Eve vardığımızda müthiş bir koku karşıladı bizi kapıda ev ahalisinin ekstrası olarak dün akşam:) Yüzüme yayılan kocaman gülümsememle "anne ne pişirdin" dedim."Bilemem ne pişirmişim" dedi annem her zamanki gibi ,"git fırına bak".Koşar adımlarla gidip fırına baktığımda başıma geleceklerden habersiz mutluluğum daha bir arttı.
Ece Temelkuran - İçeriden Kıyıdan Konuşmalar. “Otuzuna gelince insan, yürüyüp geldiği yola şöyle bir bakmalı. Bundan sonra ömrünün diğer yarısına, eski hallerinden ne kadarını ve hangilerini taşıyacağını böyle kararlaştırmalı.” (s.22) “Hayat, onu erken anladığını sananlardan çok fena alır öcünü. Bir
Bu yazıda özellikle tek bir mekan yerine İstanbul'un Anadolu yakasında zaman geçirilebilecek güzel bir semtten bahsetmek istiyorum. Üsküdar ilçesi sınırları içinde yer alan küçük, güzel, şehir merkezinde denebilecek kadar kalabalık bölgelere yakın olmasına rağmen kültürünü koruyabilen bir İstanbul'un en güzel ve mahalle kültürünü korumaya çalışan
havada sis, sokaklarda mutsuz insanlar, aklımda ümitsiz onlarca düşünce, başım önüme eğik, üşümüş ellerim ceplerimde, hafif bir rüzgarla gelen , daha önce hiç duymadığım bir koku, hiç bir çiçekte, hiç bir süste duymadığım o koku, sanki cenneten esen bir rüzgardı o, başımı kaldırıp baktım her bir yöne, işte
yerinegüzel kokular bıraksın diye satın aldığımız o pahalı ürünler istediğiniz gibi ferah bir koku bırakmıyorsa, size daha pratik ve ucuz bir önerimiz var. Yemek yapmadan önce fırınınızın ortasına yarısı sirke yarısı su ile doldurulmuş bir tava koyun. Fırınınızı birkaç dakika için ısıtın.
Bir gün durup dururken bir şey olmuştu ve kendi kendime şöyle demiştim: "Otuz dokuz senedir, doğduğum ilk günü yaşıyorumdur belki de." Ya da buna benzer bir şey. Sonra aniden bu his geçmişti ve ben otuz dokuz yaşında bir adam gibi yaşamaya devam etmiştim.
MVOsMp. Ortada hiçbir neden yokken birden bire kilo verme hali söz konusu olabilir. Durup dururken kilo vermek neden olur mutlaka bilinmesi gereken bir durumdur. Çünkü sağlığı yakından ilgilendiren bir konu olarak karşımıza çıkar. Öyle ki çağımızda bu tarz sorunları yaşayan kişiler söz konusu olabiliyor. Kimi zaman bu durum geçici şekilde olurken kimi zaman da ilerleyici ve devamlı bir hale dönüşmeye başlayabiliyor. İşte tam da tüm bunların önüne geçilmesi adına nedenlerinin mutlak surette araştırılması gerekiyor. Vücut ağırlığının yüzde 5 oranında azalma sebepleri nelerdir diye merak eden kişiler için şunlardan kaynaklı olduğu söylenebilir. Bunlar; Kanser hastalığına yakalanmak Stres haliAşırı üzüntü Enfeksiyon hastalıkları Parazite bağlı hastalıklar Verem Fakat bu tür hastalığa yakalanmadan da pek çok kişi durup dururken birden kilo kaybıyla karşı karşıya kalabiliyor. Bunun olma nedenlerinden birisi de daha çok üzüntü ile alakalı oluyor. Bir şeyi çok fazla kafasına takan kişiler durup dururken kilo verebiliyor. Çünkü kafaya bir şeyin çok fazla takılması ve kişinin haddinden fazla üzülüyor olması iştahın kesilmesine neden olacaktır. Önceden daha fazla yiyen kişi, üzüntüden kaynaklı olarak yemek yeme isteğini de azaltmış olur. Bu durumda ani kilo kayıplarının yaşanmasına zemin hazırlamaya neden olacaktır. Durup Dururken Kilo Vermek mutlaka üzerine düşülmesi gereken konulardan birisidir. Çünkü genel anlamda kilo almak ya da verme hali bir nedene bağlı olarak gelişebiliyor. Fakat aniden kilo kayıpları yaşıyorsanız ciddi hastalıklara yakalanmış olduğunuzun bir kanıtı olabilir. Böyle bir durumda önemli olan asıl konulardan birisi de zaman kaybı yapmamanız olacaktır. Hemen uzman bir doktora görünerek kilo kaybının birden bire neden yaşandığına dair incelemelerin yapılması sağlanmalıdır. Ani Kilo Kaybı Neden Olur? Durup dururken kilo vermek neden olduğunu bilmelisiniz. Üzerine mutlaka olabildiğince düşmeniz gerekiyor. Sonuç olarak bu durum ciddi bir konu olduğundan dolayı kesinlikle ihmale gelmeyecektir. Zinde ve bir anlamda da sağlıklı şekilde hayatını sürdürmek herkesin en çok önem verdiği konulardan birisidir. Bunu başarmak ise tamamen size bağlı olarak gelişecektir. Kiloların her ne kadar spor ya da egzersiz gibi aktiviteler yapılarak düşmesi normal sayılabilecek bir durumdur. Fakat Durup dururken kilo vermek işin boyutunu daha fazla değiştirecektir. Çünkü ani şekilde vereceğiniz kilolar, kaynağın altında ciddi sağlık sorunlarının oluştuğuna işaret olabilir. Bu sağlık sorunların en başında ise kanser, diyabet, yeme bozuklukları gibi hastalıkların yer aldığını söylemek mümkün. Üstelik hastalığın gün geçtik sıra daha fazla ilerleyecek olması tehlikeli bir sürecin başlamasına zemin hazırlanacaktır. Yakalanmış olabileceğiniz bu tür hastalıklarda erken tanı son derece önemlidir. Eğer ki ani bir kilo kaybı yaşanmışsa hemen sağlık kontrollerinin yapılması adına mutlaka doktoru ziyaret etmeniz gerekiyor. Aynı zamanda yapılan incelemeler sonucunda ise insanlarda görülen bu tür durup dururken kilo vermenin sebeplerinden birisi de depresyon olduğu tespit edilmiştir. Depresyon içerisine giren çoğu kişilerde bu gibi ani kilo kaybı gibi olumsuz durumlar ne yazık ki yaşanabiliyor. Sürekli üzüntü ve ilgi kaybı hissiyatının duyulması da kilo kaybının yaşanmasını tetikleyen faktörlerden birisidir.
Karadeniz'in hırçın dalgalarıyla hareketlenen özünde ise sakin bir yaşamın hakim olduğu, birbirinden lezzetli yemekleriyle gönüllerde taht kuran Ordu, öylesine keyifli bir gezi rotası sunuyor ki pek çoğuna göre burayı bir kez ziyaret etmek her yerini keşfetmek için yeterli olmuyor. Şehir yaşamından yaylalarına, kalelerinden şelalelerine kadar her bir köşesinden hem doğal güzellik hem de kültürel ve tarihi değer fışkıran Ordu'yu en kısa zamanda keşfetmek için çok sebebiniz - Boztepe ManzarasıOrdu'ya adım attığınız an kime sorsanız mutlaka görmeniz gereken yer olarak söylenecektir Boztepe. Çünkü şehre yaklaşık 8-9 km uzaklıkta yer alan ve keyifli bir seyir terası olan bu tepe, ziyaretçilerine uçsuz bucaksız bir deniz ve görülesi bir şehir manzarası sunuyor. Tepede ziyaretçileri manzaraya karşı konumlanan kafe ve restoranların yanı sıra çeşitli hediyelik eşya dükkanları karşılıyor. Boztepe'nin sunduğu deneyimler bu kadarla da sınırlı değil. Buraya ulaşmak için isteğe göre kara yolunu kullanabilirsiniz ancak çok daha keyifli bir alternatif mevcut; teleferik. Bu sayede tadına doyum olmaz bir yolculuk yapabilir, bol bol fotoğraf çekerek bu anı ölümsüzleştirebilirsiniz. Ayrıca adrenalin tutkunlarına da yamaç paraşütünün Boztepe'de yapıldığını hatırlatmadan – Tarihi DeğerleriKaradeniz deyince ilk aklımıza gelen tabi ki o yemyeşil doğası oluyor. Hiç şüpheniz olmasın Ordu da bu doğadan nasibini almış; ancak bölge yalnızca bununla da kalmıyor. Tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapan Karadeniz'in Ordu dahil pek çok köşesinden adeta tarih fışkırıyor. Özellikle de Bayadı Köyü'nde yer alan Kurul Kalesi, merkez ilçesi Ünye'de yer alan Ünye Kalesi, Cıngırt Kaya Mezarları ve UNESCO Dünya Antik Eserle Listesi'nde yer alan Gölköy Kalesi tarih meraklılarını her anlamda mutlu edecek özel duraklar olarak seyahat listelerinde yer - Misafirperver HalkıKaradeniz sınırları içerisinde iken kötü karşılanmanıza imkan yoktur. Burada halk öylesine cana yakındır ki siz farkında bile olmadan seyahatinizden çok güzel dostluklar edinerek dönersiniz. İşte Ordu insanı da öyledir. Kendinizi turistten çok sanki çocukluğunuzdan beri gelmediğiniz köyünüzde gibi hissedersiniz. Bugün şehir yaşamının aksine hala komşuluk ilişkilerinin ve misafirperverliğin devam ettiği Ordu bu yönüyle bazı unutmak üzere olduğumuz değerleri bize hatırlatıyor. 4 – O Meşhur MutfağıHer şeyden önce eğer biraz midesine düşkün biriyseniz çok üzgünüz ancak Ordu gezinizden kilo almadan dönmeniz pek de mümkün değil. Pek çoğunun Karadeniz genelinde yöreye göre değişik şekillerde ya da aynı şekilde yapılabildiği bu meşhur lezzetler arasında; karalahana çorbası, mısır çorbası, mısır ekmeği, Bolaman pidesi, löbye, hoşkıran, karalahana sarması, fasülye turşusu, Akkuş fasülyesi, balık çeşitleri ve tabi ki ismini sayamadığımız daha nice lezzet yer alıyor. Siz siz olun yola çıkmadan önce gezilecek yerler listesini hazırlarken mutlaka tatmak istediğiniz lezzetlerin ve bölgenin meşhur restoranlarının da listesini çıkarmayı - YaylalarıKaradeniz'i tanımlayan en güzel kelimelerdir yeşil ve mavi. Burada gözünüzün alabildiğine öyle bir mavilik ve yeşillik vardır ki huzuru iliklerinize kadar hissedersiniz. İşte Ordu'da size huzur vadeden duraklardan biri de yaylalarıdır. Buraya kadar gelmişken yaylada bir nefes almadan, doğayla şöyle bir güzel kucaklaşmadan dönmek olmaz. Bu sebeple siz de ilin Çambaşı, Perşembe ve Keyfalan Yaylası gibi meşhur yaylalarını ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca yaylalara doğru yola çıkmadan önce buralarda düzenlenen festival ve şenlik programları hakkında önceden detaylı bilgi almanızı ve seyahatinizi ona göre planlamanızı tavsiye – Plajları ve Kayak MerkeziDört mevsimi ayrı güzel olan Ordu'da kışın kayak yaparken yazın da birbirinden güzel plajlarında deniz tatili yapabilirsiniz. Yaz ve kış aylarının vazgeçilmezi bu iki aktiviteyi de bir arada sunuyor oluşu Ordu'nun turizm değerini arttırıyor tabi. Henüz yeni açılışını yapan kayak merkezi Çambaşı Yaylası'na kuruldu. Bölgede denize girebileceğiniz plajların sayısının ise büyüklü küçüklü olmak üzere 32 adet olduğu biliniyor. Ünye, Fatsa, Altınordu, Perşembe ve Gülyalı ilçeleri şehirde keyifli bir plaj keyfi yapabileceğiniz yerler – Yason Burnu YarımadasıOrdu'nun Perşembe ilçesine 15 km mesafede yer alan Yason Burnu bölgede mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Yunan Mitolojisinin ünlü Altınpost Efsanesinin geçtiği yer olarak bilinen yarımadada sizi 19. yy'a ait Yason Kilisesi, burnun en ucunda deniz feneri, piknik alanları, meşhur Karadeniz lezzetleri servis edilen yeme-içme yerleri ve elbette ki harika bir manzara bekliyor. Özellikle gün batımının bir başka güzel olduğu yerde eşsiz fotoğraf kareleri yakalayabilirsiniz. 8 – Hoynat AdasıFotoğraf Gökhan Kırca Ordu'nun Perşembe ilçesinin güzelliklerinden biri olan Hoynat Adası, martıların ve karabatakların yaşadığı bir kuş cenneti olarak nitelendiriliyor. Önceleri gemiciler için sığınak ve depo olduğu tahmin edilen ada, yol üzerinde birden farklı konumdan gözlemlenebiliyor. Siz de yol üzerinde Hoynat Adası'nın manzarasını uzun uzun seyre – Gölleri, Şelaleleri, Trekking Alanları ve Doğaya Dair NicesiOrdu, doğası ile özellikle de şehir hayatının keşmekeşinden bunalan ve nefes almak isteyen ziyaretçilerin her anlamda hayalini kurdukları bir gezi vadediyor. Ormanlık alanlar, göller ve şelaleler bakımından oldukça zengin olan şehir uzun doğa yürüyüşleri, trekking, kamp ve piknik gibi aktiviteler için sıklıkla tercih ediliyor. Bölgede görmenizi tavsiye edeceğimiz pek çok doğal güzellik var; ama siz özellikle yaylalardan sonra mutlaka Çiseli Şelalesi, Ulugöl Tabiat Parkı, Gaga Gölü ve Uzundere Şelalesi'ni seyahat planınıza dahil etmeyi ihmal etmeyin. 10- Tarihi Ünye KonaklarıOsmanlı Döneminde Kadıların hakim yetiştiği bir döneme tanıklık eden, babadan oğula geçmesi nedeniyle de zamanın kadılarını yetiştiren Ünye, Kadılar Yokuşu olarak bilinen günümüzde tarihe tanıklık eden ve maalesef terkedilmiş tarihi konaklar bölgesi olarak anılmaktadır. Kadılar Yokuşunda bulunan evler zamanın Türk İslam ve Rum mimarisi örneklerinden ve çoğu ev 1900'lü yılların başında Osmanlı İmparatorluğu döneminde inşa edilmiştir. Dönemin Kadıları burada yaşarken, bazı Kadılar sadece yaz aylarında kullanmak için konaklar inşa ettirmişler. Günümüze kadar gelen ve iyi durumda olan konak sayısı ise oldukça az, çoğu konak kaderine terk edildiği için yıkık ve harap halde bulunmaktadır. Kıyıya dik olarak inen Kadılar yokuşu, deniz manzarasıyla birleştiğinde harika bir fotoğraf karesi veriyor. Orijinal taş döşemeli yolu, taş işçiliğinin en güzel örneklerini görebileceğiniz tarihi evlerin giriş kapıları adeta sizi açık hava müzesindeymiş gibi hissettirecek.
İyi günler öncelikle. Yaklaşık 7 ay önce korona oldum. Çok şükür 1 haftada atlattım. Ama o gün bugündür hiç bir şekilde hiç bir şeyin kokusunu veya tadını doğru alamıyorum. Örneğin sucuk, soğan, yumurta bunların tadı zehir gibi geliyor. İnternette araştırdığım kadarıyla net bir çözüm bulamadım. Durup dururken burnuna balık, parfüm gibi kokular da geliyor. Benimle aynı durumu yaşayanlar veya konu hakkında fikiri olanların görüşlerini bekliyorum İyi günler öncelikle. Yaklaşık 7 ay önce korona oldum. Çok şükür 1 haftada atlattım. Ama o gün bugündür hiç bir şekilde hiç bir şeyin kokusunu veya tadını doğru alamıyorum. Örneğin sucuk, soğan, yumurta bunların tadı zehir gibi geliyor. İnternette araştırdığım kadarıyla net bir çözüm bulamadım. Durup dururken burnuna balık, parfüm gibi kokular da geliyor. Benimle aynı durumu yaşayanlar veya konu hakkında fikiri olanların görüşlerini bekliyorum Al benden de o kadar. Rez aldım bekliyorum resmen Sigara kullanıyormusun. Geçmiş Gitmiş,Yani Neymiş?International Paper, Volunteer Work! 🖱️ 🏆🏆 TASARIM HİZMETLERİ 🏆🏆 Bana da bir iki ay metal tadı geliyordu Ağzımı bile sürmedim hocam Sabredin geçer arkadaşlar, umarım kısa zamanda tadınıza tuzunuza kavuşursunuz. Ağzımı bile sürmedim hocam Alıntı Koronavirüs Enfeksiyonu Sonrası Tat ve Koku Alma Duyunuzu Geri Getirmek İçin Uygulanabilecek Yöntemler Virüs bulaştıktan sonra koku duyunuzu geri getirmeye yardımcı olabilecek belirli bir ilaç bulunmaz. Bununla birlikte, koku eğitiminin olumlu bir etkisi olabilir. Koku eğitimi, koku alma duyunuzu geri getirmeye veya en azından iyileştirmeye yardımcı olması umuduyla, belirli bir süre boyunca kendinizi çeşitli güçlü kokulara maruz bırakma sürecidir. Gül, okaliptüs, limon ve karanfil gibi güçlü kokular önerilebilir. Geçmiş Gitmiş,Yani Neymiş?International Paper, Volunteer Work! 🖱️ aralık 2020 de geçirdim bende, 15 gün kadar 0 koku ve tat vardı. sonra çevremden elma sirkesi ile gargara yapmanın faydalı olduğunu duydum. 2-3 gün sabah akşam gargara yaptım sonra düzeldi çok şükür, ne kadar büyük bir nimetmiş tat alabilmek şimdi koku ve tat almada sorun yok ama halen çeşitli ağrılar çekiyorum özellikle sırtımda ve kollarımda. bide sanki eski dengem yok, özellikle ince motor becerilerimi de etkiledi bu illet. ama buna da şükür, nefes almanda sıkıntın yoksa gerisi önemli değil diyor yoğun bakımdan çıkanlar... malesef uzun süreli yaşanan koku vakaları var geçmiş olsun -
Hayat pahalılığı hepimizi zorluyor. Geçen yıl belirli malzemeleri aldığımız paraya bu yıl o malzemelerin belki ancak yarısını alabiliyoruz. Ama karamsarlığa hiç gerek yok, her şey para değil. Evet değil ama para çok şey ve onsuz olmuyor, o da ayrı. Emin olun, dünyanın en güzel şeylerinin çoğu bedava! Ne onlar diyeceksiniz. Bedava olmalarının başlıca sebebi insan yapısı olmamaları, yani doğanın bize hediyeleri. “Su da insan yapısı değil, o zaman neden bize parayla satıyorlar?” diye sorabilirsiniz lakin suyu yerin altından çıkartıp evimize getirmenin bir bedeli var ve her hizmet, ücrete tabidir. Tabii bir yolunu bulsalar da daha uyguna evimize getirseler, daha mutlu dolduran rüzgâr bedava. Fotoğraf Evan Smogor, Unsplash MAZERETİN MALİYETİ VAR YOKLUK!Bakınız sayayım Bana göre yeryüzünde karşılaşabileceğimiz en büyük güzelliklerden biri gündoğumu ve günbatımı saatlerindeki gökyüzüdür. Olağanüstü renklerle bezenmiş gökyüzü, insanı duygudan duyguya sürükleyebilir, güldürebilir, ağlatabilir, neşelendirebilir, hüzünlendirebilir… Evde resim yapmaya çalışırken o renkleri bir arada kullansanız bir şeye benzemez de gökyüzündeki uyumları inanılmayacak derecededir. Zirvedir o renkler. Sanki renkler kol kola girip türkü söylüyorlardır da siz de istemeden o türküye dâhil oluvermişsinizdir. Her günbatımı ve gündoğumu parmak izi gibidir, hepsi bambaşkadır. Her biri mucizedir adeta. Ve inanın bana, bu muhteşem güzelliğe ulaşmak bedavadır! Sadece bakmakla görülebilir. “Ama bizim ev giriş katında, biz hiç göremiyoruz!” deme güzel kardeşim, istersen zahmet edip yakındaki bir parka veya bir meydanımsı boşluğa gidip bakabilirsin değil mi? Mazeret uydurmak, işi yapmaktan daha zahmetli bile olabiliyor günbatımları bedava. Fotoğraf Quino Al, UnsplashMİSSSS GİBİ DENİZ KOKUSUBir başka bedava söyleyeyim size. Herkes deniz kenarında oturmuyor elbette. Bazen otobüse, minibüse veya kendi arabamıza binip yol almak zorunda kalıyoruz. Eğer denize ulaşmak için yol alanlardansanız, şunu mutlaka yaşamışsınızdır Deniz kenarına varılıp araçtan inildiğinde, aracın içindeki yapay ya da kötü havanın ardından ciğerlerimize mis gibi bir hava dolmaya başlar. İçindeki koku olağanüstü cezbedicidir. Deniz kokusu. Aslında denizin kendisi kokmaz, açığa çıkan yosun vs. gibi organiklerin saldığı iyotlu bir kokudur o ama biz ona kısaca deniz kokusu deriz. Nasıl güzeldir o koku! Ciğerlerine çekersin de doyamazsın. Doyulacak gibi değildir, muazzamdır. Çeker insanı içine. Hani deniz, bedene bürünüp karşına insan olarak çıksa, o an âşık olasın gelir. Bu koku üzerindeki martıların çığlıkları da öyle. Şansınız yaver giderse, biraz açıkta hoplaya zıplaya gösterilerin en keyiflilerinden birini sunan yunusların oyunları da bedavadır. İlle deniz olsun demiyorum tabii. Uludağ’a bakarak bedava olmayan çayımızı yudumlarken, yükseklerden dağın yamacını yalayarak inmeye başlayan bulutların sunduğu muhteşem görüntü de bedavadır tabii. Hayır evde duvara bakarak mı içilsin o çay, dağa yaslanmış bulutlara bakarak mı? Siz söyleyin BAHAR ÂŞIK OLUNABİLİRDaha çok şey var bedava olan. Mesela kuşların cıvıltıları. Gün doğmadan önce başlayan o harika şarkılarını dinlemek için kimseden bilet almak zorunda değiliz. Hele bu aralar, baharla birlikte ayrı bir güzelleşti kuşların şarkı listeleri. Elbette hormonlarının da bunda katkısı büyük ama dertlenmeye gerek yok, aynı hormondan bizde de var. Boşuna değil, “Ben her bahar âşık olurum” şarkıları! Bakın, biraz taşlama da olsa, büyük şair Orhan Veli ne güzel sıralamış aklına gelen bedavaları BEDAVABedava yaşıyoruz, bedava;Hava bedava, bulut bedava;Dere tepe bedava;Yağmur çamur bedava;Otomobillerin dışı,Sinemaların kapısı,Camekanlar bedava;Peynir ekmek değil amaAcı su bedava;Kelle fiyatına hürriyet,Esirlik bedava;Bedava yaşıyoruz, bedava. Orhan Veli KANIK 1914 – 1950BEDAVA SÖZCÜĞÜNÜN ETİMOLOJİSİŞimdi gelelim, bütün bu yazının sebeb-i varlığı olan “bedava” lafına… Anlamını biliyoruz tabii ama sözcük nereden geliyor? Zaten sözcüğü buraya almamın nedeni de geldiği yer. Bedava sözcüğü tam bir kırma laf. Yarısı Farsça yarısı da Arapça. “Bâd”, Farsça rüzgâr, yel anlamına geliyor. “Hevâ” ise Arapça ve anlamı hem hava, hem de arzu, istek, heves, sevgi. Doğrusunu söylemek gerekirse sözlük hevâ için “hava” anlamını vermiyor, bunu veren kaynak İslam Ansiklopedisi. Her ne ise… Bu iki sözcük dilimizde bir araya gelmiş, “bâd-i hevâ” olmuş, o da söylene söylene “bedava”ya dönüşmüş. Yani isteğe göre, arzuya göre rüzgâr anlamına orada olmak bedava. Fotoğraf Pablo Heimplatz, UnsplashKAFAYA GÖRE VERGİFakat bâd-i hevânın bir anlamı daha var. Bir Osmanlı maliye terimi! Belirli bir zamanı olmayan bir vergiye bu ismi vermişler. “Zuhurat”a yani hesapta olmayan durumlara bağlı olarak Tanzimat’a kadar alınmış vergilerin genel adı. Yani, bakıyorlar hazinede para kalmamış, hemen bir bâd-i hevâ çıkartılıyor ve halktan vergi toplanıyor. Halkımız bunun için “bedava” anlamını vermiş olabilir. Durup dururken, ne zaman ortaya çıkacağı belli olmayan, karşılıksız, açıkçası “kafaya göre” alınan bu çeşit vergiye, “Oh ne âlâ, bedavadan para kazanıyor payitaht” demiş olabilirler ve kelimenin günümüzdeki anlamı ortaya böyle çıkmış olabilir. BEDAVA YAKIT İŞTEBakınız, denizlerde gezmenin en ucuz yolu da yelkenli işte. Çünkü rüzgâr da bedava! Teknenin kendisi değil belki ama yakıtı, yani rüzgâr tamamen ücretsiz. Yelkensiz bir tekne aldığımızda benzin/mazot koyarız deposuna ki gidebilelim. Ama yelkenli öyle mi? Adını bile rüzgârdan alan bir maliyeti var Bedava! İstek rüzgârı! Biz istiyoruz, o esiyor! Bir yelkenci başka ne ister ki?Doğanın tüm mucizeleri bedava. Görmek yeterli. Fotoğraf James Wainscoat, UnsplashHAYATIN ANLAMI NE Kİ?Diyeceksiniz ki, “Kardeşim dalga mı geçiyorsun? Bu bedava şeylerle yaşanır mı?” Yerden göğe kadar haklısınız ama unutmayalım ki yaşantımıza anlam katan şeyler bunlar zaten. Günbatımında gökyüzünün renklerini görmeden, kuşların cıvıltılarına kulak kabartmadan, mis gibi deniz kokusunu ciğerlerimize çekmeden, şu sıralar açmaya başlayan çiçeklere uzun uzun bakmadan, varsa yelkenimizi rüzgârla doldurup gidebildiğimiz kadar gitmeden, küçük bir çocuğun yüzündeki gülümsemeyi, minneti, gözündeki sevginin pırıltısını fark etmeden güzel yaşamış sayılır mıyız? Eşimize, çocuğumuza, dostlarımıza onları sevdiğimizi söylemenin maliyeti var mıdır ki? Sevgimizi söylemekten vergi alınıyormuş gibi kaçınmak neden? Sevgi bedava ama “seni seviyorum” demenin bedeli yaşamaya yetmez belki ama hayatı yaşanır kılmaya yeter. Ve her günbatımında, her kuş cıvıltısında, yelken rüzgârla her dolduğunda, her çiçekte ayrı bir mucizeye tanık olduğumuzda ve mis gibi deniz kokusunu içimize her çekişimizde şükretmek, ömrümüze ömür, ruhumuza huzur katar. Belki de bu saydıklarıma kimse değer biçemeyeceği için bedavadırlar, kim bilir. Kalın HAFTA SONU HAVA VE DENİZAÇIK AMA SERİNAslında keyifli bir hava var bu hafta sonu. Yağışsız. Ama kuvvetli poyraz, zaten serince olan havayı daha da serin kılıyor. En yükseği 15 derecelerde dolaşan bir sıcaklıktan söz ediyoruz. Yani yelken açacaklar için “bedava” ve bol rüzgâr var. Ama mis gibi deniz havasını içine çekmek isteyenlerin üzerlerine mont almaları zorunlu. Yeni hafta daha ılık ve esintisiz bir havaya merhaba diyecek. Artık ilkbahar iyiden iyiye hissedilir olmak üzere. Zaten gündönümünü, yani 21 Mart’ı da geride bıraktık, önümüz rengarenk bir bahar. Deniz suyu ise 11’e çıktı. Yavaş yavaş yükselecek o da. Herkese mutlu bir hafta sonu dilerim.
ANA SAYFASCOPEDurup Dururken Alev Almak Mümkün Olabilir Mi? Spontane İnsan YanmasıSCOPE Gizemli ölümler, anlam verilemeyen bir şekilde meydana gelen yanmalar ve mantık temeline oturmayan vakalar... Evet bahsettiğimiz şey "spontane insan yanması". Koltuğunuzda öylece otururken ve ortada hiçbir neden yokken vücudunuzun aniden yanmaya başladığını ve kısa sürede alevlere teslim olduğunuzu düşünün. Kulağa korkunç geliyor öyle değil mi? Peki bu nasıl oluyor? Yayın Tarihi 30 Kas 2021Süre Bardak0 kişi beğendiGayet normal bir şekilde arkanıza yaslanıp televizyon izlediğinizi düşünün. Evinizdesiniz, rahatsınız, güvendesiniz ve her şey son derece normal gözüküyor. Ancak bir anda beklenmedik bir şekilde kendinizi rahatsız hissetmeye başlıyorsunuz. Nabzınız yükseliyor, terliyor ve rahat nefes alamadığınız için panikliyorsunuz. Ardından burnunuza bir yanık kokusu gelmeye başlıyor. Bu durumda bir şeylerin yolunda gitmediğine kesin olarak kanaat getirip, yanık kokusunun kaynağını bulmaya çalışıyorsunuz. İşte tam bu noktada da farkına vardığınız şey sizi daha büyük bir paniğe ve korkuya sürüklüyor. Çünkü yanan şey kendinizsiniz. Vücudunuzu saran alevleri gördükten sonra üzerinizdeki şoku atlatamadan derinizin çatladığını, kaslarınızın ve kemiklerinizin yandığını görüyorsunuz. Bunlar muhtemelen bilinciniz kapanmadan önce gördüğünüz son birkaç şey olacak. Durum bu raddeye geldikten sonra da ne yazık ki artık sizin için çok geç olacak. Birileri gelip hemen birkaç dakika içinde sizi bulsa dahi bu saatten sonra vücudunuzdaki derin hasarın iyileşmesi ve onarılması mümkün gözükmüyor. Kulağa çok ilginç geliyor ancak spontane insan yanması dediğimiz olayın daha önce bazı insanların başına geldiği biliniyor. En bilinen vakalardan biri ise 67 yaşında bir kadın olan Mary Reeser'in yanarak ölmesi diyebiliriz. Yalnız yaşayan bu kadın, komşusu tarafından evinde yanmış bir şekilde bulunuyor. Ancak olayın bir yangından ibaret olmadığı çok açık. Çünkü yalnızca kadının oturduğu koltuk ve bulunduğu yakın çevrelerdeki bazı objeler ve elbette kadının vücudu yanmış. Bunun yanında garip olan bir başka durum ise kadının bir bacağının dizinden aşağısının komple sağlam bir şekilde duruyor olması olarak söylenebilir. Hatta kadının çorabı ve ayakkabısının bile sapasağlam bir şekilde kaldığı kayıtlarda yer alıyor. Ani ve şiddetli yanmanın etkisiyle kadının kafatasının küçüldüğü ve vücut ağırlığının da 450 gram civarına düştüğü biliniyor. Bu da yanmanın ne derece yüksek olduğunu kanıtlar nitelikte. Hatta kadının bulunduğu odanın duvarlarının siyahlaştığı, prizlerin eridiği ve aynaların çatladığı da bilinenler arasında. Tüm araştırmalara rağmen yanmanın sebebi belirlenemeyince de kaza raporuna, kadının elinde sigara ile uyuyakaldığı ve bundan dolayı yandığı yazılmış. Ancak durum hala gizemini koruyor. Bir başka bilinen vaka ise Alexander Morrison isimli 65 yaşındaki adamın evinin ahırında yanarak ölmesi diyebiliriz. Adam, ahırda samanların arasında olmasına rağmen alevlerin ahırın içine veya dışına sıçramamış olması ve yalnızca yaşlı adamı ve bulunduğu çevreyi yakması son derece ilginç. Adamın kafatasının ve organlarının yanarak küle döndüğü kayıtlara geçmiş. Ancak tıpkı az önceki olayda da gözlemlediğimiz üzere bu yaşlı adamın da sağ bacağının aşağısının yanmadığı bilinenler arasında. Olay sonrası yapılan incelemelerde adamın yanmadan önce çok fazla alkol aldığı ve sarhoş olduğu saptanmış. Buradan da alkolün vücut yağları ile tepkimeye girdiği ve fitil etkisi yarattığı çıkarımı yapılıyor. Yani basit bir şekilde açıklamak gerekirse vücuttaki yağların yanıcı madde işlevi gördüğünü ve adamın üzerindeki kıyafetlerin ve saçlarının ise yanmayı hızlandıran unsurlar olduğu söylenebilir. Dolayısıyla da yanma olayı yalnızca kişinin bedeni üzerinde gerçekleşiyor ve ardından geriye bir kül yığını kalıyor. Bu konuyla ilgili net saptamalar ve bilimin ortaya koyduğu kesin veriler hala yok. Ancak son 300 yılda dünya genelinde yaklaşık olarak 232 insanın bilinmeyen nedenlerden dolayı alev alarak yandığı kayıtlara geçmiş durumda. Spontane insan yanmasına maruz kalan insanların ortak özelliklerine baktığımızda ise genelde yaşlı veya fazla kilolu olduklarını söyleyebiliriz. Ayrıca diyabet, anksiyete gibi rahatsızlıkları olduğu veya depresyonda oldukları biliniyor. Bazı psikologlar yanmaların nedenini olumsuz düşüncelere bağlayıp kişinin kendi cehennemini yarattığını ve böylece vücuduna zarar verdiğini söylüyor. Kimileri ise durumu az önce de bahsettiğimiz fitil etkisi ile açıklıyor. Elbette tüm bu yanmaların sebebi bambaşka şeyler de olabilir. Ancak şu ana kadar meydana gelen yanmaların kaynağının ne olduğunun tespit edilememiş olması, insanların garip bir şekilde yalnızca bedenlerinin yanması ve buna karşın bir bacaklarının bundan etkilenmemesi, çevredeki başka hiçbir objenin de alevlere teslim olmaması gibi unsurlar meydana gelen vakaları hala gizemli kılıyor. Aslında tüm vakalar incelendiğinde bunların birbiriyle temelde birtakım benzerlikler taşıması ve insanın anatomik yapısına bakıldığında, spontane insan yanmasını basit olarak fitil etkisi kavramıyla açıklamamız çok da imkansız gözükmüyor. Ancak bu durumla ilgili çok fazla alternatif açıklama olmasına rağmen anlatılanların yalnızca birer teoriden ibaret olması, konuyu hala bilimsel şekilde araştırmaya değer kılıyor. Kim bilir belki bu vakaların gizemini net bir şekilde çözen ve spontane insan yanmasını sonuca bağlayan kişi siz olabilirsiniz.
durup dururken güzel koku almak