Konyanın Kapadokyası olarak bilinen bu yerin tarihi M.Ö. 1. Yüzyıla uzanıyor. Hristiyanlığın ilk merkezlerinden biri kabul edilen antik kentte Frig devrinden kalan kaya mezarlarına, şapellere, sarnıçlara ve kiliselere rastlayabilirsiniz. Yine burada antik yollar, gözcü kuleleri, manastırlar, sığınaklar görebilirsiniz. Buradapakette devam etmek CodyCross Yazıönü Olarak Da Bilinen Konya'daki Tarihi Han için tam bir çözüm bulacaksınız Flora ve Fauna Grup 175 Bulmaca 5. İçanadolu bölgesinde yer alan Konya, Türkiye’nin yüz ölçümü açısından en büyük ili olarak bilinmektedir. Aynı zamanda ülkenin en kalabalık yedinci ili olarak da bilinen Konya, ticaret ve sanayicilik konularında oldukça gelişim göstermiş, önemli noktalardan bir tanesi durumundadır. Afyon- Konya yolu üzerinde yer alan bu kaplıca, Afyon ilinin en popüler kaplıcalarından bir tanesidir. Sivilcelere, ileri derece deri iltihaplarına, egzamalara, kuru cilt problemlerine ve daha sayılamayacak pek çok cilt rahatsızlıklarına iyi geldiği bilinen ve etkinliği kanıtlanan kaplıcalar, uzun yıllar boyunca özellikle de Sille Köyü. Sille Köyü Konya gezisinde gidilip görülmesi gereken başlıca yerlerden birisi de Sille Köyü, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devletinden izler taşıyan bu tarihi köyün geçmişinin 5000 senelik olduğu tahmin ediliyor. Sille mahallesi,kiliseleri, camileri ve eşsiz mimarisiyle farklı pek çok kültürü bir arada KebapçıDedeler 1929, Konya’da 3 farklı yerde şubesi bulunan bir restorandır. Bu şubeler; Nalçacı, Havzan ve Mevlana’da yer alıyor. Konya’nın meşhur fırın kebabı olarak da bilinen fürun kebabının en iyi hazırlandığı yerlerden biri olarak biliniyor. pBJCSeY. Konya'da, kedilere duyduğu sevgi dolayısıyla "Pisili Baba" olarak da anılan Pir Esad Sultan'ın türbesinde, "Pisili Baba" ile kedisine ait olduğu rivayet edilen yan yana iki sanduka bulunuyor. Konya'da Selçuklu dönemi alimlerinden Pir Esad Sultan tarafından 13. yüzyılın ikinci yarısında inşa ettirilen külliye yapılarından, yalnızca türbe günümüze ulaşmış durumda. Karamanoğulları beylerinden Musa Paşa tarafından 1440 yılında yeniden yaptırılan türbe, moloz taş ve tuğla karışımı duvarlara sahip bir yapı. Kapısı doğu yönünde yer alan türbenin kuzey, güney ve batı duvarlarının alt taraflarında ikişer büyük pencere, üst kısmında ise dört yönde birer küçük pencere bulunuyor. Türbenin ortasında, 1263 yılında vefat eden Pir Esad Sultan'a ait sanduka ve bu sandukanın sol ayak ucunda küçük bir tahta sanduka yer alıyor. Bazı kaynaklarda yer alan rivayetlere göre, bu küçük sanduka, "Pisili Baba" olarak anılan Pir Esad'ın çok sevdiği kedisine ait. Konya Vakıflar Bölge Müdürü Nurullah Osmanlı,Pir Esad'ın kedi sevgisiyle tanındığını, kaynaklarda bununla ilgili farklı rivayetlerin bulunduğunu söyledi. Pir Esad'ın, Hz. Mevlana'nın öğrencisi olarak anıldığını belirten Osmanlı, "Pir Esad Sultan, 4. Kılıçarslan dönemine tekabül 13. yüzyılın yarısında yaşamış alim bir zat. Vakfiyelerde geçen 'Seyit' lakabı, Hz. Muhammed'e dayanan bir soyu olduğunu gösteriyor. Elimizdeki bilgilerden kendisine atfedilen ve günümüze gelen iki tane vakfı var." diye konuştu. Osmanlı, Pir Esad'ın, hayvan sevgisiyle anılan bir tasavvuf büyüğü olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti "Pir Esad Sultan'ın bir kedisi var ve halk arasında da 'Pisili Sultan' lakabına sahip bir hoca, öğretmen. Toplumda da kedilere olan sevgisiyle meşhur. Kedi sevgisi o kadar fazla ki vefat ettikten sonra kedisiyle aynı türbede yer almak istediği rivayeti kaynaklarda yer alıyor. Dünyada belki de başka bir örneği olmayan özel bir durum." "Pisili Baba"nın kedisine duyduğu sevgi ve merhametin, insanlığa bir mesaj olduğunu dile getiren Osmanlı, şunları söyledi "Bizim medeniyetimiz, ecdadımız o kadar merhamet sahibi ki 'Yeryüzündekilere merhamet edin ki gökyüzündekiler de size merhamet etsin.' düsturuyla hareket ediyor. Böylelikle biz merhameti, hayvan sevgisini, canlılara, varlıklara olan sevgiyi bir büyüğümüzde örnek olarak görmekteyiz. Halk arasında 'Pisili Baba' olarak bilinen zatın, sevgisi ve merhametinin bugün insanlığa bir örnek olarak gösterilmesi gerekiyor. Burada da Hz. Muhammed'den bize kalan ve kültürümüzde yer edinen vakıf kültürüyle, insanlara örnek teşkil ettiği bir durumla karşı karşıyayız." Osmanlı, Pir Esad Sultan'ın, aslında Konyalılar tarafından çok iyi bilinen bir tasavvuf büyüğü olduğuna değindi. Pir Esad'ın örnek aldığı isimlerden birinin de sahipsiz kedi yavrularını besleyip büyütmesinden dolayı "Kedicik Babası" olarak anılan Ebu Hureyre olduğunu anlatan Osmanlı, "Ebu Hureyre nasıl 'kedilerin babası' olarak biliniyorsa, biz de Pir Esad'ı kedilerin sultanı olarak değerlendirebiliriz. Pisili Baba, hayvanlara ve özellikle kedisine duyduğu sevgiyle insanlığa mesaj veren bir tasavvuf büyüğümüz." diye konuştu. Osmanlı, vakıfların da kuruluş felsefesinin "Yaratılanı sev Yaradan'dan ötürü" ifadesi temelinde değerlendirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. - Hikayesiyle Türkiye'nin dört bir yanından ziyaretçi ağırlıyor Türbenin çevresindeki alanda pazarcılık yapan Duran Dağlı 55, hikayesiyle türbenin çok ilgi çektiğini ve Türkiye'nin dört bir yanından ziyaretçilerin geldiğini söyledi. Dağlı, türbeyi ziyarete gelenlere, türbeyi bulamadıklarında yardımcı olduğunu ve hikayesini anlattığını belirterek, "Mesela geçtiğimiz günlerde Hatay'dan gelen arkadaşlar vardı. İnegöl'den, Malatya'dan, Kayseri'den gelenler var. Bu türbe güzel bir türbe, daha çok tanınmasında fayda var. Türbenin, hikayesiyle ziyaret edilip anlatılması gerekiyor." dedi. Pazar esnafından Akgül Gözübüyük ise 15 yıldır haftada bir kez Allah rızası için türbeyi temizlediğini söyledi. Türbenin yakınlarında köftecilik yapan Mevlüt Özdemir de "Türkiye'nin dört bir yerinden burayı görmek için çıkıp geliyorlar. İstanbul'dan, Ankara'dan, İzmir'den, Van'dan çok gelen var." diye konuştu. Kulu ilçesinin 5 kilometre doğusunda, Tuz Gölü`nün yakınında, halk arasında `Kulu Gölü` olarak da bilinen 860 kilometrekare alana sahip Düden Gölü, kapalı ve sığ olma özelliği taşıyor. Göl, flamingo, yaz ördeği, Macar ördeği, pasbaş patka, dikkuyruk, kılıçgaga, büyük cılıbıt, Akdeniz martısı ve gülen sumru gibi 180 türden yaklaşık 42 bin kuşa ev sahipliği yapıyor. Göl, Değirmenözü Çay`ı olmak üzere çevresindeki küçük derelerden besleniyor. Gölde kuşların üreme kolonileri bulunan 9 küçük ada, ilkbahar ve yaz aylarında otlarla kaplanıyor. Komşu Küçük Göl de yine yüzlerce kuşa ev sahipliği yapan, kapalı ve sığ göl olma özelliğini taşıyor. Flamingolar göç etti "Flamingo cenneti" olarak bilinen Düden Gölü’ne flamingolar, iklim değişikliği nedeniyle bu yıl şubat ayında gelmeye başladı. Mayıs ayının ortalarına kadar belirli miktar su olan gölde konaklayan flamingolar ve diğer kuş türleri, her iki gölde yaşam alanları için yeterli su olmayınca göç etti. Bölgede kuraklık, sadece iki gölü değil, ekili arazileri de etkiledi. Birçok tarladaki ekili ürünler olgunlaşmadı. "Bir tane bile kuş türü kalmadı" Kulu Doğal Hayatı Koruma Derneği Başkan Yardımcısı Ramazan Uludağ, bölgede bugüne kadar böyle bir kuraklık görmediğini belirterek, şunları söyledi "Özellikle bu gölümüzün kurumasına şaşırdım. Demek ki ciddi bir kuraklık var. Burada 180 kuş türü vardı. Şu an bir tane yok. Çünkü su yok ve kuşlar tamamen gitti. Burası Küçük Göl Yaylası`ydı ve 60 yıl öncesine kadar burada çeşme ve kuyu vardı. O dönemde gelinlerimiz, kızlarımız buraya gelip çamaşır yıkardı. Şimdi kurudu. Yakınımızda Kızılırmak Nehri var. Kızılırmak`tan su getirilebilir. Gölden başka bütün ekinler, mercimek, arpa buğday tamamen kurudu. Çiftçilerimizden tarlasını sulayabilenlerin ekinleri biraz oldu. Diğerleri maalesef olmadı. Bu havzada yer altı suyu çok fazla azalıyor. Buna bir an önce çözüm bulunmalı." Yükleniyor lütfen bekleyiniz Tuz Gölü Aksaray, Konya ve Ankara vilayetlerinin kesişiminde bulunan göl, yüzölçümü açısından Türkiye’nin en büyük ikinci gölüdür. Ülkenin tuz muhtaçlığının %40’ını karşılayan göl, su kuşları için de son derece kıymetlidir. Gökyüzünün göle yansıması ile birlikte şahane fotoğraflar ortaya çıkmaktadır. Ziyaretçiler tarafından büyük çoğunlukla gün batımı ve gün doğumu tercih edilmektedir. Mevlana Müzesi Mevlana Celaleddin Rumi, yaşadığı periyotta ve sonraki devirlerde kendi ideolojisi ile tüm dünyayı etkileyen ve yönlendiren isimler ortasında yer almaktadır. Türk ve İslam kültürlerindeki yeri de hayli farklıdır. Bu pahaların saklandığı Mevlana Müzesi de günümüze kadar korunarak gelmiştir. Daha evvelki devirlerde Mevlevi Dergahı olarak bilinen ve daha sonradan müze haline getirilen müzeyi her gün çok sayıda konuk fiyatsız olarak ziyaret edebilmektedir. Karatay Medresesi Anadolu Selçuklu Devleti devrinde taş personelliği epey revaçtaydı. Münasebetiyle birbirinden şahane eserler el personelliği ile ortaya çıkarılmaktaydı. Karatay Medresesi de Anadolu Selçuklu Devleti tarafından yapılan ve o devrin çini işçiliğinin en kıymetli örneklerinden biridir. Bilhassa giriş kapısı göz alıcı bir görünüme sahiptir. 1251 yılında inşa edilen medrese 1955 yılından itibaren müze olarak kullanılmaya başlamıştır. Konya Arkeoloji Müzesi Türkiye’nin İstanbul Arkeoloji Müzesi’nden sonra en eski müzesi olma unvanını taşıyan Konya Arkeoloji Müzesi 1901 yılında ziyarete açılmıştır. 1927 ve 1953 yıllarında çeşitli yerlere taşınmış olan eserler 1962 yılında arkeoloji müzesine getirilmiştir. Müze içerisinde neolitik çağdan eserler, eski ve orta tunç çağlarına ilişkin eserler, klasik ve helenistik kültürlere ait eserler, Bizans ve roma imparatorluklarına ait eserler yer almaktadır. Çok sayıda medeniyet tarafından donatılan müze, konuklarına adeta görsel ve kültürel bir şölen sunmaktadır. Konya Etnografya Müzesi Konya Meram’da yer alan Konya Etnografya Müzesi inşa edildiği devirde eğitim gayesi ile kullanılmıştır. 1975 yılında ise müze haline getirilmiştir. 3 katlı bir yapıya sahip olan binada Konya kültürüne ait pek çok etnografik eser yer almaktadır. Selçuklu Devleti, Osmanlı Devleti ve Cumhuriyet tarihine ait çok sayıda el imali eseler de müze içerisinde yer almaktadır. Kilim ve halı örnekleri, süs eşyaları, yöresel bindallı ve gelinlikler, hamam tasları ve kahve değirmenleri bu yapıtlara örnek verilebilir. Konya Atatürk Meskeni Atatürk’ün Konya’ya geldiğinde şahsen kaldığı iki katlı mesken olan bina, 1928 yılında Konyalılar tarafından Mustafa Kemal Atatürk’e teşekkür emeli ile muhafaza altına alınmış ve müze haline getirilmiştir. 1940 ve 1963 yılları ortasında vali konağı olarak kullanılmış olan bina, 1964 yılında tam manasıyla müze haline getirilmiştir. 1982 yılında da restore edilen bina içerisinde Kurtuluş Savaşı ile ilgili evraklar ve fotoğraflar yer almaktadır. Nasreddin Hoca Müzesi Konya’nın Akşehir ilçesinde bulunan Nasreddin Hoca Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, 1992 yılında ziyarete açılmıştır. Müze, Rüştü Beyefendi Konağı’nın 1989 yılı içerisinde kamulaştırılması ile birlikte günümüzdeki ismini almıştır. Müze içerisinde birbirinden farklı kültürlere ilişkin etnografik eserler yer almaktadır. 13 ve 14. yüzyıllara ilişkin ahşap personellik örnekleri de yeniden müze içerisinde bulunmaktadır. Kyoto Japon Parkı Türkiye’de yer alan Japon parkı olan Kyoto Japon Parkı, doğal hoşluğu ve gösterişli yapısı ile doğaseverlerin ve Türkiye’deki Japonların ilgi odağı haline gelmiştir. Kyoto ve Konya kentlerinin kardeşlik alakalarının geliştirilebilmesi gayesiyle 2010 yılında ziyarete açılan park ile saatleri ortasında ziyaret edilebilir. Kültür Park Kültür parkı içerisinde epeyce geniş bir yeşil alan mevcuttur. 2009 yılı içerisinde kullanıma sunulan park Alaeddin Tepesi’nin tüm tarihi dokusunun korunmasıyla oluşturulmuştur. Park içerisinde çeşitli toplumsal aktifliklerin yapıldığı yerler, amfi tiyatro, Dede Bahçesi üzere tarihi yapılar yer almaktadır. Belediye tarafından restore süreçlerinin de tamamlanmasının akabinde park görsel manada daha da zenginleştirilmiştir. Selimiye Camii Selimiye Camii birebir vakitte Sultan Selim Camii olarak da bilinmektedir. Sultan II. Selim tarafından yaptırılan caminin imali yaklaşık 12 sene sürmüştür. 1558 – 1570 yılları ortasında yapılan cami Mevlana Türbesi’nin yanında bulunmaktadır. Günümüze kadar çok sayıda onarım çalışmalarından geçen Selimiye Camii, Osmanlı mimari kültürünü en uygun biçimde gösteren mimari yapılardan biridir. Şems-i Tebrizi Türbesi ve Mescidi Türbenin 13. yüzyıl sonlarında yapıldığı sanılmaktadır. Şems Parkı içerisinde bulunan türbe ve cami bitişik formda durmaktadır. Buyruk İshak Beyefendi tarafından 1510 yılında onarılan türbe, büyük ölçüde genişletilmiş ve günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Şems Tebrizi, Mevlana’nın felsefik yaklaşımlarını kıymetli ölçüde etkilemiştir. Bu sebeple Konya’ya gelen konuklar tarafından ziyaret edilmekte ve Şems Tebrizi hakkında bilgi edinilmektedir. Şerafeddin Camii 12. yüzyılda yaptırılan cami, 1444 yılında restore edilmiştir. Ancak 1636 yılında yıkılarak, tekrardan inşa edilmiştir. Nakış ve çeşitli yazılar ile tasarlanan cami, gövdesi ve kubbesi ile görsel manada epey etkileyicidir. Beyşehir Gölü Beyşehir Gölü Türkiye’nin en büyük tatlı su gölüdür. Kalkerli bir toprakta bulunan göl, yer altı suları ile beslenmektedir. Ayrıyeten göl üzerinde 23 adet küçük boyutta ada bulunmaktadır. Göl içerisinde tabiat sporları için de epeyce fazla seçenek bulunmaktadır. 3 km uzunluğundaki göl plajı da Konyalılar tarafından tercih edilmekte, çadır kampı olarak da kullanılmaktadır. Karapınar Çölü Binlerce hektarlık bir alana yayılmış olan Karapınar Çölü, Türkiye’nin tek çölü olarak bilinmektedir. Buzul çağındaki bir gölün kuruması ve rüzgar yardımı ile tortuların taşınması ile çölün oluştuğu sanılmaktadır. 1962 ve 1970 yılları ortasında erozyonla çaba maksadıyla çöl bölgesinin genelinde ağaçlandırma çalışmaları yapılmıştır. Çatalhöyük Çatalhöyük, insanlığın birinci yerleşim yerleri ortasında yer almaktadır. Milattan evvel yılına dayanan Çatalhöyük tarihi, 1958 yılında James Mellaart tarafından keşfedilmiştir. Doğu ve Batı olarak iki höyükten oluşmaktadır. 2012 yılında Unesco Dünya Mirası Listesi’ne giren antik kent, 9 bin yıllık bir tarihi içerisinde barındırmaktadır. İnsanlığın yerleşik hayata geçiş sürecini de en uygun halde gösteren tarihi yapıtlardan biri özelliğini taşımaktadır. Konya hakkında bilgiler; İklim Doğal Değişkenler Konya ili, coğrafik konumu itibariyle kuzey-güney doğrultusunda geniş bir alanı kapsayan Konya kapalı havzasında yer almaktadır. Bu nedenle değişik iklim özellikleri görülmektedir. Havzanın güneyi, kışları ılık ve yağışlı, yazları sıcak ve kurak geçen Akdeniz iklimi, orta ve kuzey kesimleri kışları soğuk, yazları sıcak ve kurak geçen karasal iklim; Karapınar ve çevresinde ise çöl iklimi hüküm sürmektedir. Yağışlar en çok kış ve ilkbahar aylarında görülür. Rüzgar Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre Konya’da Merkez hakim rüzgar yönü kuzey-kuzeydoğudur. 1970-2011 periyodunda 37 yıllık esme sayıları toplamı göz önüne alındığında en fazla esen rüzgarlar sırasıyla kuzey-kuzey doğu NNE-4766, kuzey-kuzeybatı NNW-3519 ve kuzey N-3471 yatay hava hareketi olup, kirleticilerin taşınması, dağılımı ve seyrelmesinde önemli rol oynar. Rüzgar hızı arttıkça kirlilik konsantrasyonu azalır. Kirleticiler rüzgarın estiği yönde hareket edip yayıldığı için rüzgar yönü de önemlidir. -Türkiye’nin İlleri Hakkında Genel Bilgiler Tam Liste- Konya’da ilin gelişimi ve sanayisi hakim rüzgar yönünde olduğu için hava kirliliğinin başlıca sebeplerinden biri rüzgar olmaktadır. Basınç Konya kapalı havzası Balkanlar’dan ülkemizi etkileyen meteorolojik sistemlerle kuzeyden, Akdeniz’den ülkemizi etkileyen meteorolojik sistemlerle, güneyden gelen hava olaylarından etkilenmektedir. Yıllık ortalama yerel basıç hPa.’dır. Kış aylarında yüksek basınç, yaz aylarında alçak basınç atmosferde meydana gelen cephesel geçişler ile hava sıcaklığına bağlı olarak hava yoğunluğundaki artma ve azalmalar sebebiyle değiĢebildiği gibi yükseklik, yerçekimi ve mevsimlere göre de farklılık gösterir. Nem Konya’da bağıl nisbi nem en az Temmuz ve Ağustos, en fazla Aralık ve Ocak aylarında olmaktadır. Nispi nemin yüksek olduğu aylarda sisli günler daha fazladır. Sıcaklık Konya ili coğrafik konumu itibariyle kuzey-güney doğrultusunda geniş bir alanı kaplamaktadır. Dolayısı ile değişik iklim özellikleri görülür ve sıcaklık dağılımı farklılık su yüzeyinden 24 saatlik ara ile kaybedilen su miktarı olarak buharlaşma havuzundan tespit edilmektedir. Donlu soğuk günlerin başlamasıyla buharlaşma havuzu servisten kaldırılmaktadır. Bitki Örtüsü Konya il topraklarının % 60’ı ekili ve dikili alanlarla, % 17’si orman ve fundalıklarla ve % 15’i çayır ve mer’alarla kaplıdır. Konya büyük bir bozkırı andırır. İlkbahar yağmurları ile yemyeşil olan arâzi kısa bir müddet sonra kavurucu sıcaklıkla sararır. Orman varlığı azdır. Çatalhöyük Neolitik Kenti Flora Konya ili, bulunduğu coğrafyanın özelliklerinden dolayı genelde karasal iklim şartları hüküm sürmektedir. Ancak yükseltinin iklim elemanlarından sıcaklık ve yağış üzerindeki etkileri de farklı olmuştur. Bu özellik ova tabanları ile dağlık ve yüksek kesimlerdeki bitki örtüsünü de farklılaşmasına etki etmiştir. Yükseltiye bağlı olarak ova tabanında bozkırlar, yükseltilerde de ormanlar yer almaktadır. Ancak tuzlu ve acı sulu göllerin çevresinde jeolojik yapıya bağlı olarak meydana gelen tuzlu ve çorak topraklarda ise Halofitler yer alır. Konya il sınırlarındaki geniş sahaların hakim bitki örtüsü bozkırdır. Ova tabanlarındaki iklim, toprak ve jeomarfolojik özelliklerin etkileri floraya yansımıştır. Ayrıca; ilk çağlardan itibaren insanlar tarafından, çeşitli sebeplerle tahrip edilmiş orman sahalarının yerinde de Antropojen Bozkırlar stepler oluşmuştur. Steplerin arasına serpilmiş çalı formasyonları görülmüştür. Ovalardaki tarım sahalarında kültür bitkileri geniş yerler tutmaktadır. Bunların en önemlileri ise tahıllar, baklagiller ve şekerpancarıdır. Kültür bitkilerinin alanı % 64’tür. Bu oranı ile Türkiye’deki iller içerisinde tarım sahaları içinde fazla alana sahip iller arasında yer alır. Konya ili orman bakımından fakirdir. Yüzölçümünün ancak % 12’si ormanlarla kaplıdır. Ova kenarlarından itibaren çalılık formasyonlardan sonra ormanlara geçilir. Konya ilindeki ormanlarda ağaç türlerini şöyle sıralayabiliriz karaçam, ardıç, titrek kavak, sedir, göknar, lübnan sediri, mavi sedir, kasnak meşesi, saçlı meşesi mazi meşesi, tüylü meşe, palamut meşesi ve plantasyonla gelen sarıçam türleri görülmektedir. Fauna SÜRÜNGENLER Adi Tosbağa, Su Kaplumbağası, Kara Kaplumbağası, Bozkır Keleri, Kaya Kertenkelesi, Tarla Kertenkelesi, Çizgili Kertenkele, Tıknaz Kertenkele, Yeşil Kertenkele, Kör Yılan, Ok Yılan, Uysal Yılan, Karayılanlar, Şeritli Engerek, Su Yılanı KUŞLAR Leylek, Alaca Balıkçıl, Suna, Angıt, Bağırtlak, Serçe, Saksağan, Ağaçkakan, Karga, Üveyik, Martı, Saz Delicesi, Şahin, Kerkenez, Sakarmeki, Kuyruksallayan, Sığırçık, Yeşilbaş Ördek, Kırlangıç, İbibik, Baştankara, Paspas Patka, Cılıbıt, Pelikan, Kaşıkçı, Sumru, Kaz, Ördek, Kayalık Serçesi, Flamingo, Çit Kuşu, Kor Kırlangıcı, Adi Kumru, Arı Kuşu, Süte Bülbülü, Bahçe Ötügeni MEMELİLER Sevri Fare, Kirpi, Yarasa, Ada Tavşanı, Gelengi-Yer Sincabı, Domuz, Kayalık Orman Faresi, Tarla Faresi, Gelincik, Siğilli Kurbağa, Kırlangıç, Sincap, Tavşan, Adi Tavşan, Arap Tavşanı, Büyük Dişli Orman Faresi, Kör Fare, TilkiÇİFT YAŞAMLILAR Siğilli Kurbağa, Gece Kurbağası, Su Kurbağası, Su Kaplumbağası, Su Yılanı, Ağaç Kurbağası Ekonomik Yapı Konya’nın Ekonomik Durumu Konya’da ekonomik faaliyetlerin sektörel dağılımına bakıldığında; % 53,9 ile hizmetler sektörü, % 23,6 ile sanayi sektörü ve % 22,5 ile tarım sektörünün sıralandığı görülmektedir. Ülke genelinde % 9 tarım sektörü payının, Konya İlinde % 22,5 olması dikkat çekmektedir. Selçuklu’dan itibaren temel zanaatların geliştiği Konya’da son yıllarda sanayide büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Bu gelişmelerin bir yansıması olarak, İstanbul Sanayi Odası’nın 2012 yılı Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde Konya’dan ilk 500’de 9 firma, ikinci 500’de de 15 firma yer almıştır. Konya; istihdam ve ülkemiz ekonomisine kazandırdığı katma değer açısından İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Antalya’dan sonra 6’ncı il konumundadır. İldeki 9 adet Organize Sanayi Bölgesi, 39 adet küçük sanayi sitesi ve 14 adet özel sanayi sitesinde konumlanmış imalat sektörü işletmeleri, Türkiye genelindeki kayıtlı işletmelerin % 4’ünü oluşturmakta ve sanayi üretimi yapan firma sayısı açısından 5’inci sırada yer almaktadır. İlde faaliyet gösteren sanayi işletmelerinin işyeri sayısı bakımından sektörel çeşitliliği dikkat çekicidir. Başta otomotiv yan sanayi, tarım makineleri, değirmen makineleri, ekmek makineleri ve metal işleme makinelerinin ağırlıklı olarak oluşturduğu makine sanayi, döküm sanayi, gıda sanayi, ayakkabı sanayi olmak üzere, lastik-plastik ürünleri, mobilya, dokuma-giyim, tuz, alüminyum, mermer öne çıkan sanayi ürünlerindendir. Konya’da sanayinin gelişmesinde, yatırım ve üretim aşamasında yatırımcılara uygun ortamlar sağlayan organize sanayi bölgeleri, özel sanayi siteleri ve küçük sanayi siteleri büyük önem taşımaktadır. Konya Sanayi Bölgesi 1976 yılında 134 ha. alanda 165 işyeri ile hizmete girmiştir. Hâlen genişlemeye devam eden Konya Organize Sanayi Bölgesinde 2043 ha. alanda 520 işyeri üretime geçmiş, diğer taraftan Akşehir, Beyşehir, Çumra, Ereğli, Kulu, Karapınar ve Seydişehir ilçelerinde Organize Sanayi Bölgeleri kurulmuştur. Söz konusu Organize Sanayi Bölgelerinde 70 işyeri üretime geçmiş olup, parsel dağıtımı ve inşaat yapımları devam etmektedir. İlde mevcut OSB’ler toplam ha. alanda istihdam sağlamaktadır. İlde 528 ha. alanda yerleşik, 14 özel sanayi sitesinde işyeri üretime geçmiş olup, civarında istihdam sağlanmaktadır. Diğer yandan küçük sanayicilerin işyerleri gereksinimleri için İlde bugüne kadar 39 küçük sanayi sitesinde işyeri yapımı gerçekleştirilerek, civarında istihdam sağlanmaktadır. Konya ili aynı zamanda toplam ha. tarım alanı, farklı özelliklere sahip agroekolojik alt bölgeleri, ülkemizin toplam tarımsal üretime katkısı ile ülkemizin en önemli tarım merkezidir. Türkiye’de ha. olan işlenen tarım alanının %9,5’i, sulanan tarım alanların ise %10’u Konya il sınırları içinde bulunmaktadır. Tarımsal üretimde de önemli bir yere sahip olan Konya ili; Türkiye buğday üretiminin yaklaşık %7’sini, arpa üretiminin %11’ini, şeker pancarının %28’ini, kuru fasulyenin üretiminin % 29’unu, havuç üretiminin ise % 67’sini ve haşhaş üretiminin % 22’sini üretmektedir. Konya, bu ürünlerin üretiminde ilk sıradadır. Konya, ülkemizin küçükbaş hayvan, büyükbaş hayvan, kümes hayvanı, et, süt, yumurta, bal ve su ürünleri üretimine önemli katkıları olan bir ildir. Hayvancılığın gelişmesinde ilin sahip olduğu geniş mera ve bitkisel üretim alanları ile yaygın ve gelişmiş yetiştiricilik kültürünün önemli payı vardır. İlde hayvancılık ürünlerini değerlendiren çok sayıda süt işlemesi 112 adet ve yem 61 adet tesis, kombina ve mezbahalar 19 adet, et işleme tesisleri 46 adet bulunmaktadır. Konya’nın dış ticareti de giderek gelişmektedir. 2004 yılında 627 olan ihracatçı firma sayısı 2013 yılında çıkmış, ihracatı da aynı sürede 275,6 milyon $’dan 1,35 miyar $’a yükselmiştir. İthalatta da benzer bir artış meydana gelmiş ve son on yılda 377,7 milyon $’dan 1,23 milyar $’a yükselmiştir. Konya’nın 2013 yılı ihracatının sektörel dağılımı incelendiğinde; toplam 1,35 milyar dolar ihracatın, 1,251 milyar dolarını “İmalat Sanayi” nin oluşturduğu görülmektedir. Bu miktar toplam ihracatın yaklaşık % 93’üne karşılık gelmektedir. İkinci sırada yaklaşık 80 milyon dolar ile “Tarım ve Ormancılık”, üçüncü sırada 11,6 milyon dolar ile “Madencilik ve Taşocakçılığı”, dördüncü sırada ise 4,18 milyon dolar ile “Toptan ve Perakende Ticaret” yer küresel rekabet endeksinde Konya 9. sırada yer almaktadır. İstanbul Kalkınma Ajansı tarafından yapılan bu çalışmada Konya, temel göstergelerde ve ekonomik etkinlikte 9. sırada, inovasyonda 10. sırada bulunmaktadır. Dağlar Dağlar İlin kuzey kısmında yeralan yükseltiler genel olarak doğu-batı doğrultusunda uzanır. En önemlisi Bozdağlardır. Bozdağlar üzerinde yer yer tepeler yükselir, bu tepelerin en yükseği Bozdağlar’ın batısındaki Karadağ Tepe’dir. 1919 m. Bu tepeler arasında da geçitler yer alır. Konya’nın batısında yeralan sıra dağlar kuzeyden güneye doğru uzanırlar. En kuzeyinde Sultan Dağları 2169, Aladağlar 2339, Loras 2040, Eşenler 1951 yer almaktadır. Bölgenin güney kısmı Toros dağlarıyla sınırlanmıştır. Bu kuşakta ise Geyik 3130, Bolkar dağları 3134, Aydos dağları 3240 yer almaktadır. Bu alanda volkanik kütlelerin ve arazilerin önemli bir yeri vardır. Karapınar Ovası’nın güneyinde yer alan Karacadağ 2025, Konya’nın güney batısındaki Erenler Dağı 2319 batısında Takkeli Dağ 1400 yer almaktadır. Belirtilen volkanik dağların dışında Karapınar yakınlarında kül konilerine rastlanır. Bunlar genç volkanik faaliyetler sonucunda oluşturulmuş küçük konilerden ibarettir. İl sınırları içinde yer alan volkanik dağlar İç Anadolu Bölgesinin diğer volkanik dağları ile karşılaştırıldığında yükselti ve alanlarının daha az olduğu görülür. Konya’nın ormanları ve su kaynaklarının büyük bölümü buradaki yükseltilerde yer almaktadır. Bölgenin güneyindeki kireç taşlarından oluşmuş yükseltilerin bulunduğu yerlerde mağaralar oluşmuştur. Bunlardan Çamlık mağaralar ve Seydişehir’de bulunan Tınaztepe mağarası, milli park olmaya namzet mağaralarımız. Platolar Yöredeki Obruk ve Cihanbeyli Platoları ortalama 1000 m. yükseltiye sahip geniş düzlüklerden oluşurlar. Tuz gölünün batısında Cihanbeyli platosu, güneyinde ise Obruk platosu yer alır. Obruk platosu üzerinde kireç taşı tabakaları üzerinde gelişmiş karstik şekillerden olan obruklara rastlandığından bu isim verilmiştir. Bunların en büyüğü Kızören obruğudur. Konya’nın kuzeydoğusunda yer alan bu obruk kireç taşlarının çözülmesi ile oluşmuş yaklaşık 300 m. çapında 145 m. derinliğindedir. Obruk içerisine suların dolması ile aynı ismi alan bir de göl oluşmuştur. Göl tabanından fazla suları boşalttığından suları tatlıdır. Obruk platosu yörenin en çukur yeri olan Tuz Gölü ile Konya ve Ereğli ovalarını birbirinden ayıran bir eşik görünümündedir. İlin kuzeyini kaplayan Cihanbeyli Platosu genel olarak kireçtaşı tabakaları ile kaplıdır. Bu plato akarsular tarafından az parçalanmış dalgalı bir yüzeye sahiptir. Zengin bozkırlarla kaplı olan bu platolar, il hayvancılığı ve tarımı açısından önemlidir. Ovalar İl sınırları içerisinde ovalar platolardan sonra en fazla alanı kaplar. Buradaki ovalar, genel olarak buraya yerleşen bir gölün ortadan kalkması ve göl tabanında alüvyonların depolanması ile ortaya çıkmıştır. Obruk platosunun kuzeyindeki en çukur alanda Tuz Gölü yerleşmiş, güneyde ise Hotamış bataklığı ile İvriz bataklıkları burada oluşan eski göl kalıntıları olarak yer almıştır. Konya ve Ereğli ovaları yörenin en geniş ovalarıdır. Bu ovalar Konya ve Ereğli arasında geniş düzlükler şeklinde uzanırlar. Konya ili bu ovaların batı ucunda kurulmuştur. Bu dizi içerisinde, Çumra Ovası ve Karapınar’ın bulunduğu Karapınar ovasında eski Konya Gölü tabanının kum depoları rüzgar erozyonuna da imkan vermiştir. Bozdağların kuzeyinde Altınekin, Sarayönü ve Kadınhanı ovaları bulunur. Ilgın Çavuşçu gölü ve Akşehir gölünün yerleştiği çanakta bir çöküntü hendeğidir. Ilgın ve Akşehir ovaları, bu çöküntü hendeği içerisinde oluşmuş ovalardır. Bu ovalar dışında; Beyşehir ovası, Seydişehir ovası, Doğanhisar ovası ile Yukarı Sakarya ovalarının güney ucunu oluşturan Yunak ve Akgöl ovalarıdır. Akarsular Konya ili sınırları içerisinde daha çok mevsimlik ve sel rejimli akarsular yer alır. Buradaki akarsuların boyları kısadır. Konya ilinin geniş sahaları, kapalı havza olması sebebiyle akarsular ova tabanlarındaki bataklıklarda kaybolur. Bölgedeki akarsular kar ve yağmur suları ile beslenirler. Konya’daki yağış rejimi düzensiz olduğu için bu akarsuların rejimi de düzensizdir. Bir çoğu, yaz aylarında kururlar; ancak ilkbahar ve yaz aylarında kısa süreli sağanak yağışlar ile sel baskınlarına sebep olabilmektedir. Sel baskınları tarım alanlarında büyük zarara neden olur. Bundan dolayı bölgede erozyonla mücadele çalışması yapılmaktadır. Bu çalışmalar en fazla sel gelen dereler üzerine barajlar kurularak sürdürülmektedir. May ve Apa barajları buna örnektir. Konya’da akarsuların su toplama havzaları farklı yönlere akış gösterirler. Bunlardan Yukarı Sakarya Nehri’ne ulaşan Gökpınar Deresi ile Karadeniz’e, Göksu Nehri’nin kuzey kolu olan Hadim Çayı, Manavgat Nehri’nin yukarı havzası çevresindeki dere ve çaylar açık havza niteliğinde olup sularını Akdenize ulaştırırlar. Bunlardan Tuz Gölü, Çavuşçu Gölü, Beyşehir Gölü, Ereğli Ovasındaki Akgöl, Hotamış Bataklığı çevresindeki yükseltilerden kaynağını alan dereler ise kapalı havza şeklindeki bu alanlara akış gösterirler. Bölgenin güneyindeki kapalı havzanın merkezinde Konya ve Ereğli ovalarında kuraklık nedeniyle göl oluşmaz ve buradaki yükseltilerden kaynağını alan dereler ovada kaybolurlar. Konya’da yer alan en büyük ve en önemli akarsu Çarşamba Suyu’dur. Kaynağını Bozkır ilçesindeki yükseltilerden alır. Beyşehir Gölü’nün ayağı ile birleşerek Çumra Ovası sulama şebekesini oluşturur. Çarşamba Suyu üzerinde kurulan Apa Barajı hem selleri önlemek hem de Konya Ovasının bir bölümünde sulama yapmak için kurulmuştur. Konya ilinde Meram Çayı, Sille Deresi, May Deresi, İvriz, Bolasan, Çiğil, Doğanhisar İnsuyu, Göksu, Adıyan, Engilli, Çavuşköy, Karasu Çayları da önemli akarsulardandır. Şehrin içme ve kullanma suyu olarak kullanılan Hatıp, Çayırbağı, Mukbil ve Dutlu Suyu ve Hotamış Bataklığı çevresindeki çeşitli kaynaklarda önemlidir. Göller Konya ili sınırları içerisinde pek çok tabii göl ve bataklık bulunmaktadır. Bunların kimilerinin suları acı ve tuzlu, bazılarının da suları tatlıdır. Oluşum yönünden de birbirinden farklılıklar gösterirler. Tuz Gölü Tuz Gölü kapalı havzasının merkezinde Tuz Gölü oluşmuştur. Ankara, Konya, Aksaray sınırlarının kesiştiği yerde olup bir kısmı Konya ili sınırları içerisinde yer almaktadır. Tuz Gölü Türkiye’nin yüzölçüm olarak ikinci büyük gölüdür. Derinliği 12 m. civarındadır. Yaz mevsiminde buharlaşmanın etkisi ile alanı oldukça küçülür. Kuruyan kesimlerde tuz tortulları meydana gelir. Türkiye’nin tuz ihtiyacının bir kısmı buradan temin edilir. Sulama ve su ürünleri için kullanılamaz. Beyşehir Gölü Konya ilinin batısında Konya-Isparta sınırı üzerinde yer almaktadır. Beyşehir Gölü, yurdumuzun 3. büyük gölüdür. Aynı zamanda en büyük tatlı su gölüdür. Tektonik-Karstik olaylarla meydana gelmiştir. Aynı zamanda Türkiye’nin en önemli milli parklarından biridir. Milli park alanı içerisinde aynı anda su sporları, dağ sporları ve av sporları yapmak imkanı vardır. Su ürünleri açısından ekonomik değeri yüksektir. Gölün iki plajı, 22 adası ve pek çok kayalığı bulunmaktadır. Göl Ornitolojik bakımdan önemli bir kuş üreme, barınma, beslenme ve konaklama merkezidir. Bu yönü ile de turizm açısından önem taşımaktadır. Akşehir Gölü Konya ilinin kuzey batısında Konya-Afyonkarahisar il sınırında yer alır. Suyu tatlıdır. Tektonik olaylarla meydana gelmiştir. Su ürünleri açısından ekonomik değer gösterir. Sulama suyu olarak kullanılmakta olup kamış üretimi de yapılmaktadır. Suğla Gölü Konya ilinin güneybatısında yer alır. Oluşumu tektoniktir. Yağışlı yıllarda alanı iyice genişlemekte kurak yıllarda ise göl kurumakta ve alüvyonlu göl tabanı ortaya çıkarak, iyi bir tarım alanı oluşturmaktadır. Suları tatlıdır. Su ürünleri ve sulama açısından önemi büyüktür. Ilgın Çavuşçu Gölü Konya ilinin kuzeybatısında yer alır. Oluşumu tektoniktir. Suları tatlıdır. Su ürünleri açısından önemlidir. Ayrıca bir ayağı ile Atlantı ovaları sulanmaktadır. Ereğli Akgöl Ereğli ilçesinin batısındadır. Eski göl tabanıdır. Çok sığ bir özelliğe sahiptir. Tatlı sulara sahiptir. İvriz deresinden gelen sularla beslenir. Akgöl sazlıklarında 200’ün üzerinde kuş türü yaşamaktadır. Bu yüzden tabiatı koruma alanı olarak kabul edilmiştir. Yunak Akgöl Yunak ilçesi yakınlarında küçük bir göldür. Suyu tatlıdır. Çoğu yeri bataklık halindedir. Göl Gökpınar Deresi ile Sakarya Nehrine boşalmaktadır. Bunların dışında Konya ilinin karstik sahalarında, karstik şekillerden olan obrukların sularla dolması ile çok ufak göller meydana gelmiştir. Bunlar Kızören obruğu, Timraş obruğu, Obruk gölü, Çiralı gölü, Meyil gölü de vardır. Obruk göllerden bazıları sulama amaçlı kullanılırken bazı obruk gölleri de turistik değer taşır. Volkanik olaylarla da göller meydana gelmiştir. Volkan konilerinin çevresinde volkanizmanın etkisi ile daire şeklinde çanaklar oluşmuştur. Bu çanaklara suların dolması ile küçük maar gölleri meydana gelmiştir. Bunlar Acıgöl Maarı ve Meke Gölü’dür. Karapınar ilçesi sınırları içerisinde bulunan bu krater göllerinin içerisinde magnezyum sülfat çözeltileri vardır. Bu nedenle suyu çok acıdır. İçinde canlı yaşamaz. Oluşumdan kaynaklanan özellikler nedeniyle Meke Gölü etrafındaki volkanik malzeme biriket yapımı ve benzer amaçlarla büyük ölçüde tahrip edilmiştir. Meke Gölü, Kültür Bakanlığı, Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından “1. Doğal Sit Alanı” ilan edilmiştir. Yeraltı Suları Konya ilinde Çumra, Ereğli, Cihanbeyli, Akşehir, Yunak ovalarında yaklaşık 20 ila 100 m. arasında zengin yer altı suyu bulunmaktadır. Bazı yerlerde bu su artezyen yapmaktadır. Bunun yanında binlerce adi kuyu kazılmıştır. Genellikle tarım amaçlı olarak pek çok sondaj kuyusu da açılmıştır. Konya çevresinde genellikle paleozoik mermerler, mesozoik kalkerler, neojen kalkerleri ve Alüvyonlar su taşıyan formasyonlardır. Konya İlçeleri Taşkent TAŞKENT Yüzölçümü 468 km2 Nüfusu İlçe Merkezi Rakım 1460 m. Taşkent, Orta Toroslar Taşeli Platosunda, Göksu vadisi kanyonları üzerinde yer alan küçük, ama şirin bir ilçemizdir. Ekseriyeti Avşarlardan oluşan Türkmenlerin, Taşkent’e yerleşme tarihleri 1225-1250 yılları arasında rastlamaktadır. Taşkent yakınında yer alan Avşar, Balcılar, Bolay ve Çetmi kasabaları, göçebe olarak buraya gelen Türkmenler tarafından kurulduğu, bunların daha sonra yerleşik hayata geçtikleri bilinmektedir. Taşkent ilçe merkezinin yörenin en eski yerleşim yeri olduğu tarihi belgelerle de doğrulamaktadır. Tarihte “Pirlerkondu” adıyla tanınan merkezi 1930 yılında Vali İzzet Bey tarafından “Taşkent” adı ile anılan nahiye 4 Temmuz 1987 tarih ve 19507 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 3392 sayılı Kanun gereğince ilçe olup, 11 Ağustos 1988 tarihinde fiilen faaliyete geçmiştir. Taşkent; Konya İlinin 135 km. güneyinde Akdeniz sahiline yaklaşık 100 km. uzakta olup, Akdeniz bölgesinde yer alır. Ancak bulunduğu yer Orta Torosların, Taşeli mevkiinin oldukca yüksek bir bölge olması nedeniyle bozulmuş Akdeniz iklimi ile karasal iklimin özelliklerini bir arada görmek mümkündür. Ahırlı Ahırlı’da yerleşim, 2000’li yıllara uzanmaktadır. Bölgede bulunan tarihi eserlerden de anlaşılacağı üzere Türklerden önce burada, Bizans İmparatorluğu hüküm sürmüştür. 1071 Malazgirt Savaşından sonra Anadolu’ nun kapısının Türklere açılması ile birlikte Anadolu’ ya Türk akınları yapılmıştır. Büyük Selçuklu Hükümdarı Melihşah döneminde, Kutalmışoğlu Süleyman Şah Anadolu’ ya akınlar düzenleyerek İznik’ e kadar ilerlemiştir. Süleyman Şah Konya’ya geldiği zaman burayı fethetmiş, ilçemizin bulunduğu bölgeye de akıncılarını göndererek buranın fethini de sağlamıştır. Bu tarihten itibaren bölge Türk hakimiyeti altına girmiştir. Konya’nın Türkleştirilmesi esnasında bu bölgeye Orta Asya’dan Horasan Türk aileleri gelerek yerleşmişlerdir. Ahırlı, Anadolu’nun fethinden sonra özellikle, Haçlı seferlerinde Kıbrıs ve Alanya’dan Anadolu’ya saldıran Haçlı sürülerine karşı Anadolu Selçuklularının da Bizanstan beri devam eden askeri ve atlı birliklerinin at tavlalarının bulunduğu bir askeri merkez ve üs olarak görev yapmıştır. Bu görevi yapan İçel Türkmenlerinden olan Dodurga Oğuz Beylerinden meydana gelen, Ahırlı Beyleri, o dönemden beri bölgeyi kahramanca savunmuşlardır. Atların yetiştirildiği bu ahırlar ; eski camii Aşağıoluk ve Hansıdı mevkiinde bulunan yoldur. En eski yerleşim bölgelerinde Dodurga, Doğancı Deresi ve Gavur Öreni mevkileridir. O dönemlerde, İlçenin su ihtiyacı da eski camii altında bulunan su sarnıcından karşılanmaktaydı. Kasaba, Karamanoğulları döneminde de aynı görevi üstlenmiş, İbrahim Bey bu bölgede vakıflar kurmuştur. İçel Türkmenlerinin Taşlık Silifke’de yaşayan Bozkır Oymağı, II Beyazıd Döneminde Bozkır Bey ve Kanuni döneminde Bozkır Bey’ in oğlu Hüseyin Bey’ in reisliğinde bugünkü Bozkır ve Ahırlı İlçesi çevrelerinde hüküm sürmüştür. Son dönemlere kadar kasaba, Alanya, Akseki, Manavgat, Beyşehir, Bozkır ve Çumra İlçeleri ve köylerinin ihtiyaçlarını karşıladıkları elli demirci, elli leblebici, otuz kunduracı, dört dokumacı, on nalbant, on marangoz, on duvarcı ustası, on bakkal, onbeş terzi, yirmi kasap gibi 394 esnafın faaliyet gösterdiği bir ticaret merkezi idi. 1963 yılında Belediye Teşkilatı kurulan Ahırlı, Bozkır ilçesinin Nahiye merkezlerinden biri idi. tarih ve 3644 Sayılı 130 İlçe Kurulması Hakkında Kanun ile Bozkır İlçesinden ayrılarak, Akkise Kasabası, Aliçerçi, Bademli, Balıklava, Büyüköz, Çiftlik, Erdoğan, Karacakuyu, Kayacık, Kuruçay ve Küçüköz köylerinin kendisine bağlanması ile İlçe olmuştur. 31 Temmuz 1991 tarihinden itibaren de ilçelik faaliyetine başlamıştır. İlçenin Konya’ya uzaklığı Bozkır ilçesi üzerinden 137 km. Seydişehir ilçesi üzerinden 130 km. dir. İlçeye bağlı Akkise Kasabasından geçerek Akören İlçesi güzergahından İl’e uzaklığı 100 Ahırlı, Suğla Gölü’nün doğusunda yavaş yavaş yükselen bir set üzerinde kurulmuştur. Güneyinde Toros sıra dağları uzanır. Doğusunda Bozkır, batısında Yalıhüyük ve Seydişehir, kuzeyi Akören ilçeleri ile çevrilidir. İlçe sınırları içerisinde Toros Sıra Dağlarının kuzeyinde ve eteklerinde çeşitli yaylalar mevcuttur. Bunlar; Aşağı Yayla Bademli Yaylası, Bartlı Yaylası, Sülek, Gölcük, Karacakuyu Yaylası, Aşağı ve Yukarı Sazaklar, Kayacık, Çiftlik ve Erdoğan Köyü Yaylalarıdır. Bahar aylarında bu yaylaların bazılarına göç yapılır. Ahırlı ilçesi 37-38 enlem, 32-33 boylam daireleri arasında yer alır. Denizden yüksekliği metre, yüzölçümü hektardır. İlçenin kuruluş yeri engebelidir. Yerleştiği alan sağlam kalkerlerden oluşmuştur. Deprem haritasında 4. dereceli deprem bölgeleri içerisinde gösterilmektedir. İlçe sınırları içerisinden geçen bir akarsu yoktur. Yalnız, ilçeye bağlı Akkise Kasabası ve Balıklava Köyü arazilerinden Beyşehir Kanalı geçerek, Apa Barajına dökülür. İlçenin iklimi İç Anadolu ve Akdeniz iklimlerinin özelliklerini taşır. Hektar olan ilçe yüzölçümünün hektarını ormanlar kaplamaktadır. Yunak Yunak adının kaynağı ile ilgili çeşitli görüşler vardır. Bunlardan birisi Karataş deresinde çamaşır ve hayvanlarını yıkayanların isteklerini anlattıkları “Yunak Yıkanalım” kelimesidir. İkinci görüşe göre Turgutlular koyun ve kuzularını Karataş deresinde yıkamışlar ve temizlenen hayvanlara bakarak “Yünü Ak” demişlerdir. Bu değiş zamanla “Yunak” biçimine dönüşmüştür. YUNAK TARİHİ Yunak İlçe Merkezi’nin tarihi yeni sayılır. Merkeze ve bazı yakın köylere yerleşeme 16. yy dan sonra olmuştur. Bulgulara göre ilçeye ilk yerleşimin Karataş Deresi kenarlarında oluştuğu düşünülmektedir. Buralarda oluşan ilk yerleşmeden sonra Elazığ’dan Govasti adlı bir kabilenin geldiği ve günümüzdeki Merkez Camii’nin üst taraflarına yerleştiği söylenmektedir. Yöre halkının önemli bir kısmını doğu illerinde gelmiş olan insanlar oluşturmaktadır. 1700 yıllarında doğu illerindeki aşiretlerin aralarında meydana gelen geçimsizlikten dolayı Konya’daki bazı yerlere göç etmiş olabileceği düşünülmektedir. Göçebeliği terk edip yerleşik hayata geçen Yörüklerin ise yaklaşık 1870 yıllarında Gaziantep, İslahiye, Beyşehir ve Antalya yörelerinden gelmiş olabileceği düşünülmektedir. Bunlardan başka Bulgaristan göçmeni olup bölgeye yerleşen muhacirler de merkez, Doğanyurt ve Hacıfakılı Köylerine yerleşmiş bulunmaktadırlar. Yunak kurulduktan sonra köy olarak bağlantısı bir müddet Sivrihisar İlçesi ile devam etmiştir. 1912 yılına kadar Çeltik Kasabası’na bağlı kalmış olan Yunak daha sonra Akşehir İlçesi’ne bağlı bucak merkezi yapılmıştır. Yunak 1953 yılında, Konya İli’ne bağlı bir ilçe haline getirilmiştir. Yunak İlçesi İç Anadolu Bölgesi’nde Konya İli’nin kuzeybatı bölümünde yeralan ve Konya İli’ne bağlı bir ilçe merkezi olup,Konya’ya uzaklığı 190 km dir. İç Anadolu Bölgesi’nde yeralan Yunak, doğuda Cihanbeyli ve Kadınhanı İlçeleri, güneyde Tuzlukçu ve Ilgın, kuzeyde Çeltik İlçeleri ile çevrilidir. İlçe batıda Afyon’un Emirdağ, kuzeydoğuda ise Ankara İli’nin Polatlı ve Haymana İlçeleri ile komşudur. Yunak İlçesi batısındaki Bayatkolu Dağı’nın batı eteklerinde hafif eğimli bir topografya üzerinde 1169-985 metre kotları arasında kurulmuştur. Yunak kuzey ve batıdan ilçeye doğru gelişmiş çok sayıda kuru derelerle Karataş, Bayatkolu, Mollahalil Dereleri gibi parçalanmış durumdadır. İlçe merkezi, 38o49’ kuzey enlemi ile, 31o44’ doğu boylamı üzerinde yeralır. İlçenin ortalama yüksekliği 1071 m. meteoroloji istasyonunun yükseklği ise 1120m. dir. 2080 km2 hektar yüzölçümü ile Konya İli’nin büyük ilçeleri arasındadır. İlçenin doğusunda ve güneyinde geniş düzlükler uzanır. Merkez çevresi ise dağlıktır. Yunak; Konya İli’nde ki yoğun ulaşım sisteminin biraz dışında kalmıştır. En yakın tren istasyonu 60 km uzaklıkta olup Akşehir’dedir . Yunak İlçesi’nin Konya ile karayolu ulaşım bağlantısı iki ayrı yoldan sağlanır; kısa olanı Kadınhanı bağlantı yoludur. Diğer yol ise Akşehir yoludur. Ulaşıma elverişli, düz ve asfalttır. Konya İli ile Yunak arasında hergün karşılıklı otobüs seferleri düzenlenmeketedir. Akşehir-Yunak arası ulaşımı ise minibüslerle Akşehir arasında hergün saatte 1 minibüs seferi yapılmaktadır. Yunak-Eskişehir yolu üzerinde oldukça fazla yolcu potansiyeli vardır. Eskişehir’e, Piribeyli Kasabası’ndan geçen bir yol ile Emirdağ üzerinden ulaşılır. Bu yol 1999 yılında tamamen asfaltla kaplanmıştır. İlçeden Eskişehir’e hergün 1defa otobüs seferi yapılmaktadır. Yunak-Ankara arasında ulaşım, Polatlı üzerinden sağlanır. Bazı kesimleri bozuk ve dar olan bu yol, Ankara ile Antalya arası yolu çok kısalttığı için bir çok sürücü tarafından tercih edilir. İlçeden Ankara ve Polatlı’ya hergün otobüs seferi vardır. İlçenin Ankara ve Konya’ya olan uzaklığı yaklaşık 190’ar km dir. Afyon ise en yakın il olup 153 km uzaklıktadır. Yunak’a en yakın ilçe Çeltik olup uzaklığı 25 km’dir ve ulaşım asfalt yolla sağlanır. Derbent DERBENT Yüzölçümü 442 km2 Nüfusu İlçe merkezi Köyler Rakım 1480 m. ait Osmanlı belgelerine göre Derbent’in eski adı Tatlarhisarı’dır. Tatlarhisarı Derbent’in kuzeyinde küçük bir köyün adıdır. Konya Salnamelerinde,Derbent 1880 den itibaren tarihte Derbent’te bir medrese bulunduğu, medresinin 40 talebesi olduğu kayıtlıdır. Derbent’te yerleşik bulunan halkın büyük çoğunluğu Tatlarhisarı Köyü’nün devamıdır. 1720 yılında Arkıd-Hanına Akşehir ve Ilgın Kazaları ve köyleri ile birlikte Derbent civarına da 62 hane nakledilmiştir. Bu 62 haneden kaçının Derbent civarına yerleştirildiği tesbit edilememiştir. Yerleştirilenler Boz-Ulus Türkmenlerinden Kara-Halilu, Çavuşdurlu ve Bekirli cemaatleri Aşiretleri idi. Derbent 1930 yılında kasaba ve 1990 yılında da ilçe olmuştur. Yüzölçümünün yaklaşık 10 km2’si sulanabilir vaziyette, toplam 156 km2′ si tarım arazisidir. Kalan kısım ise yerleşim yerleri ile orman ve mera arazileridir. Derbent arazisi kuzeyden doğuya uzanan Morbel Dağları, doğudan güneye uzanan Aladağ, güneyinde Ablağı ve Dikmen Dağları ile batı ve kuzeyinde yer alan yaylalarla çevrilidir. Meram MERAM Yüzölçümü 1949 km2 Nüfusu İlçe Merkezi Köyler Rakım 1016 m. Sözlüklerde,”İstek,amaç,gaye,maksat” anlamına geldiğinden bahsedilen “MERAM” kelimesi, Konya ilinin 3 merkez ilçesinden biridir. Atasözleri arasında “Meramın elinden bir şey kurtulmaz” olarak yer alırken deyimlerde “Meramını anlatmak, merak etmek” şeklinde geçmekte; bunlar da ” isteğini, derdini anlatmak, üstüne düşmek, yapmak istemek” anlamlarına gelmektedir. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde gezip-gördüğü yerler arasında bağ bahçe, bostanlardan söz ederken bağlık-bahçelik bu yerlere her defasında “Bağ-ı Meram” ifadesini kullanmaktadır; hatta buraların Konya’nın Meram’ı gibi olduğunu ifade etmektedir. “ Peçevi şehrinin Baruthane mesiresi, Kırım’ın Sudak Bağı, İstanbul’un yüz yetmiş beşten fazla bahçe ve gülistanları, Tebriz’in Şah-ı Cihanbağı, Konya’nın Meram Mesiresinin yanında bir çemenzar bile değildir.” Konya İli tarihi ile Meram’ın tarihçesi arasında bir paralelik vardır. Tarih devirlerinde Konya ili Hititler, Frigler, Lidyalılar ve Persler tarafından yönetilmiştir. Büyük İskender ve Romalılar tarafından ele geçirilen Konya, Selçukluların başşehri olur. Daha sonra Konya’da Karamanoğullarının ardından Osmanlı Devleti’nin hakimiyeti görülür. Meram ilçesi günü kabul edilen Kanun gereği Konya il Merkezinin Büyükşehir hüviyetine kavuşturulmasıyla kurulmuştur. Meram ilçesi kuruluş çalışmalarını tamamlayarak 08 Ağustos 1988 tarihinden itibaren hizmete başlamıştır. Meram ilçesi, konum itibariyle Konya’nın güney ve güney batısında yer alır. İlçenin kuzeyinde Selçuklu; güneyinde Çumra; Akören ve Bozkır, batısında Beyşehir ve Seydişehir; doğusunda Karatay ilçeleriyle çevrelenmiştir. İlçemizin kuzeyi ve batısı dağ ve tepeleri çevrilidir, güneyi açık geniş bir ovalıktır. İlçemizin sulama suyu ihtiyacı Altınapa Barajı’ndan karşılanmaktadır. Tuzlukçu TUZLUKÇU Yüzölçümü 589 km2 Nüfusu İlçe merkezi Köyler Rakım 1000 m. İbrahim Hakkı Konyalı’nın “Konya İli” adlı kitabında Kanuni Devri’nde Tuzlukçu’nun 15 hanelik bir oba olarak kurulduğu yazılmaktadır. Tuzlukçu halkının Doğanhisar Ketenli yaylasından gelerek yazla yakınlarında viran veya ören Tuzlukçu adı verilen mevkiinde konakladıkları, daha sonraları bilinmeyen nedenlerle buradan göç ederek bugünkü yukarıda mahallede bulunan Hüyük ismi verilen tepenin çevresinde yerleştikleri anlaşılmaktadır. Tuzlukçu’ ya ikinci bir kafile olarak da Sultandağı eteklerinde, yaşayan hayvancılıkla geçinen Avşar Türkmenler’inden bir boy gelmiş 1450 yılları civarında bu kafile bugünkü aşağı mahallenin çevresinde yerleşmişlerdir. İlçenin isminin Tuzlukçu olması konusunda çeşitli rivayetler vardır. Bir rivayete göre çevre ilçe ve köylerden tuz getirmek için tuz gölüne gidin kervanların konaklama yeri olduğu için bu yöreye Tuzlukçu adı verilmiştir. Bir diğer rivayete göre arazinin kıraç ve ağaçsız olması, esen sert rüzgarlardan da çok toz kalkmasının dolayı yöreye Tozlukçu denilmiştir. Zamanla Tozlukçu ismi değişime uğrayarak Tuzlukçu şekline dönüşmüştür. Cumhuriyetin ilk yıllarında Akşehir İlçesine bağlı bir köy olan Tuzlukçu 1929 yılında aşağı ve yukarı Tuzlukçu’ nun birleşmesiyle nahiye olmuştur. 1949 yılında nüfusunun 2000’i aşması sonucu belediye teşkilatı kurulmuş, 9 Mayıs 1990 tarihinde de ilçe olmuştur. Doğusu Ilgın , batısı Akşehir Gölü ve Afyon’un Sultandağı İlçesi, Güneyi Akşehir ve Kuzeyi Yunak ile çevrilmiştir. İlçede hiçbir akarsu olmamakta birlikte bazı köylerde çok küçük dereler vardır. Tuzlukçu İlçenin bitki örtüsü bozkır olup, genelde yeşilliğin az olduğu görülür. Muhacir köyleri nisbeten daha yeşilliklidir. Karapınar KARAPINAR Yüzölçümü 3030 km2 Nüfusu İlçe Merkezi Köyler Rakım 995 m. Anadolu’yu Ortadoğu’ya bağlayan önemli bir yol güzergahında bulunan Karapınar’da ilk yerleşmeler Hititler’e kadar uzanmaktadır. Osmanlı’nın “Sultaniye” adanı verdiği Karapınar’a 1500 yılında Celali ve Levent Çiftbozan isyanları gelmiştir. Eşkiyadan rahatsız olan halk, evlerini terkederek Karacadağ eteklerine çekilmiştir. Sıkıntılı günler 14 yıl devam etmiş, Çaldıran Seferine, giden Yavuz Sultan Selim’e şikayetlerini bildiren Karapınarlılar padişahtan yardım istemişlerdir. Padişah, bölgede huzur ve güvenin sağlanması için bir “Derbentçi Köyünün” kurulmasını istemiştir. İşte bu önemli, fakat geçilmesi zor ve zahmetli yerde kurulan Karapınar’ın imarı 2. Selim’in valiliği döneminde gerçekleştirilmiştir. Mimar Halepli Cemaleddin bu dönemde cami, kervansaray, han, hamam, 39 dükkanlı bedesten, 2 yel değirmeni ve 5 çeşme inşa etmiştir. Karapınar 1868 yılında ilçe olurken 1882’de ise Belediye teşkilatı kurulmuştur. Sultanın ismi 1934 yılında Karapınar olarak değiştirilmiştir. İlçe, killi, kumlu geniş topraklarla kaplıdır. Güneydoğuda Volkanik bir dağ olan Karacadağ ve güneybatıda geniş bozkırlar, krater gölleri obruklar görülmektedir. İlçemizde ilginç görünümler taşıyan Acıgöl, Meke, Meyil, Cıralı ve Obruk gibi Krakter gölleri bulunmaktadır. İlçemiz tarihi ve turistik eserlerin en fazla olduğu yerlerden birisidir. Bunlar Sultan Selim Sarı Selim Külliyesi, Yağmapınar Camii, Reşadiye Camiidir. Karapınar’daki yeraltı şehirleri ve mağaralar şunlardır. Bacanak Ovası mağarası, Kumsivri Tepesinde Arap hamamı, Meke inleri, Meke tuzlası mağarası, Apak Mağaraları, Yazomca mağaraları, Çıralıgölünde yeraltı şehirleri, Bağdaylı köyü Mağaraları, Kayalı kasabası toprakların mağaralar ve yeraltı şehirleri, Akören köyü Mağaraları ve yeraltı şehirleri. İlçede Valide Sultan Hamamı, Çarşı Çeşmesi, Selimiye Şadırvanı, Koca Çeşme Taşçeşme, Ağaç Çeşmesi Çetmi Çeşmesi Apak çeşmesi, Hacı İsa Çeşmesi ve Hankapı Çeşmesi mevcuttur. İlçede Meyil,Çıralı,Acıgöl ve Meke Tuzlası gölleri mevcuttur. Akören AKÖREN Yüzölçümü 490 km2 Nüfus İlçe merkezi Köyler Rakım 1130 m Anadolu’nun en eski kenti olan Çatalhüyük’e 49 km. gibi yakın bir mesafede olan Akören’in geçmişi 7000-6500 yıllarına kadar dayanmaktadır. Rivayetlere göre buranın gür ormanlarla kaplı ve çok miktarda av hayvanlarının olması nedeniyle “Av vuran” ile “Av veren” veya “Ağaç evreni” anlamına gelen ve “Avren” olarak adlandırıldığı, çevresindeki 7 viraneden gelen halkın bugünkü yerleşim yerinde toplanmasıyla “Akviran” olarak adının değişikliğe uğradığı söylenmektedir. Cumhuriyet döneminden sonra 1961 yılında İçişleri Bakanlığınca Akviran ismi değiştirilerek “Akören” olarak resmen tescil edilmiştir. 4 Ağustos 1914 yılında Akören bucak olmuş ve aynı tarihte belediye teşkilatı kurulmuştur. gün ve 3392 sayılı kanunla kendisine bağlı 8 köyü ile birlikte ilçe statüsüne kavuşmuştur. Daha sonra gün ve 91-38043 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Bozkır İlçesinden ayrılarak mülki yönden kendisine bağlanan Avdan, Dutlu ve Belkuyu ile birlikte köy sayısı 11 olmuştur. İç Anadolu Bölgesinin en güney batı kısmında yer alan Akören’in kuzeyinde Konya ili ve Abaz Dağları, güneyinde Bozkır ve batısında Seydişehir bulunmaktadır. Sınırları içerisinde May Barajı km2 ile Akören ve May Göletleri bulunmaktadır. Yalıhüyük YALIHÜYÜK Yüzölçümü 81 km2 Nüfusu İlçe Merkezi Köyler 166 Rakım 1002 m. Yalıhüyük , Bozkır İlçesinin bir kasabası iken 1990 yılında İlçe hüviyeti kazanmıştır. Tarihi, çevre ilçeler ve Konya Tarihi ile ortak özelliklere sahiptir. Yaklaşık 200 yıl öncesi toprak kayması görülmesi üzerine Suğla Gölü yakınına taşındığı bilinmektedir. Yeni yerleşim yerinin seçilmesinde Suğla Gölü alanının daralması ve gölden daha fazla yararlanma arzusunun dikkate alındığı ifade edilmektedir. İlçe merkezindeki Hüyük ve çevresi “Sit Alanı” ilan edildiğinden imara kapatılmıştır. Hüyük’te bugüne kadar hiçbir arkeolojik araştırma ve kazı yapılmadığından İlçe tarihine kaynak olacak bilgilere ulaşılamamıştır. Kuzeyde Seydişehir, güneyde Ahırlı, batıda Akseki ve doğuda Bozkır İlçeleriyle çevrelenmiş olan Yalıhüyük engebesiz bir alanda kurulmuştur. Suğla Gölü’nün hemen yanında yer alan Yalıhüyük’te hayat göl sularının çekilmesiyle ortaya çıkan verimli arazilerde yapılan tarım faaliyetleriyle devam etmektedir. Yalıhüyük’ün güneybatısında bulunan Toros Dağlar’ındaki gölcük yaylası, her yıl yaylacılık merkezi olarak kullanılmaktadır. İlçe merkezinde Belediye teşkilatı 1972 yılında kurulmuştur. Çumra ÇUMRA Yüzölçümü km2 Nüfusu İlçe merkezi Köyler Rakım m. Çumra ilçesi 1926 yılında kurulmuştur. 1936 yılında Romanya ve Bulgaristan’dan gelen göçmenler İlçeye yerleştirilmiştir. İlçenin doğusunda Karaman ili, batısında Akören İlçesi, kuzeyinde Karatay, Karapınar ilçeleri, güneyinde Güneysınır İlçeleri ile çevrilidir. İlçe ova üzerine kurulmuştur. Ancak çok az sayıdaki köyü dağlık arazidedir. Apa Köyü ile Dinek Kasabaları’nda ormanlık alanlar mevcuttur. İlçenin kuzey, güney ve doğusu verimli tarım alanlarıyla kaplıdır. İlçenin tek akarsuyu Çarşamba Çayı olup, sulama amaçlı kullanılmaktadır. Çatalhöyük Çumra’nın 13 km kuzeyindeki Çatakhüyük Mevkiinde İngiliz ve Türk Arkoloji ekiplerince yapılan kazılarda Neolitik Devre ait 7 katlı şehir harabeleri bulunmuştur. yıllarında Neolitik Döneme ait medeniyetin burada başladığı anlaşılmıştır. Kazı çalışmalarına bir süre ara verilmiş olup, 1993 yılında yeniden başlanmış ve halen her yıl Temmuz-Eylül ayları arasında devam edilmektedir. Karaman Köprüsü Karamanoğulları zamanında yapılmış olmakla birlikte Çumra Merkezi ile Sanayi Sitesi arasında bulunan yolda hizmet vermektedir. Esat Paşa Camii İlçemiz İçeri Çumra Kasabasında Karamanoğulları zamanında yapılmış tarihi bir camidir. Son olarak 1989 yılında İçeri Çumra Belediyesi marifetiyle tadilat yapılmış ve ibadete açık bir camidir. Hüyük HÜYÜK Yüzölçümü 448 km2 Nüfusu İlçe Merkezi Köyler Rakım 1245 m Hüyük’ün tarihi MÖ. 2000 yıllarında Hititler’le başlamaktadır. Bu dönemden kalan en önemli eser Eflatun Pınarı Anıtıdır. Asur, Friğ, Lidya, Pers, Büyük İskender ve Romalılar tarafından istila edilen Hüyük; pek çok uygarlığın harman olduğu nadir ilçelerimizden biridir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin merkezi Konya, yazlık merkezinin de Beyşehir gölünün batı kıyısındaki Kubad-Abat olması, bölgemizin önemini artıran sebeplerin başında gelir. 1243 yılında İlhanlı askerleri Çobanoğlu Demirtaş komutasında Anadolu’da büyük tahribat yapmışlar, kargaşaya yol açmışlardır. Bu ortamdan en az zararla kurtulmak için Konya’da oturan Hazreti Mevlana, öğrencilerinden, bölgenin elverişli yerlerinde gizlenmelerini istemiştir. İşte, bu arada Hüyük’ün kurucuları olarak bilinen ve Hüyük’te türbeleri bulunan Şeyh İdris ve Şeyh Bahri’nin bu çerçevede Moğol zulmünden kaçarak Hüyük’e yerleşmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir. Anadolu Selçukluları’ndan sonra, önce Eşrefoğulları’na, sonra da Hamitoğulları’na bağlanan Hüyük; Karamanoğulları ve Osmanlılar arasında yirmi kez el değiştirmiştir. Katip Çelebi’nin Cihannüma adlı eserinde de bahsettiği salnameden de anlaşılacağı gibi, Hüyük, 1467 yılından sonra Beyşehir Sancağına bağlı Kıreli Livası’nın köyleri arasında yer almaktadır. Ereğli EREĞLİ Yüzölçümü 2189 km2 Nüfusu İlçe Merkezi Köyler Rakımı 1050 m. Ereğli ülkemizde 15 ayrı yerleşim yerinin adı olarak kullanılmaktadır. Bunların en tanınmış olanlarından biri de Konya Ereğli’dir. Adı, Kibistra, Cybistra, Kybetra olarak anılan Ereğli ilçesinin kurulduğu yöreye zaman içinde Tuvana, Tihana, Tuvanuva isimleri de verilmiştir. Hitit, Asır, Eski Yunan, Pers, Makedonya, Roma ve Bizans’a bağlı olan Ereğli, Selçuklu döneminde uzun süren barış ortamına kavuşmuş Karamanoğulları devrinde ise Mamur Yazlık belde olarak kullanılmıştır. Yıldırım Beyazıt devrinde Osmanlı Devletine bağlanan Ereğli’de kesin Osmanlı egemenliği Fatih Sultan Mehmet Devrinde sağlanmıştır. Ereğli’nin Kuzeyi düzlük bir görünümde iken; güneyi oldukça engebelidir. Arazi kuzeyde Toros dağlarının eteğinden başlar ve engebesi giderek azalarak Konya Ovasına yayılır. İlçe Merkezinin 20 km güneyinden geçen Toros Dağlarından başka sönmüş Volkan Dağları Hasan Dağı 3258 m ve kuzeybatı Karacadağ ile çevrilidir. En önemli akarsuyu İvriz Çayı’dır. Üzerine kurulu İvriz baraji ile Ereğli’de tarım alanlarının sulanmasını sağlayan İvriz Çayı, diğer taraftan Ereğli’nin içme suyu ihtiyacını da karşılamaktadır. Tarihi Eserleri İvriz Kaya anıtı Büyük Göztepe Höyüğü Küçük Göztepe Höyüğü Ulu Camii Cemil Efendi Evi Şevket Ağa Evi Şeyh Şehabuddin Külliyesi Boyaca Ali Mescidi Şeyh Şehabuddin Camii Bağdatlı Camii Cahı ve Çerkez Mezarlığı Cinler ve Gülbahçe Mezarlıkları Meydanbaşı Şehitliği Hacı Ömer Ağa Yatırı Şeyh Şehabuddin Camii yanındaki yatırlar Mustafa Bey ve Emetullah Hanım Türbeleri Celalettin Rufai Türbesi Ahi Zekeriya Helva-i Türbesi Adil Dede Türbesi Piri ve Budak Efendiler Kabri Ebud Dede Türbesi Küçük Göztepe Tümüllüsü Büyük Göztepe Tümüllüsü Rüstem Paşa Kervansarayı Cağaloğlu Bedesteni Anıt Ağaçlar Salim Hoca Çeşmesi Vezirli Çeşmesi Şeyh Şehabuddin Köprüsü Hacı Kazım Kurtoğlu Evi Şevket Ağa Evi Mehcure Koçak Evi Şifa Hamamı Roma Hamamı Kadınhanı KADINHANI Yüzölçümü 1127 km2 Nüfusu İlçe Merkezi Köyler Rakım 1030 m. İlçe Klasik dönemde Pira adıyla anılmış ve uzun süre Doğu Roma İmparatorluğu tarafından yurt edinilmiştir. Asıl ününü Selçuklular devrinde kazanan ilçe, Selçuklu sarayına mensup olduğu sanılan, Mahmut kızı Raziye Hatun’un 1223 yılında yaptırmış olduğu kışlık han etrafında 1256 yılından itibaren oluşmaya başlamıştır. Hanın inşasında Romalılar’a ait resimli mezar taşları kullanılmış ancak bu taşların nereden toplanıp getirildiği anlaşılmamaktadır. İlçemiz adını bu handan almıştır. Bilahare bu bölge Selçuklu Beyleri’nden Sait adındaki bir paşaya arpalık olarak verildiği ve bundan sonra bu kasabasının “Saiteli” adıyla anıldığı bilinmektedir. İlçe, Karamanoğulları zamanında vilayet merkezi olarak idare edilmiş, Karaman-Osmanlı mücadelesine kuvvetleri ile katılmıştır. Kadınhanı muhtelif tarihlerde Osmanlıların eline geçmiş, tekrar Selçuklu hakimiyetine girmiş, son olarak 1467 yılında Konya ile birlikte Karamanoğullarından alınarak Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmıştır. İlçede, Beykavağı Köyündeki tarihi kale kalıntısı ve Demiroluk köyünde yer altından çıkarılan Romalılar’a ait tarihi kalıntılarından başka tarihi eser bulunmamaktadır. 1880 yılında Belediye Teşkilatı kurulmuş, Sait Paşanın arpalığı olması nedeniyle 1919 yılında “Saiteli” adı ile ilçe yapılmıştır. 1935 yılında ise İsmi Raziye Hatun’un yaptırmış olduğu taş handan dolayı “Kadınhanı” olarak değiştirilmiştir. Kadınhanı ilçesi, Konya’nın batısında Konya-Afyon karayolu üzerindedir. İlçenin doğusunda Sarayönü ilçesi, güneyinde Selçuklu ve Derbent, batısında Ilgın ve Yunak ilçeleri kuzeyde Yunak ilçesi bulunmaktadır. İlçenin güneyi dağlık Sultandağları, kuzeyi ovalıktır. İlçemiz sınırları içerisinde ve 5 göz adında Sarayönü ilçesi topraklarında çıkan ve ilçemiz Kökez köyünün tarımsal amaçla kullanıldığı, derecik şeklinde 2 yer üstü suyu bulunmaktadır. Ayrıca Ilgın ilçesi Çavuşcu gölünden, kanallarla gelen sulama suyuyla Atlantı Ovası sulamaktadır. Halkapınar HALKAPINAR Yüzölçümü 483 km2 Nüfusu İlçe Merkezi Köyler Rakım 1150 m. Halkapınar, Anadolu’nun en eski yerleşim yerleri arasındadır. Hitit Şehir Devletlerinden Tuvana Krallığı merkezi Aydınkent olmak üzere 1200 yılları arasında Halkapınar’a hakim olmuştur. Bu krallıktan günümüze Aydınkent köyünde bulunan Kral Warpalavas’a ait İvriz Kaya Kabartması ulaşmıştır. Asur egemenliğine geçen Halkapınar 64 yılında Romalılara bağlanmış, de Roma’nın ikiye ayrılmasıyla Bizans denetimine geçmiştir. Adana ve Tarsus üzerinden Toroslar’a kadar ilerleyen Abbasi Devleti Yermük Savaşında Bizans’ı yenerek onlarla Halkapınar ile Ereğli’nin gelirinin vergi olarak ödenmesi şartıyla anlaşmışlardır. Abbasiler’in zayıflaması üzerine Bizans denetimine geçen Halkapınar, 1077’de Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından Selçuklular’a bağlanmıştır. 1276’da Karamanoğlu Mehmet Bey zamanında Karamanoğlu Beyliğine geçen Halkapınar, 1468’de Fatih Sultan Mehmet zamanında Ereğli ile birlikte Osmanlı sınırlarına dahil edilmiştir. Osmanlı Devleti zamanında askerden arındırılmış bölge durumuna getirilen Halkapınar, İstanbul’da oturan Dar’us sade Ağası tarafından idare edilmiştir. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Halkapınar, Ereğli ilçesine bağlı bir bucak olmuş, Belediye Teşkilatına ise 1954 yılında kavuşmuştur. Eski adı Zanapa iken 1962’de Halkapınar olarak değiştirilmiştir. Halkapınar’ın Aydınkent köyünde bulunan İvriz Kaya Kabartması dünyanın en eski ziraat anıtlarından birisidir. Anıtın tarihi özelliği çevresinin doğal güzelliği ile birleşince Aydınkent köyü yerli-yabancı bir çok turistin uğrak yeri olmaktadır. Seydişhir SEYDİŞEHİR Yüzölçümü 2207 km2 Nüfusu İlçe Merkezi Köyler Rakım 1150 m. 1970 yılında yapılan kazılarda Bostandere kasabası yakınlarında Roma devri anfi tiyatrosu kalıntıları ortaya çıkmıştır. Seydişehir’in Horasanlı Seyit Harun Veli Hazretlerinin gelip konaklaması ile takriben 1310 yıllarında kurulduğu tahmin edilmektedir. Beyşehir’de konuşlanmış olan Eşrefoğulları Beyliği, Anadolu Selçuklu Devletinin bir parçası olarak, Seydişehir bölgesini de kapsayacak şekilde 1327 Moğol istilasına kadar hayatiyetini sürdürmüştür. İlçenin kuruluşu ile ilgili Osmanlı salnamelerinden alınan bilgiler doğrultusunda, Seyit Harun Veli Horasan’dan Konya’ya intikal etmiş, Konya’ dan da önce İlçeye bağlı bugünkü Ortakaraören Karaviran kasabasına gelmiş ve tarihi izler bırakarak, Seydişehir İlçesinin bulunduğu mevkiye intikal etmiştir. Bu esnada Seydişehir’de hiçbir yerleşim birimi yok iken, Seyit Harun Veli, önce kurmayı tasarladığı şehrin Kal’a Kale Duvarı kapılarının inşasına başlamak üzere, iskan bölgesinin etrafını yüksek duvarlarla çevirmiş ve ardından Seyit Harun Camii’nin inşasına başlayarak 1310 yılında camii ibadete açılmıştır. Bu camii , külliye şeklinde hamamı ve diğer müştemilatı ile imar edilmiştir. Bu külliyede Seyit Harun Türbesi 1320 Halife Sultan Türbesi Seyit Harun Veli’nin kızı 1367 Rüstem Bey ve Sultan Hatun Türbesi Turgutoğulları Soyundan Rüstem Bey, kızı ve oğulları bulunmaktadır. Güneysınır GÜNEYSINIR Yüz ölçümü 395 km2 Nüfusu İlçe Merkezi Köyler Rakım 1100 m. Halk arasında “Güdelesin” adıyla tanınan höyükte ve çevresindeki bazı köylerimizde topraktan yapılmış çanak, çömlek ve madenden yapılmış eserler bulunması Güneysınır ve çevresinin tarih öncesi devirlerden bu yana iskan yeri olarak kullanıldığının delili olmaktadır. Daha önce Bozkır’a bağlı olan İlçemiz 1955 yılında Çumra’ya ait Karasınır ve Güneybağ Elmasun kasabaları haline iki kasaba 9 Mayıs 1990 tarihinde birleştirilerek Güneysınır İlçesi’ni oluşturmuşlar, Güneybağ ve Karasınır ise İlçenin iki mahallesini oluşturmuştur. Konya’nın güneyinde ve Konya’ya 70 yer alan Güneysınır İlçesinin büyük bir bölümü dağlıktır. İlçede karasal iklim hüküm sürmekle beraber, az da olsa Akdeniz ikliminin ılımanlaştırıcı tesirlerinden de söz etmek mümkündür. Kış aylarında kar olarak düşen yağışlar, ilkbahar ve sonbaharda yağmur şeklindedir. Doğal bitki örtüsünün bozkır olduğu bölgemizde, yükseklere çıkıldıkça ardıç, meşe ve çamdan oluşan ormanlık alanlara rastlanır. Ormanlık alanlar yaklaşık hektar kadardır. Toros dağlarının arasında akan Göksu deresi, İlçemiz ile Hadim İlçesi arasındaki sınırı oluşturmakta, Kızılöz ve Aydoğmuş göletleri ise başlıca su kütlelerini meydana getirmektedir. Beyşehir Konya’nın en büyük ve en önemli ilçelerinden olan Beyşehir, il merkezinin 92 km batısındadır. Tarihi 6000-700 yılları Neolitik Cilalı Taş Devri’ne kadar uzanır. 2000 yılları arasında Hititler; Eflatunpınar ve Fasıllar’da ölmez eserler bırakmışlardır. İlçe turizmine canlılık kazandıran ve yurdumuzun üçüncü büyük gölü olan Beyşehir Gölü milli park hüviyetindedir. Göl üzerinde otuza yakın ada, on üç çeşit balık vardır. Ayrıca Kubad Âbad Sarayı kalıntısı, Beyşehir’in batısında ve Beyşehir Gölü’nün güneyinde Gölyaka Beldesinin km kuzeyinde sahildedir. Bunların yanı sıra Beyşehir köprüsü, Çifte Hamam, Bedesten, Yaka Manastır, göl içerisinde Hacı Akif Adası dikit ve sarkıtlarla dolu mağaralarıyla önemli turistik yerlerdendir. Doğa ve tarih meraklıları için mutlaka gezilip görülmesi gereken yerlerin başında gelen Beyşehir, civar ilçelerin aksine her geçen gün nüfusu artan ve gelişme gösteren yerler arasındadır. Göl kenarında kurulu motel ve pansiyonlar, özellikle yaz ayları içinde dolup taşmakta, başta Konya merkezinden olmak üzere çeşitli bölgelerden gelenler Yaka Manastır’da pikniğe çıkmaktadırlar. Otantik ve nostaljik özelliğini kaybetmeyen köyleri ve av turizmi açısından önemli bölgeleriyle Beyşehir tam bir turizm cenneti sayılabilir. Ilgın ILGIN Yüzölçümü 1394 km2 Nüfusu İlçe Merkezi Köyler Rakım 1092 m. Ilgın; günümüzden 3500 yıl önce yılları arasında şimdiki iskan yerinin 25 km kuzey doğusunda Hititler tarafından “Yalburt” adıyla büyük bir şehir devleti olarak kurulmuştur. Klasik devirlerde Triatum olarak adlandırılan Ilgın Kral yolu üzerinde bulunması sebebiyle önemli bir şehir olarak dikkati çeker. Ege kıyısında Lidya’nın başkenti Sard’dan başlayarak Mezopotomya’ya kadar ulaşan Kral yolu üzerinde bulunan Ilgın ve çevresi, sırasıyla Hitit, Firig, Lidya, Roma ve Bizans’a bağlanmış daha sonra 1077 yılında Anadolu Selçuklu Devletinin Kurucusu olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından fethedilerek, Büyük Selçuklu Devleti’ne katılmıştır. Ilgın, Anadolu Selçukluları zamanında başşehir Konya’nın değerli bir “su şehri” idi. Haçlı seferleri sırasında bir çok kere yağma edilen Ilgın, Selçuklular zamanında bilhassa Alaaddin Keykubat ve Gıyasettin Keyhusrev zamanında imar görmüştür. Alaaddin Keykubat ve Vezir Sahip Ata tarafından büyük bir kaplıca binası hamam inşaa edilmiştir. Bundan dolayı “Kaplıca Şehri” olarak tanınmıştır. Selçuklu Veziri Sadettin Köpek’in türbesi ilçede bulunmaktadır Ilgın Kaplıcası Ilgın kaplıcaları çok eski zamandan beri tanınmıştır. Romalılar ve daha sonra da Bizanslılar zamanında kaynaklar üzerinde hamamlar yapılmış olduğu gibi Selçuklular zamanında baş şehir Konya’nın değerli bir su şifa kaynağı olmuştur. Selçuklu Sultanları’ndan Alaaddin Keykubat harap olan Bizans hamamları yerine 1236 yılında ilk Türk hamamını Ilgın’da yaptırmıştır. Sonradan bu hamam Selçuklu Sultanları’ndan 2. Kıyaseddin Keyhüsrev zamanında çok hayırlı hizmetlerde bulunan Selçuklu vezirleri Sahipataoğullarından Hüseyinoğlu Ali tarafından tamir edilmiştir. Daha sonra 1267 yılında Selçuklu veziri Sahipata Fahrettin Ali tarafından yeniden inşa edilmiştir. Mimarı Taluya Kelu’ dur. Böylece Ilgın kaplıcalarının şimdiki ayakta duran eski eserler bölümü tamamlanmıştır. Ilgın Kaplıcaları Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar zamanında halkın şifa bulduğu yerdir. Gönüller Sultanı Hz. Mevlana’nın kaplıcalarda banyo aldığı, Mesnevisi’nin büyük bir kısmını burada yazdığı söylenir. Meşhur Seyyahımız Evliya Çelebi de çok etkilendiği kaplıcalardan seyahatnamesinde bahsetmeden geçememiştir. Kaplıcalar bir hamam değil şifa gücüne sahip yeraltı su kaynağıdır. Esas faktörlerin başında ihtiva ettikleri madenler, minareller, anyon ve katyonlar ile bilhassa radyo aktivite denilen ışın gücüdür. Bu nedenledir ki Ilgın Kaplıcalarının bir çok hastalığı İç-dış tedavi ettiği bilinen bir gerçektir. Renksiz ve kokusuz tabii lezzetinde kaplıca suyu 42 derece olup felç, siyatik, trahom, göz ağrıları, cilt hastalıkları, sinir ve yorgunluklar, kadın hastalıkları, romatizma, içilmek suretiyle böbrek taşlarının düşürülmesi vb. çok faydalıdır. Ilgın kaplıcaları Ilgın Belediyesince işletilmekte olup, 526 yatak kapasitelidir. Ilgın, tarihî eserler açısından oldukça zengin ilçelerimizdendir. Bu eserlerden; Saadettin İsa Kümbeti 1826, Dediği Mahmut Sultan Mescidi ve 1. Kılınç Arslan Camii, Selçuklu döneminde inşa edilmişlerdir. Karamanoğulları beyliği devrinde Pir Hüseyin Bey Camii Ulu Camii yapılırken, Osmanlı Devrine ait eserler ise şunlardır Lala Mustafa Paşa Camii Kurşunlu Camii, Kervansaray, Handev-i Kandevi Türbesi. Cihanbeyli CİHANBEYLİ Yüzölçümü km2 Nüfusu İlçe merkezi Köyler Rakım 980 m. Cihanbeyli’nin tarihi gelişimi Konya Tarihi ile eş değerdir. Konya’yı Cihanbeyli’den ayıran doğal sınırlar yoktur. Cihanbeyli’nin ilk adı Esbikeşan’dır. Daha sonraları “İnevi” adını almış ve uzun yıllar İnevi adını taşımıştır. Esbikeşan İlçesi ilçelikten bucaklığa, bucaklıktan ilçeliğe çok kez yer değiştirmiştir. Böğrüdelik Köyüne Cambegli Aşireti yerleşir. Böğrüdelik 1928 yılında ilçe merkezi olur. Cihanbeyli de “Mürseli Efendi” Nahiyesi adını alarak bu ilçeye bağlanır. 1929 yılında Böğrüdelik’ten ilçelik kaldırılır, Mürseli Efendi Bucağı ilçe olur. Böğrüdelik’te bulunan Cambeyli Aşiretinin adına uygun olarak Mürseli Efendi adı Cihanbeyli’ye dönüştürülür. Cihanbeyli, İç Anadolu Bölgesinin orta kısımlarına düşer. Bağlı olduğu Konya İlinin 100 km. kuzeyinde, Tuz Gölünün batısındadır. Cihanbeyli kuzeye doğru uzanan Konya Ovasının devamı gibidir. İlçenin bulunduğu kesimler geniş yayla özelliği gösterir. Ova-yayla özellikleri Ankara’ya doğru Kulu İlçesi komşusunu da alarak sürer. Önemli tepesi, güneyde bulunan Bozdağ’dır. Yüksekliği 1150 m’yi bulur. Cihanbeyli’nin doğusunda Tuz gölü ve Aksaray İli, batısında Sarayönü ve Yunak İlçeleri, güneyinde Altınekin İlçesi, kuzeyinde Kulu İlçesi ile Haymana İlçeleri vardır. Yörenin tek akarsuyu İnsuyu Çayıdır. Tersishan Tersakan, Süt Gölü, Acı Göl ve Adil Göl, başlıca gölleridir. Doğanhisar DOĞANHİSAR Yüzölçümü 428 km2 Nüfusu İlçe merkezi Köyler Rakım m. Doğanhisar 500 yıllarında Metyos Meteos adıyla kurulmuştur. 395 yılında Bizans İmparatorluğunun eline geçmiş, 704-708 yıllarında Emevi ve Abbasi ordularının taarruzlarına uğramıştır. Bu savaşlarda şehit olan Seyit Ahmet’in mezarı şehrin Kızılışık Mevkiinde bulunmaktadır. 1071 Malazgirt Savaşını müteakip Selçukluların batıya yayılışları sırasında 1100 yılında Doğanhisar Türk hakimiyetine geçmiştir. Şehrin adı Selçukluların arması olan doğan kuşuna izafeten “Doğankalesi” olarak değişmiştir. Daha sonra Doğanhisar adını almıştır. Doğanhisar 1298 tarihinde Karamanoğulları idaresine geçmiş, Fatih Sultan Mehmet devrinde 1473 yılında Karamanoğulları saltanatına son verilerek Osmanlı İmparatorluğuna katılmıştır. Cumhuriyetten sonra 1957 yılında da ilçe merkezi olmuştur. İlçe merkezi Sultan Dağlarının kuzey doğuya bakan eteklerinde kurulmuştur. Konya’nın 122 km. batısında bulunmaktadır. İlçemiz doğuda Ilgın İlçesine, güneyde Hüyük İlçesine, batıda Isparta İli, kuzey batıda Akşehir ilçesi ile kuzeyde Ilgın Argıthanı Kasabasına komşudur. Altınekin ALTINEKİN Yüzölçümü 1106 km2 Nüfusu İlçe merkezi Köyler Rakım 970 m Altınekin İlçesinin tarihi oldukça eski devirlere dayanmaktadır. İlçe Selçuklular zamanında önemli bir ticaret merkezi idi. Fakat arazinin kıraç oluşu gelişmiş olan ticaretini göçlerin başlaması nedeniyle yavaş yavaş söndürdü. Cumhuriyet Döneminde genelde tüm kamu kuruluşlarıyla birlikte gelişmiş bir yerleşim merkezi iken, bu kurumlar daha sonra başka bir yere taşınmasıyla birlikte küçük bir nahiye halini almıştır. Altınekin Kasaba iken, 4 Temmuz 1988 gün ve 19507 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 3292 Sayılı Kanunla ilçe olmuştur. Akşehir Tarih boyunca hep önemli bir yerleşim, ticaret, kültür merkezi olan Akşehir’e ait ilk arkeolojik bulgular Neolitik Dönem’e kadar uzanıyor. Etiler zamanında Akşehir’in adı Thymbrion’ dur. Zamanla Frikya egemenliğine daha sonra Anadolu da egemenlik kuran Lidyalılar’ın yönetiminde kalan Akşehir’in önemi daha da arttı. “Krallar Yolu” Akşehir’den Helenistik dönemde Phrygia tiranı Philomelos tarafından kuruldu. İlk yerleşim alanı bugünkü kentin kuzey-batısında, sultan dağının kuzey yamaçlarındaydı. Kent roma döneminde Philomelium Bal Sevenler adını aldı. Müslüman Araplar birçok kez yağmaladıkları kente Belde-i Beyza Beyaz Şehir adını verdiler. Malazgirt Savaşı’nın ardından başlayan Anadolu’ nun türkleşmesi sonucunda Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından alınan kentin bundan sonra adı ve kaderi değişir. Nehçet-ül menazil’de buraya gelen hükümdarlardan birinin çiçek açmış ağaçlardan esinlenerek”Akşehir” dediği rivayet edilmektedir. Akşehir’in günümüzde sahip olduğu eserlerin pek çoğu Selçuklular zamanında yapılmıştır. Bu dönemde kent zenginleşir ve gelişir. Horasan illerinden Seyyid Mahmud Hayrani, Nimetullah Nahçevani gibi din bilginleri Akşehir’e göç ederek bu toprakların manevi dokusunun değişmesine katkıda bulunurlar. Selçuklu devleti’nin çökmesiyle önce Eşrefoğulları, sonra da yüz yılHamitoğulları yönetir. Kenti beyliklerden günümüze sadece Marif köyündekiŞeyh Hasan Türbesi ile mezar taşları ulaşır. Akşehir 1381 yılında Murat Hüdavendigar’a satılır. Yıldırım Beyazıt 1402 yılında Timur’a yenilince,Ferruhşah Mescidi’nin cenazelik bölümüne hapsedilir ve burada intihar eder. Timur’un zulmünden bunalan halk, Nasreddin Hoca’yı dirilterek doymak bilmeyen fillerden kurtulmanın çaresini arar. Fetret döneminde kısa bir süreKaramanoğulları eline geçen Akşehir, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1467 yılında fethedilir ve cumhuriyete kadar sürecek olan kesintisiz Osmanlı Hakimiyeti başlar. 15. Yüzyılın sonlarına doğru çeşitli etnik ve dinsel kökenden gelen kavimlerin barış ve kardeşlik içerisinde bir arada yaşadığı günler başlar. Sevr Antlaşması ile, Akşehir İtalyanlar tarafından işgal edilir. İtalyanlar hıristiyan mahallelerindeki evlere yerleşirler. Ancak işgal günleri uzun sürmez. Çınaraltı Mescidi avlusundaki çınarın üstünde yuvalanan leyleğe ateş eden İtalyanların silah seslerini duyan halk sokağa fırlar. Bunu bir ayaklanma sanan işgal kuvvetleri toparlandıkları gibi şehri terk ederler. Ancak Anadolu’nun topyekûn kurtuluşu bu kadar kolay olmayacaktır. Mustafa Kemal kumandasındaki ordu, Kurtuluş Savaşı’nı, halkla birlikte büyük sıkıntılar içinde sürdürecektir. Sakarya Meydan Muhabereresi’nden sonra 18 Kasım 1921’de Garp Cephesi Karargahı Akşehir’e nakledilir. 24 ağustos 1922’ye kadar sürecek olan dokuz ay on günlük sürede taarruz hazırlıkları Akşehir’den yönetilir, planlar burada yapılır. Akşehir ve köylerine birlikler yerleştirilir. Kumandan İsmet İnönü Paşa TBMM’ den ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ dan aldığı emirlerle “Büyük Taarruz” un hazırlıklarını 9 ay boyunca Akşehir’ de yapar. Akşehir, bir anlamda sinesinde Büyük Taarruz’u doğuma hazırlar. Garp cephesi komutanı Mirlavi İsmet Bey bu sürede sürekli Akşehir’de kalır. Mustafa Kemal Paşa’da hazırlıkları kontrol etmek için defalarca Karargaha gelir. 1922 yılının 28 Temmuz günü bir futbol turnuvası bahane edilerek bütün ordu komutanları Akşehir’de buluşur ve son hazırlıklar gözden geçirilir. Nihayet ağustos sonunda taarruza karar verilir. 24 Ağustos 1922 günü sabahı ordu harekete hazırdır. Namaz kılınır, Nasreddin Hoca’nın Türbesi ziyaret edilir. Mustafa Kemal’ in askerleri Akşehirlilerin alkış ve dualarıyla cepheye uğurlanır. Ünlü yazarımız, hemşerimiz Merhum Tarık Buğra, Küçük Ağa romanında işte o günlerin Akşehir’ini anlatmıştır. 24 Ağustos her yıl Akşehir Onur Günüolarak coşkuyla kutlanır. O umut yüklü mücadele günlerinin anısına Garp Cephesi Karargah Binası bugün aynı isimle Müze olarak hizmet vermektedir. Sarayönü Yüzölçümü 1088 km2 Nüfusu İlçe Merkezi Köyler Rakım 1055 m. Sarayönü yerleşim alanında bulunan 4000 yıl kadar önce Hititler’in yaşadıkları bilinmektedir. Daha sonraları Frigyalıların ve Bizanslıların eline geçti. Selçuklular ve Osmanlılar zamanında tamamen “Türk Yurdu” oldu. Kuruluş hakkındaki tarihi bilgilere göre Sarayönü’nün güney batısında bulunan Saiteli ile güneyindeki Ladik Dağlarının eteğinde kurulmuş olan Bozok Öziçi ili adı ile bilinen iki kasaba halkının; oturdukları yerler Haçlı ordusunun geçiş yolu üzerinde olmasından bu ordunun yağmasından kurtulmak istediler. Bu sebeble inlerin bulunduğu, bugünkü Yukarı Mahalle denilen yere göç ettiler. İşte bu yüzden kasabalarından göç edip inlere yerleşenler Sarayönü’nün kuruluşunda öncü olmuşlardır. Tolabası adı ile anılan bu inlerin o zamanlar hem sığınak hem de mesken olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. İlçenin ismi bu inlere bağlanır. Büyüklüğü, konforu ve kullanışlı olması bakımından saraya benzetilen bu inlerden dolayı buraya SARAYİNİ denmiştir. Bu isim zamanla “Sarayönü” biçiminde kullanılır olmuştur. Kuzeyinde Cihanbeyli, batı’dan Kadınhanı, doğudan Selçuklu, güneyden Ladik Dağları ile sınırlıdır. Bölgemizde yüzey şekilleri bakımından bir sadelik göze çarpar. İlçe toprakları Cihanbeyli platosunun güney uzantısındaki düzlükler üzerinde bulunmaktadır. İlçemiz güneyden Sultan Dağları ve Ladik Dağları ile çevrilmiştir. Ladik tipi halıcılık başta Ladik Kasabası olmak üzere Sarayönü merkez ve diğer köylerde el tezgahları vasıtasıyla halkın önemli gelir kaynağını oluşturmaktadır. Derebucak DEREBUCAK Yüzölçümü 483 km2 Nüfusu İlçe merkezi Köyler Rakım 1235 m. İlçenin kuruluşu 1200-1300 yılları arasına kadar uzanmaktadır. Önceleri Antalya ile Akseki ilçesine bağlanmış, 1900 yılında Akseki’den ayrılarak Seydişehir’e bağlanmış. 1967 yılında belediye teşkilatı kurularak Beyşehir’e bağlı hale getirilmiştir. 1987 yılında kabul edilen “103 ilçe Kurulması Hakkında Kanun” ile ilçe olmuş Ağustos 1998 de fiilen ilçelik hüviyetini kazanmıştır. Konya İl merkezinin 140 km. batısında yer alan Derebucak; Toros Dağları’nın keşfedilmeyi bekleyen yayla, tepe ve mağaraları ile Konya’nın şirin ilçeleri arasında yer almaktadır. 4 kasaba ve 4 köyü bulunan Derebucak’ta halkın geçim kaynağını halıcılık, av tüfeği imalatı ve hayvancılık oluştururken 1968 yılında itibaren yurt dışına işçi olarak gidişler başlamıştır. Avrupa ülkelerine yapılan işçi göçü sonucu kooperatifçilik yaygınlaştırılmıştır. Günümüzde hektar alanda tarım yapılabilmekte, bunun da dönümlük bölümü sulanabilir arazi oluşturmaktadır. Patates, domates, fasulye, mısır, soğan, nohut, buğday, arpa tarımı yapılan Derebucak’ta her hangi bir sanayi tesisi bulunmamaktadır. Mağaralarıyla dikkatleri üzerine çeken Derebucak merkezinde Balat Mağarası ile Çamlık Kasabasındaki Suludere ve Körikini Mağaraları ilginç merkezler arasında sayılabilir. Taşpınar Köyünde bulunan Hitit kabartması bölgedeki yerleşimin Hitit dönemine kadar uzandığını doğrulamaktadır. Hadim HADİM TARİHİ Hadim’ in bulunduğu bölge; 2 yy. kadar Selçukluların elinde kalmıştır. Daha sonra Karamanoğulları’nın eline geçmiştir. 1465 de Fatih Sultan Mehmet, Karamanoğulları Beyliği’ ni ortadan kaldırdıktan sonra bu bölge Osmanlı Devleti’nin hakimiyetine girmiştir. Hadim, Ebu Said Muhammed Hadimi dönemine kadar küçük bir köy olarak kalmıştır. Ancak Hadimi ile birlikte büyümeye ve ünü Osmanlı ülkesine yayılmaya başlamıştır. Hadimi zamanında Hadim, bölgenin ilim ve irfan merkezlerinden biri olmuştur. Osmanlı kaynaklarında Hadim’den bahsedilirken Hadim’in, İstanbul, Bursa, Konya, Kayseri gibi büyük ulema yetiştiren beldeler arasında sayılması ilçenin o dönemdeki önemini göstermektedir. Hadim daha sonraki tarihlerde yapılan idari taksimatta birkaç kez kaza ve nahiye merkezi olmuştur. 1901 yılında bucak olarak Karaman’a bağlanan Hadim, 30 Mayıs 1926 yılından sonra ilçe merkezi olmuştur. Halen Konya iline bağlı ilçe konumundadır. Hadim; sözlük anlamı itibariyle Hizmet eden, hizmet edici, yarayan ve yarar anlamlarına gelmektedir. Bitki Örtüsü ve Coğrafi Yapısı Hadim ilçesinde karasal iklimin tipik bitki örtüsü olan bozkır bitki örtüsüne ait alt floralar görülmektedir. Ayrıca bölge de ardıç, meşe ve çamdan oluşan ormanlık alanlara da rastlanılmaktadır. Bütün bunların yanı sıra Hadim ilçesinin Alanya ilçesi ili sınırında olan Gevne bölgesinde Geyi dağları olarak da bilinen 2588 metre yüksekliğindeki Aktepe bulunmaktadır. Coğrafi yapı olarak Akdeniz kıyı şeridi ve Konya ovasına sınır olan Toros Sıra dağlarının doğu bölgesinde Taşeli platolarının tepeleri arasında dar vadiler üzerine kurulmuş bir Konya ilçesidir. Hadim-Konya arası 128 kilometredir. İl ile ilçe arasındaki ulaşım Hadim Belediyesi tarafından düzenlenen otobüs seferleri ile sağlanmaktadır. Bu seferler, Hadim’den Konya’ya sabah-akşam olmak üzere 2 otobüs, aynı şekilde Konya’dan Hadim’e 2 otobüs olmak üzere toplam 4 otobüs ile sağlanmaktadır. İlçede başka taşımacılık yapan ve çeşitli saatlerde Konya il merkezine gidip gelen firmalar da bulunmaktadır. Bunun yanında Taşkent, Ermenek gibi ilçelerden Konya’ya gidip gelen araçlar Hadim içerisinden geçtikleri için bu araçlar da ulaşımda kullanılmaktadır. İlçe ile kasabaları arasında ilçeden hareket eden ulaşım aracı bulunmamaktadır. Ancak buradaki ulaşımı kasabalar günlük seferlerle sağlamaktadır. İlçeden Taşkent, Sarıveliler, Ermenek, Bozkır, Seydişehir ve Beyşehir gibi ilçelere yol güzergahı mevcut olup yol yaz-kış kullanılmaktadır. Ayrıca Hadim, Mersin’e 350 km. uzaklıkta olup buradan da özel araçlarla ulaşım sağlanmaktadır. Yine önemli bir yol güzergahı vardır ki bu da Hadime 90 KM olan Alanya’dır. İç Anadolu’yu Akdeniz’e bağlayan en yakın yol olan ve bir çok doğal güzelliği olan bu yol güzergahı daha çok yaz aylarında kullanılmaktadır. Ebu Said Mehmet Hadimi Hazretleri 1701 yılında Konya’nın Hadim ilçesinde 1İşte hayal dünyasından bir adım öteye geçen insanların ilan ettiği o ülkeler. 2HUTT RİVER21 Nisan 1970'te Leonard Casley adında bir çiftçi tarafından Avustralya'dan ayrılarak 75 kilometrekarelik tarım toprakları üzerinde kurulan bir mikro ulustur. Batı Avustralya'da, Perth şehrinin 595 km kuzeyinde yer alan bağımsız mikro ulusun toprakları Hong Kong kıyaslanabilecek miktardadır3Prenslik, aynı zamanda Kalbarri Milli Parkı'na da yakın bir konumda bulunuyor. Leonard Casley, Northampton yakınında büyük bir çiftlik satın alır. Bölgedeki bitki örtüsü, sadece koyun veya sığır ya da sadece sığır yetiştiriciliği için uygundur. Yağmurların yeterli olduğu yıllarda, iyi beslenen koyunların yünleri bol ve kaliteli olmaktadır. Diğer çiftçilerin de aynı şekilde kaliteli yün üretmeleri sebebiyle, hedeflenen fiyata ulaşılamayıp, kar düşük kalacaktır. 4 Yeterli yağmurun olmadığı yıllarda, koyunlar iyi beslenememekte, yün nitelik ve nicelik olarak düşük olmaktadır. Leonard Casley bu durumdan kurtulmak ister. Bir sulama programı uygular ve tahıl eker. Leonard Casley'in iyi bir ürün elde ettiği ilk yılda, Batı Avustralya'nın tahıl ambarındaki diğer çiftlikler de iyi mahsul elde etmişlerdir. 5Bunun üzerine üretim miktarını kısıtlayan bir kota yasası çıkartılır. Leonard Casley gelirinin yüzde 10'unu kaybeder. Buna karşılık yasal yollarla hakkını aramak ister, fakat yargıçların yasaları değiştirme yetkileri olmaması nedeniyle kendisine yardımcı olamamalarından dolayı davaları kaybeder. 6Leonard Casley hayal kırıklığı ile Avustralya mahkemelerinde adalet arar. Avustralya Anayasasında, faydalanabileceği bir takım yasal boşluklar mevcuttur. 7Bu gerçeği Leonard Casley kullanır. 1970'de, kendisine ait tarım istasyonu ile Avustralya'dan kopar ve "Hutt River Province"i kurarak bağımsızlığını ilan Nevada eyaletinde yaşayan Kevin Baugh adındaki ABD vatandaşı, satın alıp 1977 yılında kendi cumhuriyetini ilan ettiği Molosya adını verdiği 25 bin metrekarelik toprakta 'Devlet Başkanı' olarak yaşamını sürdürüyor. Baugh, Molosya adının İspanyolca 'küçük kayalık tepe' anlamına gelen 'morro' sözcüğünden türediğini belirtiyor. 9Fantezi nitelikli bir mikro ulus olan Molosya’yı ziyaret etmek için pasaport gerekiyor ve ülkeye’ giriş yapan turistlerin pasaportuna Molosya Cumhuriyeti’ damgası vuruluyor. Molosya’nın başkanlık sarayı, tahmin edilebileceği gibi Kevin Baugh’un evi. Molosya’nın nüfusu birkaç köpek dâhil 34 kişi. 10Ülkede bir de kedi yaşıyor ama Devlet Başkanı Kevin Baugh, güvensiz ve etrafı provake edici bulduğu kediye vatandaşlık vermediğini söylüyor. Baugh, Molosya’yı 1977’de 15 yaşındayken kurmuş, 1999 yılında ise kendi başkanlığını ilan etmiş. 11Kevin Baugh, bir meclisin varlığını zorunlu kılan bir anayasası olsa da “iç karışıklıklar ve sınırın dışından gelen müdahaleler nedeniyle” diktatörlük yapmak zorunda olduğunu söylüyor. Molosya, kendi bankası, hapishanesi ve postanesinin yanı sıra; donanma, deniz akademisi, demiryolu, uzay programı oyuncak bir roketten oluşuyor, ölçüm sistemi ve milli bayramlara da sahip. Dünyada bu yerler dışında birçok ülkenin resmi olarak tanıdığı küçük ülkeler de var… İşte onlardan bazıları… 12LA BOİRİEFransa'da 2006 yılında Phillipe, Pascal ve Sebastien isimli Fransız tarihine, coğrafyasına ve politikaya meraklı 3 kafadar tarafından kurulan "konsolosluk" 7 hektarlık alanda faaliyet gösteriyor. Konaklama ve sabah kahvaltısı imkânı sunan turistik bir tesis gibi de düşünülebilecek mikro ulus, kendi takvimine ritüellerine vs. sahip. Sık sık partiler ve balolar düzenleniyor. Bu ulus eko-vatandaşlığı ve hazcılığı 40 yıl boyunca Christiania’nın yerlileri ile hükümet arasında pek çok kavgalar ve çatışmalar yaşanmış. Fakat Christianialılar davasından hiç vazgeçmemişler. Nisan 2011’de Danimarka hükümeti ile Christiania’nın geleceği hakkında görüşmeler devam ettiği için Christiania halkı geçici olarak bu bölgeyi kapatıp sonra tekrar açmışlar. 14Tüm bu zorlu mücadelelerin sonunda ise, Temmuz 2012’de resmi olarak Freetown Christiania’ Özgür Bölge Christiania kurulmuş. Avrupa Birliği’nin kurallarını reddeden, kendi kurallarını uygulayan bu bölgenin Kopenhag ile sınırları nasıl ayrılıyor? Tek bir adımla gerçekten tüm kurallar değişiyor mu? 15 Christiania’ tabelası ile bu sınırlara girdiğini ve Şu anda Avrupa Birliği’ne giriyorsunuz’ tabelası ile artık bu sınırlardan çıkıp tekrar Kopenhag’a geri döndüğünü anlıyorsunuz. Christiania’ya adım attığınızda müzik, resim gibi pek çok sanat dalının ve sporun ön planda olduğunu görebilirsiniz. 16Burada birbirinden renkli grafitilerin süslediği duvarlar, organik kafeler ve marketler, konser alanları, sanat galerileri de yer İMPARATORLUĞU Avustralya'ın Sidney şehrindeki bir apartman dairesinde George Cruickshank tarafından kurulan bir mikro devlettir. Devlet kurma fikrinin 30 yıl öncesine dayandığını dile getiren Kral George, “15 yaşında ailem bana Dünyanın gidişatını beğenmezsen kendi yolunu çiz’ diye telkinde bulundu. Önceleri siyasi parti kurmayı düşündüm. Ancak daha sonra bu fikrimden vazgeçerek iki kuzenimle kendi devletimi kurdum” der. Atlantium, Avustralya'dan bağımsız değildir. 2008 yılı verilerine göre, tüm dünyadan 1200'den fazla vatandaşı var. Fotoğraf Resmi web sitesi18ELLEOREDanimarka kıyılarındaki bir adada 1944 yılında kurulan bu mikro ulus, günümüzde, yılda bir hafta hariç tamamen ıssız. Yılda bir hafta gelip kuruluşlarını kutluyorlar. Elleore Krallığı'nın vatandaşları kendi şarkılarını, danslarını ve hatta "Cracket" denilen kendi sporlarını yaratmış durumdalar. Bu mikro ulusta konserve sardalya ve meşhur "Robinson Crusoe" kitabı her nedense yasak. Krallık tarihi Danimarka okullarında öğretiliyor ve mikro ulusun vatandaşları kimlikleriyle gurur Prensliği, İtalya topraklarının Fransız sınırına yakın bir bölgesinde bulunan bir prensliktir. Bu prenslik 954 tarihine kadar uzanıyor. Tarih boyunca birleşik İtalya'nın resmi anlamda asla bir parçası olmayan bu mikro ulus, Giorgio Carbone liderliğinde, 1963 yılından itibaren bağımsızlık iddiasını güçlü biçimde dile getirmeye başladı. Yöre halkı tarafından yönetici seçilen Carbona, "1. Giorgio" unvanıyla 2009 yılına kadar yönetimde kaldı. Luigino isimli para birimi 1994-1996 yılları arasında hiçbir hukuki geçerliliği olmamasına karşın bölge içinde kullanılmıştır. Son nüfus sayımına göre 320 vatandaşı CUMHURİYETİ 1947 yılında bir şaka olarak Fransa-İsviçre sınırında kurulan devlet, 11 kasabadan oluşuyor. 21Günümüzde kendi tasarladıkları kimlik kartları verip, resmi pullar vs. satan, popüler bir turistik cazibe Resmi adıyla Pleasant Island… Dünyanın en küçük üçüncü ülkesidir ve Güney Pasifik’te, Mikronezya’nın bir adasıdır. Nauru halkı geçimini buradaki verimli topraklarda yetişen başlıca hindistan cevizi olmak üzere tropikal meyvelerden, sebzelerden ve kuş artıklarından meydana gelen mineral bakımından çok zengin guano’ rezervlerinden sağlıyor. 23Nauru sıradan bir ülkenin aksine, şehirlerden değil bölgelerden oluşuyor. Ulaşımın gelişmemiş olması ve turistler için barınacak yerlerin yetersiz olması beklenenin aksine bu güzel ada ülkesinde turizm sektörünün pek de gelişememisine sebep olmuştur24TUVALU Büyük Okyanus’ta bulunan Tuvalu, dokuz tane mercan adasından oluşuyor. Coğrafi özelliklerinden dolayı diğer tropikal kesimlerde olduğu gibi bu iklimde de yetişen tarım ürünleri ve balıkçılık en önemli geçim kaynaklarıdır. 25Tuvalu, deniz seviyesine çok yakın bir ülke olduğu için küresel ısınmanın artması durumunda batma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak olan yerlerden birisidir. Böyle bir risk, bu küçük ülkeden göç miktarının fazla olmasının en büyük sebeplerindendir26SAN MARİNO Dünyanın en küçük ülkelerinden San Marino’nun bazı toprakları, ülke sınırları dışında bulunuyor. Ülkeye giden tek ulaşım karayoluyla sağlanıyor. Ülkenin en büyük gelir kaynağı turizmcilik. Ayrıca futbola verdikleri önemle de tanınıyorlar. Ülke, Nisan aylarında düzenlenen Formula 1 etkinliğiyle dikkatleri üzerine çekmeyi Dünyanın en küçük ikinci ülkesi olan Monako’nun kara sınırları Fransa’yla komşu durumda. Ülkenin başkenti her ne kadar Monte Ville olsa da Monako’nun en ünlü şehri Monte Carlo’dur. Bu şehir kumarhaneleriyle tanınıyor ve ülkenin en zengin şehri konumundadır. 28Akdeniz’e kıyısı olan bu güzel liman ülkesinde yapılabilecek en güzel şey bir yat turuna çıkmak. Mimari olarak da güzel yapılara sahip olan Monako’da Palais Precier olarak bilinen Kraliyet Sarayı bulunmakta. Fotoğrafları süsleyecek mütevazi ama görkemli bir yapı...29VATİKAN Yalnızca 0,44 km2 lik yüz ölçümüyle dünyanın en küçük ülkesi olma özelliğini taşıyor. Öyle ki Vatikan, ortalama bir mahalleden bile küçük bir ülke. Mimari bakımdan çok zengin olmakla birlikte her ayın son Pazar günleri ülkeye giriş ücretsizdir. Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan bu şehir ülkesinde kış mevsiminde Çarşamba günleri Papa’nın kabul günleri oluyor. Roma’nın içinde bulunan, etrafı yüksek duvarlarla çevrili bu büyülü ülke görülmeye değer.

küçük konya olarak bilinen yer