonra fark edilebileceğini belirten İstanbul Teknik Üniversitesi İTÜ Ekoloji-Evrim Ana Bilim Dalı Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Demet Biltekin, "Günümüzdeki Akdeniz bitki örtüsünü belki de 100 sene sonra Karadeniz'de göreceğiz" değişikliği ve küresel ısınma, bitki göçünün yaşanmasında en önemli etkenlerin başında atmosferdeki milyon parçacıktaki karbondioksit yoğunluğu 350 ppm milyonda bir birim değerinin üstünde ölçülüyor. Bu rakam, iklim değişikliğine karşı güvenli üst sınırın aşıldığı anlamına geliyor. Endüstri öncesi 280 ppm düzeyinde olan ve son 800 bin yıldır 300 ppm seviyesini aşmayan bu değerin, bundan yaklaşık 50-100 sonra 450 ppm düzeyine ulaşacağı karbondioksit yoğunluğu ve sıcaklık değerine adapte olamadıkları için bitkiler, kendine özgü ekolojik yaşama adapte olmalarını gerektiren koşulları aramaya başlıyor. Bitkilerin göç ederken yaşam alanlarını belirlemesini etkileyen parametreler arasında sıcaklık dışında, yağış da bitkiler, yaşam alanlarında varlığını devam ettiremiyorsa biraz daha yüksek, serin ve nefes alabileceği kesimlere doğru göç etmeye başlıyor."Babadağ akçaağacı, Liquidambar gibi nesli tehlike altında olan türlerden biridir"İTÜ Ekoloji ve Evrim Ana Bilim Dalı, Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Demet Biltekin, geçmişten günümüze dünyada ve Türkiye'de çevre sorunlarının artması sonucu göç eden bitki türlerine ilişkin soruları Anadolu'ya baktıklarında çok farklı bir flora ile karşılaştıklarını belirten Biltekin, "Bazı ağaçlar Anadolu florasından yok oldular ama bir kısmı da varlığını devam ettiriyor. Biz bunlara kalıntı relikt bitki diyoruz. Anadolu'da Akdeniz coğrafyasını düşünürsek, kalıntı bitkileri, en önemli bitki türleri arasında gösterebiliriz. Bilimsel adı Liquidambar orientalis olan Anadolu sığla ağacı, artan hava sıcaklıkları ve iklim değişikliğiyle tehlike altında olan türler arasında. Liquidambar orientalis, ya bu koşullara adapte olacak ya göç edecek ya da yok olacak bir türümüzdür. Yine dünyada sadece Fethiye'de yetişen Babadağ akçaağacı var, bu ağaç da Liquidambar gibi nesli tehlike altında olan türlerden biridir." diye konuştu."Bitki göçünün etkilerini belki 100 yıl sonra göreceğiz"Değişen koşullara adapte olamayan bitkilerin göç etme serüveninin başladığına, bunun ise çok yavaş bir süreç olduğuna dikkati çeken Biltekin, sözlerine şöyle devam etti"Bitkilerdeki göç birden olmaz. Bugünün göç etkilerini belki 100 yıl sonra göreceğiz. Örnek vermek gerekirse günümüzdeki Akdeniz bitki örtüsünü belki 100 sene sonra Karadeniz'de göreceğiz. Göç yolundaki en önemli faktör dağ silsilesidir. Özellikle Konya ve Ankara hattı düz bir arazi olduğu için göç olayı o kesimlerden ziyade Torosların, Hatay'ın kuzey kesiminde 2 kola ayrılıyor. Biz oraya Anadolu Diyagonali ya da Anadolu Çaprazı diyoruz. Buradaki dağ silsileleri boyunca göç, bu rotalarda gerçekleşecek ve bizler bir 100 yıl sonra Akdeniz bitki örtüsünü Karadeniz'de göreceğiz. Bu göç hadisesi çok önemli çünkü sıcaklık arttığı zaman bitkiler adaptasyonunu kaybedeceği için dağ silsilesi boyunca daha yukarılara, yüksek ve serin kesimlere göç edecek.""Ağaçlarla birlikte kuşlar da göç ediyor"Ekosistem göç ettiği ve değiştiği zaman sadece bölgedeki bitkilerin değil ekosistem içerisinde yaşayan kuşların, böceklerin de etkilendiğini hatta bazı canlı türlerinin de ağaçlarla birlikte göç ettiğini aktaran Biltekin "Buna ardıç ağacı çok güzel bir örnektir. Çünkü ardıç kuşları bu ağacın meyvesinden beslenerek varlığını devam ettiriyor. Ardıç ağaçları göç ettiği zaman, ardıç kuşları da göç edecek çünkü ardıç ağacının tohumlanmasına kuşlar vesile oluyor. Tabii bu bütün ağaç ve bitkilerde oluşmaz, dünyamızda ağaçların çoğunluğu tohumlanmayı, polenlemeyi rüzgarlarla taşınarak gerçekleştirir." ifadelerini geçmiş tarihte var olup nesli tükenen ama başka coğrafyalarda varlığını sürdüren ağaçlar olduğunun bilgisini veren Biltekin, bunlara örnek olarak Türkiye'de yok olan ancak günümüzde Çin'in güneyinde görülen Taxodiaceae familyasını yaklaşık 12 binin üzerinde bitki taksonu bulunduğuna, bunlardan 3 bin 700'ünün endemik bitki türleri olduğuna dikkati çeken Biltekin, şöyle devam etti"Avrupa ile kendimizi kıyasladığımız zaman çok zengin bir endemik bitki florasına sahibiz. Aynı zamanda ülke olarak, İran, Turan, Avrupa, Sibirya ve Akdeniz bitki fito-coğrafyalarının tam ortasında yer aldığımız için çok zengin bitki çeşitliliğine sahibiz. Tabii bu endemik bitkilerin bir kısmı değişen iklim ve sıcaklık koşullarına adapte olurken kimi de değişen koşullara uyum sağlayamıyor ve yok oluyor. Avrupa'da yapılan çalışmalarda da bitkilerin Avrupa'nın kuzeyine göç ettiği gözlemlenmiştir. Bizde de 100 yıl sonra, Akdeniz bitki türlerinin Karadeniz bölgesine kadar göç edeceği, oralarda varlığını sürdüreceği düşünülüyor. Anadolu sığla ağacı, Babadağ akçaağacı, Pterocarya kanatlı ceviz, Toroslarda sık görülen Lübnan sediri denilen sedir ağaçları bu türler arasında"Biltekin, sözlerini, İTÜ Maden Mühendisliği Bölümü'nde yer alan laboratuvarda yapılan çalışmalarla ilgili bilgi vererek tamamladı"Laboratuvarımızda öğrencilerimle birlikte, Gölhisar Gölü çevresinden toplanmış yosun örneklerini inceliyoruz. Böylelikle oradaki bitki örtüsü hakkında bilgi elde etmiş olacağız. Laboratuvarda yaptığımız araştırmalarda görüyoruz ki küresel iklim değişikliği nedeniyle gelecekteki biyoçeşitliliğin etkilenecek olması en önemli unsur. Hem ülkemizde hem de dünyada alınması gereken önlemlerin en başında, fosil yakıtların ve çevre kirliliğinin azaltılması, atmosferdeki sera gazlarının seviyesinin düşürülmesi yer alıyor. Çünkü iklim değişikliği nedeniyle gelecekte sıcaklığın 5,5-6 santigrat derecede artacağı öngörülüyor ki bu çok büyük bir sıcaklık değeridir. Kutuplardaki buzulların erimesi, deniz seviyelerinin artması, çoğu kıyı alanlarının yok olması ve ülkemizdeki küresel ısınma bağlamında sıcaklığın artmasıyla İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'daki kuraklığın artması da bitkilerin varlığını tehdit edecek unsurlardır çünkü bazı bitkiler dere veya göl kenarında yetişiyor. Göl ve sulak alanlar kuruduğu zaman da bitki türlerimiz için yaşam alanı sona ermiş oluyor."AA

küresel iklim değişiminin bitki ve hayvanlar üzerindeki etkilerine örnekler